Bebek katili ile el sıkışmaya, teröristlerle, katillerle anlaşmaya diyorlar ki! Hz. Muhammed (sav) Hudeybiye’de ne yaptıysa, bizde onu yapıyoruz.”
Allah’a ve Resulüne iftira atılıyor. Bu anlayışa, Hudeybiye anlaşmasının kimlerle yapıldığını, nedenlerini, niçinlerini, sonuçlarını anlatmaya gerek yok.
“O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. O (nun konuşması kendisine) vahye dilenden başkası değildir.” (Necm suresi 3, 4) ilahi gerçeği karşısında, siz nasıl olurda yaptığınız işi Resulullah’a havale edersiniz?
Yaptığınız işe Kur’an ne diyor, Hz. Peygamber ne diyor? diye bir baktınız mı ki, Allah ve Resulünü, kendi siyasi çıkar ve hedefleriniz için dayanak yapmaya kalkıyorsunuz?
Bir başkası diyor ki; Bizim bu yaptığımız, Hz. Peygamberin yaptığı Medine sözleşmesidir, Veda Hutbesinde vurguladığı gerçeklerdir.”
Vay! Nasipsiz! Nasılda hakkı saptırmaya gayret ediyorlar. Daha kendi kimliğini tanımlayamamış, dünyalık hedefler uğruna dün demediğini bırakmadığı, iman boyutunda en aşağı mertebelerle tabir ettiği anlayışla birleşen kişiler, şimdi kalkmış Medine sözleşmesinden, Veda Hutbesinden bahsediyor. Bu nasipsizlik ötesi bir şey olsa gerek.
Bir başkası Türk, İslam sentezinin zehir olduğunu iddia ediyor ve kendisini şeriatçı olarak tariflendiriyor.
Evet, Türk-İslam sentezi zehirdir. Kimin için? Kâfirler için, münafıklar için, bölücüler için. En son bu zehiri bahsettiğim anlayışlara Çanakkale’de içirdik. Kurtuluş Savaşında içirdik. Bu milletin dişiyle, tırnağıyla kurduğu Türkiye Cumhuriyetine karşı isyan edenlere içirdik. Daha içmek isteyen varsa yine içiririz.
Şeriatçılığa gelince! Muaviye de şeriatçı olduğunu iddia ediyordu. Muaviye’nin oğlu Yezit’te şeriatçılık taslıyordu. Haliyle bu soydan gelenlerin de aynı iddiada bulunmaları normal. Akıbetleri ise Kur’an ve Sünnet’le sabit.
Bir başkası diyor ki; 30 yıllık terör tarihinde bir ilk gerçekleşmiş ve dört aydır teröre kurban verilmemiş.
Birincisi; Bu mahluklar kanla beslenir ve kış gelince inlerine çekilirler ve ellerindeki kanla baharı beklerler. Bu süreçte dağdakilerin görevini şehirlerdeki kravatlılar üstlenir.
İkincisi; Kış aylarında, terör yuvalarına baskınları Türk Ordusu yapardı, terörü yok etmeye çalışırdı. Şimdi asker operasyona çıkartılmıyor. Bu bir ilk, doğrudur.
Üçüncüsü; Teröristler salak değiller. Silahla elde edemediklerini şimdi masada tek tek elde ediyorlar. Boşuna canlarını riske atarlar mı?
Çok olmak, haklı olmak mıdır?
Sayın Erdoğan 10 yıldır ne zaman sıkışsa, verecek cevabı bulamazsa hemen sayılara yöneliyor, matematik hesabı yapıyor.
“Biz halkın %50 oyunu aldık. Her iki kişiden biri bize oy verdi. Oyumuz %54’lere çıktı. Açılımı %58 destekliyor” vs. gibi.
Tabi haliyle sormak istiyorum; Sayı çokluğu, kalabalık olmak haklı olmak, hak yolda olmak manasına mı gelir?
Haliyle herkesin bu soruya verecek bir cevabı vardır. Bende şöyle bir tablo sunayım, ona göre karar verelim…
“… Onların çoğu yalancıdır.” (Şuara Suresi 223)
“… İnsanların birçoğu ayetlerimizden yine de gafildirler.” (Yunus Suresi 92)
“…Onların birçoğu zandan başka bir şeye uymaz.” (Yunus Suresi 36)
“… İnsanların çoğu ille nankörlük edip diretmiştir.” (Furkan Suresi 50)
“… Fakat insanların pek çokları şükretmezler.” (Bakara Suresi 243)
“… Onların çoğunun akılları ermez.” (Maide suresi 103)
“… Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.” (Maide Suresi 49)
“… Onların çoğu kâfir kimselerdir.” (Nahl Süresi 83)
“… Onların pek çoğu müşrik idiler.” (Rum Suresi 42)
“… Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler.” (İsra Suresi 89)
Gibi bir çok ayetin giriş ve son bölümünde Allah-u Teala çoğunluğa vurgu yapıyor. Yani hak olan, doğru olan çok olan değildir. Allah ve Resulünün çizgisinde olan, Allah’a ve Resulüne muhalefete kalkışmayan kişi ve anlayışlardır.
Sonra sayı çokluğuyla haklılık iddiası bana hep Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’in katili Yezid’i hatırlatır. Bir tarafta 75 kişi, diğer tarafta 30 bin kişi. Ve bu 30 bin kişi hak adına, din adına tarihin en büyük katliamını gerçekleştiriyor. (Haşa) Haklımıdır 30 bin kişi?
Allah’a ve Resulüne iftira atılıyor. Bu anlayışa, Hudeybiye anlaşmasının kimlerle yapıldığını, nedenlerini, niçinlerini, sonuçlarını anlatmaya gerek yok.
“O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. O (nun konuşması kendisine) vahye dilenden başkası değildir.” (Necm suresi 3, 4) ilahi gerçeği karşısında, siz nasıl olurda yaptığınız işi Resulullah’a havale edersiniz?
Yaptığınız işe Kur’an ne diyor, Hz. Peygamber ne diyor? diye bir baktınız mı ki, Allah ve Resulünü, kendi siyasi çıkar ve hedefleriniz için dayanak yapmaya kalkıyorsunuz?
Bir başkası diyor ki; Bizim bu yaptığımız, Hz. Peygamberin yaptığı Medine sözleşmesidir, Veda Hutbesinde vurguladığı gerçeklerdir.”
Vay! Nasipsiz! Nasılda hakkı saptırmaya gayret ediyorlar. Daha kendi kimliğini tanımlayamamış, dünyalık hedefler uğruna dün demediğini bırakmadığı, iman boyutunda en aşağı mertebelerle tabir ettiği anlayışla birleşen kişiler, şimdi kalkmış Medine sözleşmesinden, Veda Hutbesinden bahsediyor. Bu nasipsizlik ötesi bir şey olsa gerek.
Bir başkası Türk, İslam sentezinin zehir olduğunu iddia ediyor ve kendisini şeriatçı olarak tariflendiriyor.
Evet, Türk-İslam sentezi zehirdir. Kimin için? Kâfirler için, münafıklar için, bölücüler için. En son bu zehiri bahsettiğim anlayışlara Çanakkale’de içirdik. Kurtuluş Savaşında içirdik. Bu milletin dişiyle, tırnağıyla kurduğu Türkiye Cumhuriyetine karşı isyan edenlere içirdik. Daha içmek isteyen varsa yine içiririz.
Şeriatçılığa gelince! Muaviye de şeriatçı olduğunu iddia ediyordu. Muaviye’nin oğlu Yezit’te şeriatçılık taslıyordu. Haliyle bu soydan gelenlerin de aynı iddiada bulunmaları normal. Akıbetleri ise Kur’an ve Sünnet’le sabit.
Bir başkası diyor ki; 30 yıllık terör tarihinde bir ilk gerçekleşmiş ve dört aydır teröre kurban verilmemiş.
Birincisi; Bu mahluklar kanla beslenir ve kış gelince inlerine çekilirler ve ellerindeki kanla baharı beklerler. Bu süreçte dağdakilerin görevini şehirlerdeki kravatlılar üstlenir.
İkincisi; Kış aylarında, terör yuvalarına baskınları Türk Ordusu yapardı, terörü yok etmeye çalışırdı. Şimdi asker operasyona çıkartılmıyor. Bu bir ilk, doğrudur.
Üçüncüsü; Teröristler salak değiller. Silahla elde edemediklerini şimdi masada tek tek elde ediyorlar. Boşuna canlarını riske atarlar mı?
Çok olmak, haklı olmak mıdır?
Sayın Erdoğan 10 yıldır ne zaman sıkışsa, verecek cevabı bulamazsa hemen sayılara yöneliyor, matematik hesabı yapıyor.
“Biz halkın %50 oyunu aldık. Her iki kişiden biri bize oy verdi. Oyumuz %54’lere çıktı. Açılımı %58 destekliyor” vs. gibi.
Tabi haliyle sormak istiyorum; Sayı çokluğu, kalabalık olmak haklı olmak, hak yolda olmak manasına mı gelir?
Haliyle herkesin bu soruya verecek bir cevabı vardır. Bende şöyle bir tablo sunayım, ona göre karar verelim…
“… Onların çoğu yalancıdır.” (Şuara Suresi 223)
“… İnsanların birçoğu ayetlerimizden yine de gafildirler.” (Yunus Suresi 92)
“…Onların birçoğu zandan başka bir şeye uymaz.” (Yunus Suresi 36)
“… İnsanların çoğu ille nankörlük edip diretmiştir.” (Furkan Suresi 50)
“… Fakat insanların pek çokları şükretmezler.” (Bakara Suresi 243)
“… Onların çoğunun akılları ermez.” (Maide suresi 103)
“… Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.” (Maide Suresi 49)
“… Onların çoğu kâfir kimselerdir.” (Nahl Süresi 83)
“… Onların pek çoğu müşrik idiler.” (Rum Suresi 42)
“… Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler.” (İsra Suresi 89)
Gibi bir çok ayetin giriş ve son bölümünde Allah-u Teala çoğunluğa vurgu yapıyor. Yani hak olan, doğru olan çok olan değildir. Allah ve Resulünün çizgisinde olan, Allah’a ve Resulüne muhalefete kalkışmayan kişi ve anlayışlardır.
Sonra sayı çokluğuyla haklılık iddiası bana hep Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’in katili Yezid’i hatırlatır. Bir tarafta 75 kişi, diğer tarafta 30 bin kişi. Ve bu 30 bin kişi hak adına, din adına tarihin en büyük katliamını gerçekleştiriyor. (Haşa) Haklımıdır 30 bin kişi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Bizim 23 Nisan’dan anladığımız / 23.04.2025
- Türkiye’ye ‘Escobar sistemi’ kurmuşlar / 21.04.2025
- ‘Erdoğan Amca adım Danya Ebu Muhsin’ / 20.04.2025
- 2 bin değil 2 bin 600 yıldır yapılanamayanı yaptılar? / 19.04.2025
- Gazze’den tehciri, ‘hicret’ olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar / 18.04.2025
- Sahada yaşananlar Erdoğan’ı teyit etmiyor / 17.04.2025
- Erdoğan’ın ‘fakir fukara garip gureba’ çıkışı / 16.04.2025
- O zaman nedir bu Milli Ekonomi Modeli? / 15.04.2025
- O, benim bitmeyen rüyamdı -2- / 14.04.2025
- O, benim bitmeyen rüyamdı -1- / 13.04.2025
- Türkiye’ye ‘Escobar sistemi’ kurmuşlar / 21.04.2025
- ‘Erdoğan Amca adım Danya Ebu Muhsin’ / 20.04.2025
- 2 bin değil 2 bin 600 yıldır yapılanamayanı yaptılar? / 19.04.2025
- Gazze’den tehciri, ‘hicret’ olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar / 18.04.2025
- Sahada yaşananlar Erdoğan’ı teyit etmiyor / 17.04.2025
- Erdoğan’ın ‘fakir fukara garip gureba’ çıkışı / 16.04.2025
- O zaman nedir bu Milli Ekonomi Modeli? / 15.04.2025
- O, benim bitmeyen rüyamdı -2- / 14.04.2025
- O, benim bitmeyen rüyamdı -1- / 13.04.2025