Necip Fazıl ise, Edebiyat Mahkemeleri adlı eserinde şöyle der: "Uydurma ağızların başında, şart edatı olan "ya"dan sonra yapıştırdıkları "da" geliyor: Ya da... Türk şivesinde böyle bir ağız yoktur. Bizde şart edatı "ya", iki kere kullanılarak kendisini belirtir: Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin!Veya; Ya kurtarıcını bulursun, yahut gümler, şapa oturursun!Fransızca'da olduğu gibi, her dilde de böyle..." (s.246)Devam edelim: "Bazı ulusal TV kanallarında önemli alt, ya da üst yazılar veriliyor" (Türkiye Gzt. 24 Ağustos 1999, s.21). Ulusal'ın milli yerine uydurma olduğundan yukarıda bahsetmiştim. Kanal ise Fransızca'dır. "... tekrar geçmişle günümüz arasındaki benzer ya da farklı bağlantıları kurma imkanını da buldu kendinde" (Türkiye Gzt. 26 Ekim 1999).Aynı yazının devamında da şöyle deniliyor: "...Bu başıboşluk, ister istemez bir sonraki yapımın başlangıcını kaçırmaya, ya da başka kanallarda dolaşmaya sebebiyet veriyor!"(Neden) kelimesinin yanlış kullanılışına yukarıda kısaca temas etmiştim. Zira, dünyanın bütün dillerinde bu kelime isim değil, soru olarak kullanılır. Bizde kullanıldığı zaman, (bu sebeble, bu yüzden, bundan dolayı, bundan ötürü..." gibi ifadeleri de yıkıp geçmektedir:"Kazaya neden olan otobüs" (TGRT, 30 Aralık 1988, saat: 12:00)."...iddialara göre, bu isteğin arkasındaki neden, Durmuş'un, Ecevit'in..." (Star Gzt. 20 Mayıs 2002, S.1)."Cep telefonu göz kanserine neden oluyor" (Milliyet Gzt. 15 Ocak 2001, s.3).Güzel Türkçe'nin hangi sebeplerle kendini ifade edemez hale düştüğünü bundan başka nasıl izah edelim?Değişik örneklerle mevzumuza devam ederken, gayemizin, Türkçe'nin şanlı geçmişine layık, zengin bir dil olması olduğunu tekrarlayalım."Bakanlar Kurulu belediyelerin finans sorununu görüştü" (TRT-, 15 Nisan 2002, 18:00 Haberleri). Son zamanlarda "mali", "maliye" yerine Fransızca finans'ın tercihini anlamak mümkün değildir. Yine; yaygın olan: "...Finans Bireysel Bankacılık Müdürlüğü..."ndeki (finans) ve (banka)nın Fransızca olduğunu belirterek "bireysel" denen ne idüğü belirsiz yaratığa göz atalım: Dünyanın hiçbir lisanında ve Türkçe'de sayı sıfatından isim yapıldığı görülmemiştir. (Bir) sayı sıfatına (-ey) eklenmiş ve (kişi, şahıs, fert, zat) kelimeleri mezar kazıcıların hışmına uğramıştır. Bu garip kelimeye bir de Fransızca (-sel) takısı eklenmiş ve denmiş ki; ey millet işte size öz be öz, Türkçelerin Türkçesi bir kelime... Yani; şahsi ve ferdi yerine bunu kullan... Bu millet kendi lisanıyla aldatılıyor: Biline!"Bireyin bilme ve anlama sorumluluğu" (Zaman Gzt. 14 Ekim 2001, s.4). İşte böyle! Ben başka ne diyebilirim ki? Hele de "Anayasa bireyden korkuyor"sa (Yeni Şafak Gzt. 20 Mayıs 2002, s.1)... "Dil hüznü" başlıklı bir yazıda da bakınız ne inciler var: "Globalleme (küreselleşme), postmodernizm, ulus-devletin gerileyişi, sınırların flulaşması, ulusal kimliklerin açılması, bireyselleşme Avrupa Birliği temel kültürü olmayan sokaktaki vatandaş için kolay kolay anlaşılacak kelime ve kavramlar değil." (Türkiye Gzt. 20 Ocak 2000, s.14). Doğrusunu ararsanız, bunlar benim için de anlaşılması zor şeyler. Yabancı kelimeler bir yana, Türkçe diye sunulanlar bile aynı. (Küresel)iniz de, (ulusal)ınız da, (bireysel)iniz de sizin olsun! Türkçe'de yanlış kullanılan kelimelerden biri de (konuşlanmak) olarak ifade edilen fiildir: "Kosova'da barış nöbeti tutacak birliğimiz, görev yerine ulaştı. Konuşlanma işlemlerini de tamamlayan Mehmetçik, Prizen ve Mamuşa'dan sonra Dragaş'ta coşkuyla karşılandı" (Türkiye Gazt. 09. Temmuz 1999, s.1), "Kızılay tırlarının neredeyse Orta'ya vardığını ve konuşlanmaya başladığını..." (Çankırı / Orta depremi münasebetiyle TRT-1, Haber 13:10, 06 Haziran 2000).Temel Türkçe Büyük Sözlük, Kamus-i Türki'nin 741. sayfasında şöyle der: "KONUŞ: 1. Konmak fiili veya tarzı. 2. Ask. Yerleştirme tarzı, birliklerin yerleştirilme biçimi."Hayat Büyük Türk Sözlüğü'nün 744. sayfasında ise: "KONUŞ: 1. Konma tarzı, 2. (Coğrafya) Bir yerin, çevresi içindeki vaziyeti. 3. (Askerlik) Birliklerin, bütün ihtimaller göz önünde tutularak yerleştirilmesi şekli" denmektedir.İki söz sahibi sözlüğümüzden arzettiğim bu tariflere göre (konuş), (konmak) fiilinden geliyor ve tıpkı bulmak'tan (bul+uş), kaçmak'tan (kaç+ış), durmak'tan (dur+uş), vurmak'tan (vur+uş) ve dalmak'tan (dal+ış) gibi Türkçe kaidelere uygun olarak teşekkül ettirilmiş bir kelimedir. Ancak; yanlış olarak kullanılan haliyle, bu kelimelerin/fiillerin (buluşlandırılmak), (duruşlandırılmak), (vuruşlandırılmak) veya (dalışlandırılmak) olması lazımdır ki; (konuşlandı veya konuşlandırılacak) gibi çekimler doğru olabilsin. Demek ki, bu kelime tamamen yanlış olarak kullanılıyor ve belki de (konuşmak) fiiliyle karıştırılıyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (A) / diğer yazıları
- RESUL BALCI: Karlar düşerken / 22.02.2025
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012