Tecrübeler şunu ortaya koyuyor: Milletin istediğini yapan, duygularına tercüman olan idareciler, hem güven ve destek kazanıyor, hem de yalnış yola sapmıyorlar. Bundan dolayı neyi, nasıl yapacağını millete anlatarak, vekaletini alma esasına dayanan demokratik sistem, genel kabul görmüş ve diğerlerine tercih edilmiştir. Onun için bu sistemde, millete verilen söz, çok mühimdir ve bağlayıcıdır. Bu nedenle, millete verdiği sözü yerine getiremeyen hükümetlerin, istifa etmesi kaçınılmazdır. Gerekiyorsa, istifadan öte, hemen seçime gidilir, vekalet asıl sahibine iade edilir. Sağlıklı, güvenli ve düzenli çalışan demokratik sistemlerde, mekanizma böyle işlemektedir.
Bu şekilde çalışmayan bir demokratik sistem, en kötü sistemden daha kötü hâl alır. Öyle bir sistemde yalan, hile, sahtekarlık, riyakarlık, aldatma, adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk, vurgun ve soygun gibi toplumsal hastalıklar yaygınlaşır. Dahası, millete verilen sözler, hiçbir değer ifade etmez. Halbuki aldatmanın en büyüğü, milleti aldatmadır. Bu da en çok, kurallarına göre işlemeyen demokratik sistemlerde görülür. Böyle bir sistemde., millete verilen söz, ya hiç tutulmaz, ya da verilen sözün tam tersi yapılır. Türkiye, bu çeşit uygulamalara çok şahit olmuştur. Örneğin millete değil, IMF'ye verilen sözlere riayet edilmiştir.
Bu konuda en son tartışma, daha doğrusu atışma, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) üyesi Kemal Çelik ile Devlet Bakanı Kemal Derviş arasında yaşandı. "İki Kemal" arasındaki bu atışma, bazı şeylerin kemale yaklaştığını göstermesi bakımından çok ilginçtir. Atışma şöyle: Kemal Çevik, bir seminerde şöyle diyor: "IMF'ye verilen niyet mektubunda ne tür taahhütlerde bulunulduğu benim için önemli değil. Ben müstemleke (sömürge) memuru değilim. Ülkemin yararı neyi gerektiriyorsa, onu yaparım Kemal Derviş, anında cevabı yetiştirdi: "Programa inanmıyorsan, görevde kalma mecburiyeti yok. Hepimiz inandığımız ölçüde göreve devam ederiz". Kemal Çevik'in bu söze cevabı, en az birinci kadar dikkat çekici oldu: "Benim gibi Türkiye sevdalısı olanların gideceği başka yer yok. Ancak, bilmeden, düşünmeden konuşan, birden fazla ülkenin vatandaşı olanların başta Amerika, gidecekleri çok yer vardır".
Bu karşılıklı restleşme, bir tartışmayı tekrar gündeme getirdi. Kime verilen sözler tutulacak? Millete verilenler mi, IMF'ye verilenler mi? "Her ikisi de tutulmalı" denilemez, çünkü hiçbir zaman milletin isteği ile IMF'ninki örtüşmez. Peki, IMF'ye niyet mektubu sunan her hükümet, millete verdiği sözü unutuyor mu? Bilinen ve görülen o ki, unutmuyor, unutmaması gerekiyor. Aslolan millete verilen sözdür. Her zaman, en zayıf hükümetlerin bile, IMF dayamatlarını reddetme gücü ve hakkı mevcuttur. Dünyada bunun örnekleri çoktur. En yeni örnek, Avrupa'nın en fakir ülkesi Moldova'dır. Moldova Devlet Başkanı Vladimir Voranin, IMF ve Dünya Bankası'nın talepleri konusunda şöyle dedi: "Taleplerini üç kere düşündüm. 10 yıldır onlarla olduğumuz yerde sayıyoruz. Onların tek bir dolarına bile ihtiyacımız yok. Yabancıların sözleriyle hareket etmeyeceğiz. Ülkede tüm kurumlara sesleniyorum. IMF ve Dünya Bankası uzmanlarını dinlemeyi bırakın."
Başka bir örnek de büyük devletlerden verelim. 1970'lerde IMF ile anlaşan İngiltere Maliye Bakanı'ndan, IMF sözünü tutacağına dair niyet mektubu ister. İngiltere Maliye Bakanı'nın cevabı ise şöyle olur: "İngiliz hükümetinin, kendi meclisine verdiği söz, IMF'ye verdiği sözden daha önemlidir." Bir, bu şahsiyetli davranışa, bir de, Türkiye'nin IMF'ye verdiği niyet mektubunda yer alan şu ifadelere bakalım: "Merkez Bankası, IMF'ye verdiği bilgilerin doğru olup olmadığnı, bir bağımsız denetim firmasına denetlettirecek, hazırlanan rapor IMF'ye verilecektir." Şu hale bakınız. Milletine verdiği sözü tutmayan hükümetlere, IMF'de güvenmiyor. IMF yetkilileri demek istiyor ki, milletini aldatan bizi de aldatır. Haksız da sayılmazlar, ama şundan emin olabilirler. Şimdilik, bu ülkede onlara verilen söz, millete verilen sözün önüne geçmektedir.
Bu şekilde çalışmayan bir demokratik sistem, en kötü sistemden daha kötü hâl alır. Öyle bir sistemde yalan, hile, sahtekarlık, riyakarlık, aldatma, adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk, vurgun ve soygun gibi toplumsal hastalıklar yaygınlaşır. Dahası, millete verilen sözler, hiçbir değer ifade etmez. Halbuki aldatmanın en büyüğü, milleti aldatmadır. Bu da en çok, kurallarına göre işlemeyen demokratik sistemlerde görülür. Böyle bir sistemde., millete verilen söz, ya hiç tutulmaz, ya da verilen sözün tam tersi yapılır. Türkiye, bu çeşit uygulamalara çok şahit olmuştur. Örneğin millete değil, IMF'ye verilen sözlere riayet edilmiştir.
Bu konuda en son tartışma, daha doğrusu atışma, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) üyesi Kemal Çelik ile Devlet Bakanı Kemal Derviş arasında yaşandı. "İki Kemal" arasındaki bu atışma, bazı şeylerin kemale yaklaştığını göstermesi bakımından çok ilginçtir. Atışma şöyle: Kemal Çevik, bir seminerde şöyle diyor: "IMF'ye verilen niyet mektubunda ne tür taahhütlerde bulunulduğu benim için önemli değil. Ben müstemleke (sömürge) memuru değilim. Ülkemin yararı neyi gerektiriyorsa, onu yaparım Kemal Derviş, anında cevabı yetiştirdi: "Programa inanmıyorsan, görevde kalma mecburiyeti yok. Hepimiz inandığımız ölçüde göreve devam ederiz". Kemal Çevik'in bu söze cevabı, en az birinci kadar dikkat çekici oldu: "Benim gibi Türkiye sevdalısı olanların gideceği başka yer yok. Ancak, bilmeden, düşünmeden konuşan, birden fazla ülkenin vatandaşı olanların başta Amerika, gidecekleri çok yer vardır".
Bu karşılıklı restleşme, bir tartışmayı tekrar gündeme getirdi. Kime verilen sözler tutulacak? Millete verilenler mi, IMF'ye verilenler mi? "Her ikisi de tutulmalı" denilemez, çünkü hiçbir zaman milletin isteği ile IMF'ninki örtüşmez. Peki, IMF'ye niyet mektubu sunan her hükümet, millete verdiği sözü unutuyor mu? Bilinen ve görülen o ki, unutmuyor, unutmaması gerekiyor. Aslolan millete verilen sözdür. Her zaman, en zayıf hükümetlerin bile, IMF dayamatlarını reddetme gücü ve hakkı mevcuttur. Dünyada bunun örnekleri çoktur. En yeni örnek, Avrupa'nın en fakir ülkesi Moldova'dır. Moldova Devlet Başkanı Vladimir Voranin, IMF ve Dünya Bankası'nın talepleri konusunda şöyle dedi: "Taleplerini üç kere düşündüm. 10 yıldır onlarla olduğumuz yerde sayıyoruz. Onların tek bir dolarına bile ihtiyacımız yok. Yabancıların sözleriyle hareket etmeyeceğiz. Ülkede tüm kurumlara sesleniyorum. IMF ve Dünya Bankası uzmanlarını dinlemeyi bırakın."
Başka bir örnek de büyük devletlerden verelim. 1970'lerde IMF ile anlaşan İngiltere Maliye Bakanı'ndan, IMF sözünü tutacağına dair niyet mektubu ister. İngiltere Maliye Bakanı'nın cevabı ise şöyle olur: "İngiliz hükümetinin, kendi meclisine verdiği söz, IMF'ye verdiği sözden daha önemlidir." Bir, bu şahsiyetli davranışa, bir de, Türkiye'nin IMF'ye verdiği niyet mektubunda yer alan şu ifadelere bakalım: "Merkez Bankası, IMF'ye verdiği bilgilerin doğru olup olmadığnı, bir bağımsız denetim firmasına denetlettirecek, hazırlanan rapor IMF'ye verilecektir." Şu hale bakınız. Milletine verdiği sözü tutmayan hükümetlere, IMF'de güvenmiyor. IMF yetkilileri demek istiyor ki, milletini aldatan bizi de aldatır. Haksız da sayılmazlar, ama şundan emin olabilirler. Şimdilik, bu ülkede onlara verilen söz, millete verilen sözün önüne geçmektedir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018