Kahraman ecdadımızın şahlanarak, haçlıların önümüze koyduğu Sevr paçavrasını yırtıp atmaya koyuldukları günlerde, Kuvayı Milliye'nin "önce vatan" sloganıyla seferber olduğu o zor günlerde, cephe gerisinde milletimizi organize eden, onların maneviyatlarını güçlendiren ulema sınıfının başında şüphesiz Mehmed Akif geliyordu. Kendisi meslek olarak baytar idi ama dini ilimlere olan vukufiyeti, şairliği, Türkçe'yi çok iyi kullanması, hepsinin önünde de vatan sevdası, bülbül gibi şakımasına, dinleyenleri cûşa getirmesine yetmişti.
Yazık ki bugün de, Akif'in o gün söyledikleri güncel oldu. Aradaki seksen yıllık zaman farkını yok farz edin ve içinde bulunduğumuz şartları düşünerek Mehmet Akif'in Kastamonu'da Nasrullah Camii'ndeki vaazını huşu içinde, ürpererek dinleyin. "Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda" diye tanımladığı bu cennet vatanın nasıl olup da milyonlarca şehide rağmen düşmanların tuzağına düşme, düşürülme noktasına geldiğini sorgulayın, hep beraber sorgulayalım:
"Ey müslümanlar, sizin için bu ayet-i celileye ittibadan başka selamet yolu yoktur. Takip edilecek hattı hareket, düstur-u siyaset tamamıyla bu ayet-i celilede mündemiçtir. Binaenaleyh meal-i ulvisini bir kere de toplayıp ifade edelim. Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
Ey müminler, size ellerinden gelen fenalığı yapmaktan çekinmeyen, bu hususta hiç bir fırsatı kaçırmayan, dininize yabancı kimseleri kendinize mahremi esrar dost, arkadaş ittihaz etmeyiniz. Bunların sureti hakdan görünerek size güler yüz göstermelerine, hayrınızı ister gibi tavırlar takınmalarına asla kapılmayınız. Onların gece gündüz isteyip durdukları sizin felaketlerinizden, izmihlalimizden, esaretinizden başka bir şey değildir. Baksanıza size karşı kalplerinde besledikleri düşmanlık o kadar dehşetli ki bir türlü zaptedemiyorlar da ağızlarından kaçırıyorlar. Halbuki yüreklerinde kök salmış olan husumet, ağızlarından taşan ile kabili kıyas değildir, ondan çok fazladır, çok şiddetlidir.
İste bütün hakikatleri, ayet-i celilemizle sizlere açıktan açığa tebliğ ediyoruz, bildiriyoruz. Eğer aklı başında insanlarsanız, eğer dareynde (Dünya ve Ahirette) zelil olmak, hüsranda kalmak istemezseniz âyât-ı celilemizin gereğince hareket ederek felah bulursunuz.
Bu ayet-i celile sure-i Al-i İmran'dadır. Sure-i Tevbe'de de, "Ey Müslümanlar, Cenab-ı Hak içinizden hak yolunda mücahedede bulunanları, Allah ile O'nun Resul-ü muhtereminden bir de mü'minlerden kendisine dost ittihaz etmeyenleri görmedikçe sizler öyle başıboş bırakılacak mısınız, zannediyorsunuz?" Bu iki ayet-i celileden başka diğer ayat-ı kerime daha vardır ki, hep aynı ruhtadır.
Ey cemaati müslimin! İnsan için kendi aleyhine bile çıksa hakkı, hakikati söylemek lazımdır. Ben de bir zamanlar Kitabullahı tilavet ederken bu gibi ayet-i celileye geldikçe "acaba sair milletlere karşı biraz şiddetli davranılmıyor mu? Yabancılar hakkında daha merhametli olmak icab etmez mi idi" gibi düşüncelere dalardım. Vakıa bu hatıraların sırf şeytani vesveselerden başka bir şey olmadığını bilirdim. Lakin velev şeytani olsun, o düşünceleri içimden söküp atıncaya kadar hayli mücahedelere mecbur kalırdım. Acaba bu vesvesenin menşei ne idi.
Burasını araştıracak olursak işi biraz tabii görürüz. Öyle ya, gözümüzü açtık, Avrupa medeniyeti, Avrupa irfanı, Avrupa adaleti, Avrupa efkar-ı umumiyesi nakaratından başka bir şey işitmedik. Kiminin adaleti kiminin hamiyyeti, kiminin terakkiyatı kulaklarımızı doldurdu. Lisan bilenlerimiz doğrudan doğruya bu heriflerin eserlerini, bilmeyenlerimiz, tercümelerini okuduk, edebiyatları, hele edebiyatlarının ahlaki, insani, içtimai mevzuları pek hoşumuza gitti. Müelliflerin kıymet-i ahlakiye ve insaniyelerini, eserleriyle ölçmeye kalkıştık. İşte bu mukayeseden itibaren aldanmaya, hatadan hataya düşmeye başladık. Bu adamların sözleriyle özleri arasında asla münasebet, müşabehet olamayacağını bir türlü düşünmedik. İşte okuyup yazanlarımızın çoğuna arız olan bu hata bir zamanlar bana da oldu. Bereket versin ki, yaşım ilerledi, tecrübem arttı. Hususiyle Avrupa'yı, Asya'yı, Afrika'yı dolaşarak Avrupalı dediğimiz milletlerin esaret altına, tahakküm altına aldıkları biçare insanlara karşı reva gördükleri zulmü, gadrı, hareketi gözümle görünce artık aklımı başıma aldım. Demin söylediğim şeytani vesveselere kapılmış olduğumdan dolayı, Cenab-ı Hakk'a tövbeler ettim...
Yazık ki bugün de, Akif'in o gün söyledikleri güncel oldu. Aradaki seksen yıllık zaman farkını yok farz edin ve içinde bulunduğumuz şartları düşünerek Mehmet Akif'in Kastamonu'da Nasrullah Camii'ndeki vaazını huşu içinde, ürpererek dinleyin. "Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda" diye tanımladığı bu cennet vatanın nasıl olup da milyonlarca şehide rağmen düşmanların tuzağına düşme, düşürülme noktasına geldiğini sorgulayın, hep beraber sorgulayalım:
"Ey müslümanlar, sizin için bu ayet-i celileye ittibadan başka selamet yolu yoktur. Takip edilecek hattı hareket, düstur-u siyaset tamamıyla bu ayet-i celilede mündemiçtir. Binaenaleyh meal-i ulvisini bir kere de toplayıp ifade edelim. Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
Ey müminler, size ellerinden gelen fenalığı yapmaktan çekinmeyen, bu hususta hiç bir fırsatı kaçırmayan, dininize yabancı kimseleri kendinize mahremi esrar dost, arkadaş ittihaz etmeyiniz. Bunların sureti hakdan görünerek size güler yüz göstermelerine, hayrınızı ister gibi tavırlar takınmalarına asla kapılmayınız. Onların gece gündüz isteyip durdukları sizin felaketlerinizden, izmihlalimizden, esaretinizden başka bir şey değildir. Baksanıza size karşı kalplerinde besledikleri düşmanlık o kadar dehşetli ki bir türlü zaptedemiyorlar da ağızlarından kaçırıyorlar. Halbuki yüreklerinde kök salmış olan husumet, ağızlarından taşan ile kabili kıyas değildir, ondan çok fazladır, çok şiddetlidir.
İste bütün hakikatleri, ayet-i celilemizle sizlere açıktan açığa tebliğ ediyoruz, bildiriyoruz. Eğer aklı başında insanlarsanız, eğer dareynde (Dünya ve Ahirette) zelil olmak, hüsranda kalmak istemezseniz âyât-ı celilemizin gereğince hareket ederek felah bulursunuz.
Bu ayet-i celile sure-i Al-i İmran'dadır. Sure-i Tevbe'de de, "Ey Müslümanlar, Cenab-ı Hak içinizden hak yolunda mücahedede bulunanları, Allah ile O'nun Resul-ü muhtereminden bir de mü'minlerden kendisine dost ittihaz etmeyenleri görmedikçe sizler öyle başıboş bırakılacak mısınız, zannediyorsunuz?" Bu iki ayet-i celileden başka diğer ayat-ı kerime daha vardır ki, hep aynı ruhtadır.
Ey cemaati müslimin! İnsan için kendi aleyhine bile çıksa hakkı, hakikati söylemek lazımdır. Ben de bir zamanlar Kitabullahı tilavet ederken bu gibi ayet-i celileye geldikçe "acaba sair milletlere karşı biraz şiddetli davranılmıyor mu? Yabancılar hakkında daha merhametli olmak icab etmez mi idi" gibi düşüncelere dalardım. Vakıa bu hatıraların sırf şeytani vesveselerden başka bir şey olmadığını bilirdim. Lakin velev şeytani olsun, o düşünceleri içimden söküp atıncaya kadar hayli mücahedelere mecbur kalırdım. Acaba bu vesvesenin menşei ne idi.
Burasını araştıracak olursak işi biraz tabii görürüz. Öyle ya, gözümüzü açtık, Avrupa medeniyeti, Avrupa irfanı, Avrupa adaleti, Avrupa efkar-ı umumiyesi nakaratından başka bir şey işitmedik. Kiminin adaleti kiminin hamiyyeti, kiminin terakkiyatı kulaklarımızı doldurdu. Lisan bilenlerimiz doğrudan doğruya bu heriflerin eserlerini, bilmeyenlerimiz, tercümelerini okuduk, edebiyatları, hele edebiyatlarının ahlaki, insani, içtimai mevzuları pek hoşumuza gitti. Müelliflerin kıymet-i ahlakiye ve insaniyelerini, eserleriyle ölçmeye kalkıştık. İşte bu mukayeseden itibaren aldanmaya, hatadan hataya düşmeye başladık. Bu adamların sözleriyle özleri arasında asla münasebet, müşabehet olamayacağını bir türlü düşünmedik. İşte okuyup yazanlarımızın çoğuna arız olan bu hata bir zamanlar bana da oldu. Bereket versin ki, yaşım ilerledi, tecrübem arttı. Hususiyle Avrupa'yı, Asya'yı, Afrika'yı dolaşarak Avrupalı dediğimiz milletlerin esaret altına, tahakküm altına aldıkları biçare insanlara karşı reva gördükleri zulmü, gadrı, hareketi gözümle görünce artık aklımı başıma aldım. Demin söylediğim şeytani vesveselere kapılmış olduğumdan dolayı, Cenab-ı Hakk'a tövbeler ettim...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025