Âdet üzere, Üzeyir Garih cinayeti de dosyadaki yerini almaya hazırlansın.
Öyle oluyor hep.
Tanınmış bir kişi öldürüldüğü zaman, önce "Kanı yerde kalmayacak. Katil veya katiller en kısa zamanda yakalanacak..." gibi sözler duyuyor, ondan sonra da alıştığımız faaliyetlere şahit oluyoruz.
Cinayet, önce ortalığı tozu dumana katıyor. Zihinler ona çevriliyor ve gündem unutuluveriyor.
Bu arada mühim işler de olsa, insanlar taze cinayetin heyecanıyla ne olup bittiğini pek farkedemiyorlar... Unutup gidiyorlar...
Hatırlayalım meselâ...
Gelmesini dört gözle beklediğimiz yeni kriz yolda mı?
Bor madenlerinden ne haber?
Hükümetin durumu ne?
Dervişli faaliyetler ne durumda?
TL'ye mi bel bağlamalı, dolara mı?..
Bu listeyi uzatabildiğin kadar uzat...
Üzeyir Garih cinayeti, hepsini gündemden düşürüp ikinci plana atıverdi.
***
Bir de, Garih cinayetinin araştırılması için İsrail'den MOSSAD ajanlarının gelmesi haberleri var.
İnsan, bu haberleri duyunca hem kızıyor hem utanıyor.
İnsanlar, "Türkiye, bir cinayeti aydınlatmaktan aciz mi? İsrail'den yardımcı ajanların gelmesi neyin nesi?" diyorlar.
Hadi, "Evet, Türkiye maalesef âcizdir" demeyelim ama, seneler geçmesine rağmen aydınlanmayan cinâyetlere ne demeli?..
Galiba bir terslik daha var:
Üzeyir Garih, inanç itibariyle Yahudiydi ama, taa babadan dededen beri bir Türk vatandaşı ve Türk Yahudisiydi. Türkiye'ye bağlılığını da açıkça ifade ediyordu. "Ben Türkiye'de doğdum. Türkiye'de öleceğim" diyordu.
Öyleyse, cinayetinin araştırılması için İsrail ajanlarının gelmesinin sebebi ne? Denilebilir ki, İsraillilerle inanç birliği var... Olabilir!
Dünyanın her tarafında Müslümanlar var. Meselâ Almanya'da arada bir Türkler öldürülür durur. O cinayetleri araştırmak için Türkiye'den ajanlar mı gidiyor? Gitse, Almanlar kabul ederler mi?
Avustralya'da, sözde bir trafik kazasında ölen merhum Esat Coşan ve damadının ölüm sebeplerini, gerçekten kaza mı değil mi diye araştırmak için adam göndermek aklımızın köşesinden geçti mi?
Bilmem kaç yüz sene önce Amerika'ya giden Osmanlıların torunları var:
Meluncanlar...
Bunlardan hâlâ Müslüman olanlar var.
Onlardan gayet zengin biri Amerika'da öldürülse, Türkiye'den cinayet araştırmacısı mı gider?
Ve ne gerekçeyle?
Amerikalılara, "Bu işi siz beceremezsiniz. Onun için biz geldik" demek için mi?
Ve böyle bir şeye Amerika müsaade eder mi?
***
Bir minibüs İsrailli gelince, "İsrailli ajanlar gelince cinayetin çözülmeye doğru gittiği ve bu işin içinde bir askerin bulunduğu" yazıldı.
Yani İsrail ajanları, yanlarında cinayetin tarifnamesini de mi getirdiler? Cinayet, örtülü yüzünü göstermek için MOSSAD ajanlarını bekliyordu da, onlar gelince sanki peçesini kaldırımı verdi?
Bazı basın organlarının haberleri insana aynen bunu düşündürür şekildeydi. İsrailli ajanların gelmesi, çeşitli ağızlar tarafından "Onur kırıcıdır..." diye tenkit edilmeye başlanınca da, yalanlanıverdi.
Bindikleri minibüs bile unutularak, "Bu iş için İsrail'den gelen yok" denildi. Öte taraftan, İsrail'e yakınlığıyla bilinen yazar Sedat Sertoğlu ise, yazısında buna lüzum bile olmadığını yazıyor ve bu işin -Üzeyir Garih cinayeti sebebiyle olmasını bir tarafa bırakın- devamlı olduğunu söylüyordu:
"Sevgili meslekdaşlarım;
MOSSAD'ın, Ankara ve İstanbul'da zaten ajanları vardır...
Aynen bizim MİT'in, Telaviv ve Kudüs'te ajanları olduğu gibi... Bu nedenle de, İsrail'den buraya yeni ajanların gelmesine gerek yoktur... Buradakiler, MİT'le zaten yoğun çalışma içindedirler... Ve daha olayın ilk saatlerinden itibaren MİT'le mutlaka temasa geçmişlerdir... Çünkü sistem böyle işler..."
TL hutbesi
Sevgili okuyucular,
Bu arada Diyanet İşleri Başkanlığı'nın "Türk lirasına itibar kampanyası" hutbesini de unutmayalım.
Duymayanlar, dinlemeyenler araştırıp bulsun, okusun ve hutbedeki tavsiyelere uysunlar ki sevap kazansınlar...
Başka bir hutbe konusu olan "Trafik kaidelerine uymak" nasıl büyük bir sevapsa, "TL'ye itibar kazandırmak" da çok sevap ki, hakkında hutbe hazırlanmış.
Hutbe öyle de tesirli olmuş ki, daha okunmadan İşçi Partililere bile tesir etmiş. İP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın, bu hizmetlerden dolayı D.İ.B. Mehmet Nuri Yılmaz'ı makamında ziyaret ederek kutladı bile. Merkezî sistemle va'z ve ezanın yanında, TL hutbesi de iyi gider hani. Belki yakında Türkiye çapında merkezî sistemle namaz da başlar da, tek imamla işi hallederiz.
Sadece bir iki imama maaş vermek, belki ekonomiyi bile ayağa kaldırılır.
Haritaya bakarsanız, Hatay topraklarının Türkiye'nin güneyine doğru bir çıkıntı şeklinde uzandığını görürsünüz. Yani Kâbe'ye en yakın yer, Hatay bölgesi. Oraya bir imam konulup merkezi sistemle pekâlâ topluca bu iş halledilebilir. Herkes TV'lerden takip ederek tek imama uyup namazını kılar...
Evren'e göre, Cuma namazı TV'den kılınabilirse, vakit namazı niye kılınmasın?..
Öyle oluyor hep.
Tanınmış bir kişi öldürüldüğü zaman, önce "Kanı yerde kalmayacak. Katil veya katiller en kısa zamanda yakalanacak..." gibi sözler duyuyor, ondan sonra da alıştığımız faaliyetlere şahit oluyoruz.
Cinayet, önce ortalığı tozu dumana katıyor. Zihinler ona çevriliyor ve gündem unutuluveriyor.
Bu arada mühim işler de olsa, insanlar taze cinayetin heyecanıyla ne olup bittiğini pek farkedemiyorlar... Unutup gidiyorlar...
Hatırlayalım meselâ...
Gelmesini dört gözle beklediğimiz yeni kriz yolda mı?
Bor madenlerinden ne haber?
Hükümetin durumu ne?
Dervişli faaliyetler ne durumda?
TL'ye mi bel bağlamalı, dolara mı?..
Bu listeyi uzatabildiğin kadar uzat...
Üzeyir Garih cinayeti, hepsini gündemden düşürüp ikinci plana atıverdi.
***
Bir de, Garih cinayetinin araştırılması için İsrail'den MOSSAD ajanlarının gelmesi haberleri var.
İnsan, bu haberleri duyunca hem kızıyor hem utanıyor.
İnsanlar, "Türkiye, bir cinayeti aydınlatmaktan aciz mi? İsrail'den yardımcı ajanların gelmesi neyin nesi?" diyorlar.
Hadi, "Evet, Türkiye maalesef âcizdir" demeyelim ama, seneler geçmesine rağmen aydınlanmayan cinâyetlere ne demeli?..
Galiba bir terslik daha var:
Üzeyir Garih, inanç itibariyle Yahudiydi ama, taa babadan dededen beri bir Türk vatandaşı ve Türk Yahudisiydi. Türkiye'ye bağlılığını da açıkça ifade ediyordu. "Ben Türkiye'de doğdum. Türkiye'de öleceğim" diyordu.
Öyleyse, cinayetinin araştırılması için İsrail ajanlarının gelmesinin sebebi ne? Denilebilir ki, İsraillilerle inanç birliği var... Olabilir!
Dünyanın her tarafında Müslümanlar var. Meselâ Almanya'da arada bir Türkler öldürülür durur. O cinayetleri araştırmak için Türkiye'den ajanlar mı gidiyor? Gitse, Almanlar kabul ederler mi?
Avustralya'da, sözde bir trafik kazasında ölen merhum Esat Coşan ve damadının ölüm sebeplerini, gerçekten kaza mı değil mi diye araştırmak için adam göndermek aklımızın köşesinden geçti mi?
Bilmem kaç yüz sene önce Amerika'ya giden Osmanlıların torunları var:
Meluncanlar...
Bunlardan hâlâ Müslüman olanlar var.
Onlardan gayet zengin biri Amerika'da öldürülse, Türkiye'den cinayet araştırmacısı mı gider?
Ve ne gerekçeyle?
Amerikalılara, "Bu işi siz beceremezsiniz. Onun için biz geldik" demek için mi?
Ve böyle bir şeye Amerika müsaade eder mi?
***
Bir minibüs İsrailli gelince, "İsrailli ajanlar gelince cinayetin çözülmeye doğru gittiği ve bu işin içinde bir askerin bulunduğu" yazıldı.
Yani İsrail ajanları, yanlarında cinayetin tarifnamesini de mi getirdiler? Cinayet, örtülü yüzünü göstermek için MOSSAD ajanlarını bekliyordu da, onlar gelince sanki peçesini kaldırımı verdi?
Bazı basın organlarının haberleri insana aynen bunu düşündürür şekildeydi. İsrailli ajanların gelmesi, çeşitli ağızlar tarafından "Onur kırıcıdır..." diye tenkit edilmeye başlanınca da, yalanlanıverdi.
Bindikleri minibüs bile unutularak, "Bu iş için İsrail'den gelen yok" denildi. Öte taraftan, İsrail'e yakınlığıyla bilinen yazar Sedat Sertoğlu ise, yazısında buna lüzum bile olmadığını yazıyor ve bu işin -Üzeyir Garih cinayeti sebebiyle olmasını bir tarafa bırakın- devamlı olduğunu söylüyordu:
"Sevgili meslekdaşlarım;
MOSSAD'ın, Ankara ve İstanbul'da zaten ajanları vardır...
Aynen bizim MİT'in, Telaviv ve Kudüs'te ajanları olduğu gibi... Bu nedenle de, İsrail'den buraya yeni ajanların gelmesine gerek yoktur... Buradakiler, MİT'le zaten yoğun çalışma içindedirler... Ve daha olayın ilk saatlerinden itibaren MİT'le mutlaka temasa geçmişlerdir... Çünkü sistem böyle işler..."
TL hutbesi
Sevgili okuyucular,
Bu arada Diyanet İşleri Başkanlığı'nın "Türk lirasına itibar kampanyası" hutbesini de unutmayalım.
Duymayanlar, dinlemeyenler araştırıp bulsun, okusun ve hutbedeki tavsiyelere uysunlar ki sevap kazansınlar...
Başka bir hutbe konusu olan "Trafik kaidelerine uymak" nasıl büyük bir sevapsa, "TL'ye itibar kazandırmak" da çok sevap ki, hakkında hutbe hazırlanmış.
Hutbe öyle de tesirli olmuş ki, daha okunmadan İşçi Partililere bile tesir etmiş. İP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın, bu hizmetlerden dolayı D.İ.B. Mehmet Nuri Yılmaz'ı makamında ziyaret ederek kutladı bile. Merkezî sistemle va'z ve ezanın yanında, TL hutbesi de iyi gider hani. Belki yakında Türkiye çapında merkezî sistemle namaz da başlar da, tek imamla işi hallederiz.
Sadece bir iki imama maaş vermek, belki ekonomiyi bile ayağa kaldırılır.
Haritaya bakarsanız, Hatay topraklarının Türkiye'nin güneyine doğru bir çıkıntı şeklinde uzandığını görürsünüz. Yani Kâbe'ye en yakın yer, Hatay bölgesi. Oraya bir imam konulup merkezi sistemle pekâlâ topluca bu iş halledilebilir. Herkes TV'lerden takip ederek tek imama uyup namazını kılar...
Evren'e göre, Cuma namazı TV'den kılınabilirse, vakit namazı niye kılınmasın?..
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Eren / diğer yazıları
- Alın size Avrupa'dan taze cevap / 16.03.2002
- Derviş'e ODTÜ'yü dar etmek / 02.03.2002
- Bayram sonrası düşünceleri / 26.02.2002
- Artık açıkça "ha kilese ha câmi" diyebiliyorlar / 16.02.2002
- Müfsidi Kebir (Büyük Fesatçı) / 13.02.2002
- Bir maskara / 12.02.2002
- Tarihe ve zihinlere bir-iki hatıra kaydı / 09.02.2002
- Başbakanlığı al, neyi ver? / 02.02.2002
- Papa'nın davet etmemesine üzülünür (!) / 26.01.2002
- Bizi, onlarca sene dinsiz tanıtmışlar / 19.01.2002
- Derviş'e ODTÜ'yü dar etmek / 02.03.2002
- Bayram sonrası düşünceleri / 26.02.2002
- Artık açıkça "ha kilese ha câmi" diyebiliyorlar / 16.02.2002
- Müfsidi Kebir (Büyük Fesatçı) / 13.02.2002
- Bir maskara / 12.02.2002
- Tarihe ve zihinlere bir-iki hatıra kaydı / 09.02.2002
- Başbakanlığı al, neyi ver? / 02.02.2002
- Papa'nın davet etmemesine üzülünür (!) / 26.01.2002
- Bizi, onlarca sene dinsiz tanıtmışlar / 19.01.2002