Milli ve manevi kimliğimiz bizi asırlar boyu millet olarak bir arada tutan birlik hamurumuzdur. İçinde bulunduğumuz bu Ramazan ayı ikliminde, Türk milletinin inancının tevhidin merkezi Ehl-i Beyt olduğunu arı duru bir şekilde iyi anlarsak, hem kedimiz, hem de milletimiz için en hayırlı işi başarmış oluruz.
Özellikle siyasilerimizin son zamanlarda maalesef çokça kullandığı ayrıştırıcı, vatandaşlarımız arasında nefreti yaygınlaştıran tarz ve konuşmalarını mutlaka terk etmelidirler. Bu bize ait bir anlayış ve üslup değildir.
Çünkü bu geniş coğrafyalarda asırlar boyu Türk milleti olarak bizi yaşatan yegâne unsur, inancımızla şekillenen, örfümüzden, âdetimizden, geleneklerimizden ve göreneklerimizden oluşan milli kültürümüzdür.
Bundan dolayı bizi yok etmek isteyenlerin her zaman hedefinde, milli ve manevi kimliğimizin temel dinamikleri olmuştur. Kuzu postuna bürünmüş düşmanlar olarak değişik dönemlerde, farklı şekil ve yapılar olarak milli manevi kimliğimizi hedef almışlardır.
Bu konuyu en geniş şekilde Prof. Dr. Haydar Baş "Milli ve dini bütünlüğümüze yönelik tehditler" eserinde kaleme almış ve tarihi bir vesika olarak milletimizi aydınlatmıştır.
Yakın tarihte FETÖ belası bunun en bariz örneğidir. Dinlerarası diyalog adıyla, Papalık misyonunun bir parçası olarak, Vatikan'da el öpüp görev alan FETÖ lideri, sözde gayretli bir çalışmayla(!) milletimize inancımız üzerinden en büyük hainliği yapmıştır.
Bu anlayışı kabul ettirmek için her türlü araç ve vasıtaları kullanmışlardır.
Tarih boyunca savaş meydanlarında yenemedikleri Türk milletini, İslam inancını değiştirmek adına "hoş görü ve müsamaha" sihirli sözcükleriyle "dinlerarası diyalog" masallarıyla kandırıp. Milletimizi dininden diyanetinden ve kültüründen uzaklaştırmışlar. Mankurtlaştırılıp güdülen bir toplum oluşturmaya çalışmışlar.
Maalesef bunu ciddi boyutlarda iç ve dış desteklerle de başarmışlardır.
Tam da burada ulusumuzun ve devletimizin geleceği açısından, milli ve dini kimliğimizi korumak için Prof. Dr. Haydar Baş'ın dinlerarası diyalog misyonu ve taraftarlarına karşı başlattığı mücadelesi çok çok önemli ve takdire şayandır.
Bu düşmanca saldırıya karşı yapılacak mücadelenin temelinin Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt anlayışı olduğunu delilleriyle ortaya koymuştur.
Ehl-i Beyt yolunun İslam anlayışı ve yaşantısı, örnek hayatlarıyla ahlaki değerlere bağlılığı, Türk kültür ve medeniyetinin özüdür.
Ehl-i Beyt imamlarından ve ailesinden gerçek İslam'ı öğrenen Türk milleti, bu anlayışla Türk kültürünü yoğurup yaşam biçimi yapmıştır.
Hoca Ahmet Yesevi yolunun Alperenleri, Hacı Bektaş-ı Veli ve yarenleri, Sarı Saltuk, Abdal Musalar, Yunuslar, Ahi Evranlar, Mevlanalar, Nasreddin hocalar ve daha niceleri… Hepsi Anadolu ve etrafına Ehl-i Beyt anlayışıyla Türk kültürünü yerleştirmiştir.
Ehl-i Beyt'in iman, ibadet; namaz, oruç, hac, dualar, Allah'ı zikretmek ve ahlak anlayışı, Ehl-i Beyt'ten örnek yaşanmışlıklar, cömertlik, adalet, sorumluluk ve doğru sözlülük, yardımlaşma, kardeşliğin her alanda yaşanması ve daha niceleri Türk kültürüne hiçbir şekilde silinmemek üzere yerleşmiştir.
Bir kaç örnek olarak ahiret kardeşliği, musahiplik, kirvelik kardeşliğimizi akraba olmadan derinleştirmiştir.
Hatta "çiltenan" diye Anadolu'da bir gelenek vardır ki, farklı meşreplerden insanlar, farklı zamanlarda, öldükten sonra, aynı kabrin içinde olmak istediklerini vasiyet ederlerdi. Bu müthiş bir kardeşlik ruhudur. Sanırım tek başına bu anlayış bile bize bu coğrafyada nasıl kökleştiğimizin göstergesidir.
Ahilik teşkilatı, Hz Fatıma'yı pir olarak kabul eden, yolunda giden Bacıyan teşkilatı ve daha niceleri bu sütün bunların tümünü anlatmaya yetmez.
Şunu bilelim, Milletimizin bekası bu Ehl-i Beyt anlayışını, Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt inancını yeniden devletimizin milli bir seferberlikle yerleştirmesinden geçer.
Eğer milli ve manevi değerlerimizin korunmasını istiyorsak. Hangi mezhep ve meşrepten olursak olalım, Allah ve Resulünden bize tek kurtuluş yolu olarak bildirilen bu Ehl-i Beyt yolunun yediden yetmişe, örgün ve yaygın öğretimde bir anlayış ve yaşam biçimi olarak anlatılması şarttır. Bu mutlaka milli bir politika olarak müfredata girmelidir.
Yoksa çok İngiliz ve Amerikan muhipleri cemiyeti üyeleri, FETÖ mensubu vatan hainleri karşımıza çıkar. Bunun panzehiri Ehl-i Beyt'in örnek anlayış ve yaşantısıdır.
Bunun için bu anlayışı özümsemiş Prof. Dr. Haydar Baş'ın yetiştirdiği BTP kadroları ve genel başkanı Hüseyin Baş milletimizin çıkış yolu, ümididir.
Bu yolu yaşamamızı ve dava edinmemizi bizlere ve milyonlara öğreten. Prof. Dr. Haydar Baş hocamızı bir kez daha özlemle rahmetle anıyorum.
- Eğitim ve adalet / 29.11.2023
- BOP mu, Atatürk’ün Ortadoğu projesi mi? / 21.11.2023
- Kaybolan değerlerimiz / 15.11.2023
- Gençliğe hitabenin ışığında 10 Kasım / 13.11.2023
- 10 Kasım’da okuduğum Hutbe / 12.11.2023
- Gençliğe hitabenin ışığında 10 Kasım / 10.11.2023
- Anayasal düzen / 08.11.2023
- Cumhuriyetimizin 100. yılı / 01.11.2023
- Onsuz onunla olmak / 14.04.2023