Türkiye'de en fazla tartışılan ve istismar edilen konuların başında laiklik gelmektedir. Hâlbuki bir konunun açıklığa kavuşması için dedikodu mantığından çok konu ile alakalı bilgiler ve gerekçeler ele alınarak işin ehli kişiler tarafından açıklığa kavuşturulması lazımdır.
Aslında bu konunun muhatabı devletin bizatihi kendisi olduğundan istenilse laiklik konusu tartışılmaktan vazgeçilir ve istismar edilemez.
Laiklik konusunun devlet eliyle açıklığa kavuşturulması geciktikçe birileri bundan nemalanmakta, taşıdığı niyet ve fikirlerine destek oluşturmaktadır. Bu da milletimizin kamplara bölünmesine, ayrışmasına, dolayısıyla gerçeklerin ortaya çıkmasına engel olmaktadır.
Cumhuriyetin kurucusu ve savunucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk laiklik hakkında niyetini ve gerekçelerini en açık bir şekilde ortaya koymasına rağmen sonradan uygulamalarda meydana gelen bazı aksaklıklar kötü niyetli kimseler tarafından kullanılmaktadır.
Çağın Bilgesi Prof. Dr. Haydar Baş Hocamız diğer konularda olduğu gibi laiklik konusunda da tartışmalara ve istismarlara son verecek tespitler ortaya koymuş bu konuyu aydınlığa kavuşturmuştur.
Bu makalemizde Hocamızın yapığı bir televizyon konuşmasından bölümler aktararak laiklik konusunu açıklığa kavuşturmaya çalışacağız:
Türkiye'de laiklik elden mi gidiyor?
Şimdi gelelim Türkiye'de laikliğin elden gitmesine, gitmemesine. Bu konularda siyasiler de haksızlık yapıyor, efendime söyleyeyim bürokratlar da haksızlık yapıyor. Ya laisizmi, laikliği tam idrak edememişler veyahut da idrak ettikleri halde bu konuyu istismar ederek olayı saptırmaya çalışıyorlar. Nasıl mı?
Şimdi laiklik şu; devlet işiyle din işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Yani devlet dine, din devlete müdahil olamaz. Her birinin kulvarı, kendine has bir boyutta gider. Ne din devlete, ne devlet de dine müdahil olması mümkün değildir. Şimdi laikliğin bir yönüyle beraber devlet korunur, bir yüzü ile beraber de din korunur. Yani ne dine zarar verir, ne devlete zarar verir.
İşin enteresan tarafı, uzun yıllardan beri bizde laikliğin uygulamasında devlet egemen güç haline getirilerek dine zarar verilme ciheti tercih ediliyor. Böyle bir uygulama, böyle bir anlayış hukuki teamüllerde dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Anlatabildim mi? Yani laiklik bahanesiyle dindarlar haklarından mağdur edilmez ve yaşayışlarına karışılmaz. Taa nereye kadar? İnancını din kaynaklı devlet hakimiyetine sürükleme boyutuna gelene kadar, tercih boyutuna gelene kadar. Yani siz devlet yönetimini din kaynaklı olarak düşünüyorsunuz, bunu din emrettiği için yapmaya gayret ediyorsunuz.
Eğer bu tip bir davranışınız varsa gerçekten laikliği ihlal etmiş olursunuz. Anlatabildim mi? Ha bugün bunu yapan Türkiye'de kim var veya Türkiye'de bunu hayata geçirmek isteyen hangi siyaset var? El cevap; hiçbir siyaset yok, hiçbir kurum yok, hiçbir kuruluş yok. Aksi takdirde bunun müdellel bir şekilde ortaya konulup ispat edilmesi lazım, yani bu ithamların ispatı gereklidir. Böyle bir şey yok ortada. Peki, bunu niye böyle diyorsun? Bu şekilde bunu demekteki kastın; demek sen bir gerçeği örtmeye çalışıyorsun veya dine ve dindara karşı ciddi bir husumetin var, bunu bu şekilde izhar etmeye çalışıyorsun." (23 Nisan 2006 Meltem televizyon konuşmasından)
(devam edecek…)
- Milli Eğitim Bakanı ne yapmak istiyor? / 25.11.2024
- Tebliğ ve sâlih amel ilişkisi / 23.11.2024
- Ehl-i Beyt’in tebliğ anlayışı / 22.11.2024
- Güzel ahlak ve tebliğ ilişkisi / 21.11.2024
- Tebliğin en etkili yolu lisanıhâldir / 20.11.2024
- Tebliğ metodu hakkında bilinmesi gerekenler / 19.11.2024
- Abese suresinden alınacak dersler / 18.11.2024
- Atatürk sevgisinin önünde kimse duramayacaktır / 16.11.2024
- Atatürk’ün mersiye yazdığını duydunuz mu? / 15.11.2024