Gülperiyi düşlediğiniz zaman aşk atına binmiş olursunuz. Gözleriniz kısılmıştır artık çocuğu ölen anne gibi. Yolunuz gülperi ıslığı gibi uzamıştır. Geride bıraktıklarınıza âh'ınızdan yoğurduğunuz türküleri söylersiniz. Kükremiş bir havada o türküye sığınarak aşk hızıyla gidersiniz bilmediğiniz bir yöne doğru. Bu devinimde yar dersiniz ve yaralanırsınız.
Çünkü;
Ay doğacak gelişinize. Çocuklar tebessümle karşılık verecekler âh ile biten cümlelerinize. Şairler rüzgardan korkan şiirler yazmaya başlayacaklar. Siz yokuşları çıkarken sıkılmış yumruklarınızdan çiçekler yeşerecek. Kuyu başlarında edilmiş yeminler dolacak kulaklarınıza.
Gülperiyi düşlediğiniz zaman geçmişinizden bir yaprak düşecek önünüze.
Parmaklarınız size bir yeri gösteriyordur artık. Ve artık hayata gülperinin yalnızlığıyla bakarsınız. Sevgi gelir aklınıza. Onun güneşine doğru koşmaya başlayacağınız anda sıkılmış yumruklarınızdan yeşeren çiçekler solmaya başlar. Oysa gülperi ve yalnızlığı durur durduğu yerde. Siz buna bir anlam veremezsiniz. Zaten bir anlamı da yoktur içine düşüp boğulduğunuz durumun.
Bu arada bir şeyleriniz eskiyordur sizin. Zaman gökgürültüsü gibi hızla geçiyordur damarlarınızdan. Gülperinin yalnızlığı boğmuştur dağları. Dağlar apaktır.
Ama siz o şavkı görmek istemezsiniz. Siz hep kuyu başlarında edilmiş yeminler doldurursunuz kulaklarınıza.
Her yemin duyuşunuzda azgın fırtınalar yağmuru sinesine katarak gelir dayanır kapınıza. Gülperinin yalnızlığı boğmuştur yeniden dağları. Bu kez çoğalır gülperinin yalnızlığı dağlardan taşar odalarınıza. Fırtınalar yağmuru ağzına alır ve tükürür pencerelerinize. Yalnızlık mütemadiyen çoğalır. Ve yüreğiniz yanmaya başlar.
Zemherinin şahikalarda bestelenmiş boğuk şarkıları sizi titretmeye başlar.
Gülperi kokusu ağırlığınca şiir kullandığınız için bir yerleriniz şiirsizlik hastalığına yakalanmıştır. Elleriniz bülbül seslerinden örülmüş bir kelepçeyle bağlıdır. Hemen cebinizden bahardan kalma bir kelebek kanadını çıkarıp öpersiniz.
Gülperinin yalnızlığını toplayıp hüviyetinize yapıştırırsınız.
gözlerim toprak kokuyor
gideceğim yere ağla
ağla ey çocuk
buraların türküsünü sen
zaten bilirsin
yağmur aşk yağıyor
aşka yağıyor
ıslanmışlığımdan ağaç yaptım
baykuşlar konuyor dallarıma
âh tünüyor kollarıma
Gülperiyi düşlediğiniz zaman mısralardan kaleler kurulur size yıkılmayan.
Sevginiz evlerinize sığmıyordur artık. Elleriniz gülperinin ıslığı gibi kararıyordur.
Gülperinin yalnızlığı sarmıştır dört bir yanınızı. Saçlarınıza sürmeye başlarsınız o soğuk ve ıslak mısraları. Sonra....
Gülperinin yalnızlığını tek tek toplamaya başlarsınız. Şiirsizlik hastalığından tıkanan damarınızı çekip çıkarırsınız beyninizden yukarı. Sarıp sarmalarsınız o yalnızlığı. Âhınızdan yoğurduğunuz o türküyü de yanına alıp gülümsersiniz yollara.
Ama bu kez gideceğiniz yolu biliyorsunuzdur. Kulağıma ezanı zemheri okumuş hani
gözlerime gülperi ıslığı çekmiş
bir isim de bırakıp gitmiş
bulamıyorum
bulamıyorum lügatlerde ismimi
...
bana bir isim
ey gözleri sürmeli...
Çünkü;
Ay doğacak gelişinize. Çocuklar tebessümle karşılık verecekler âh ile biten cümlelerinize. Şairler rüzgardan korkan şiirler yazmaya başlayacaklar. Siz yokuşları çıkarken sıkılmış yumruklarınızdan çiçekler yeşerecek. Kuyu başlarında edilmiş yeminler dolacak kulaklarınıza.
Gülperiyi düşlediğiniz zaman geçmişinizden bir yaprak düşecek önünüze.
Parmaklarınız size bir yeri gösteriyordur artık. Ve artık hayata gülperinin yalnızlığıyla bakarsınız. Sevgi gelir aklınıza. Onun güneşine doğru koşmaya başlayacağınız anda sıkılmış yumruklarınızdan yeşeren çiçekler solmaya başlar. Oysa gülperi ve yalnızlığı durur durduğu yerde. Siz buna bir anlam veremezsiniz. Zaten bir anlamı da yoktur içine düşüp boğulduğunuz durumun.
Bu arada bir şeyleriniz eskiyordur sizin. Zaman gökgürültüsü gibi hızla geçiyordur damarlarınızdan. Gülperinin yalnızlığı boğmuştur dağları. Dağlar apaktır.
Ama siz o şavkı görmek istemezsiniz. Siz hep kuyu başlarında edilmiş yeminler doldurursunuz kulaklarınıza.
Her yemin duyuşunuzda azgın fırtınalar yağmuru sinesine katarak gelir dayanır kapınıza. Gülperinin yalnızlığı boğmuştur yeniden dağları. Bu kez çoğalır gülperinin yalnızlığı dağlardan taşar odalarınıza. Fırtınalar yağmuru ağzına alır ve tükürür pencerelerinize. Yalnızlık mütemadiyen çoğalır. Ve yüreğiniz yanmaya başlar.
Zemherinin şahikalarda bestelenmiş boğuk şarkıları sizi titretmeye başlar.
Gülperi kokusu ağırlığınca şiir kullandığınız için bir yerleriniz şiirsizlik hastalığına yakalanmıştır. Elleriniz bülbül seslerinden örülmüş bir kelepçeyle bağlıdır. Hemen cebinizden bahardan kalma bir kelebek kanadını çıkarıp öpersiniz.
Gülperinin yalnızlığını toplayıp hüviyetinize yapıştırırsınız.
gözlerim toprak kokuyor
gideceğim yere ağla
ağla ey çocuk
buraların türküsünü sen
zaten bilirsin
yağmur aşk yağıyor
aşka yağıyor
ıslanmışlığımdan ağaç yaptım
baykuşlar konuyor dallarıma
âh tünüyor kollarıma
Gülperiyi düşlediğiniz zaman mısralardan kaleler kurulur size yıkılmayan.
Sevginiz evlerinize sığmıyordur artık. Elleriniz gülperinin ıslığı gibi kararıyordur.
Gülperinin yalnızlığı sarmıştır dört bir yanınızı. Saçlarınıza sürmeye başlarsınız o soğuk ve ıslak mısraları. Sonra....
Gülperinin yalnızlığını tek tek toplamaya başlarsınız. Şiirsizlik hastalığından tıkanan damarınızı çekip çıkarırsınız beyninizden yukarı. Sarıp sarmalarsınız o yalnızlığı. Âhınızdan yoğurduğunuz o türküyü de yanına alıp gülümsersiniz yollara.
Ama bu kez gideceğiniz yolu biliyorsunuzdur. Kulağıma ezanı zemheri okumuş hani
gözlerime gülperi ıslığı çekmiş
bir isim de bırakıp gitmiş
bulamıyorum
bulamıyorum lügatlerde ismimi
...
bana bir isim
ey gözleri sürmeli...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Burak Us / diğer yazıları
- Bitmeyen hasret... / 31.08.2004
- Kuyu başında edilmiş yemin ya da gülperi ıslığı / 28.08.2004
- Bana karanfili öpmeyi öğrettin / 18.08.2004
- Hangi mevsime yemin edeyim / 26.06.2004
- Kuyu başında edilmiş yemin ya da gülperi ıslığı / 28.08.2004
- Bana karanfili öpmeyi öğrettin / 18.08.2004
- Hangi mevsime yemin edeyim / 26.06.2004