Şubat ayında yaşadığımız büyük afetten sonra başta ABD olmak üzere batılı devlet yöneticileri kuzu postlarını giyerek ya ülkemize geldiler ya da ekranlardan ne kadar üzgün olduklarını açıkladılar.
Medyanın tamamı bu açıklamaları, sözde samimiyet gösterilerini milletimize, sanki dünyada başka dostumuz yokmuş, onlar olmazsa bu afetin altından kalkamayız' şeklinde yansıttılar.
İktidarıyla, muhalefetiyle siyasetimiz zaten minnet altındaydı, iyice minnet altına girdiler.
Ama biz, bunlardan dost olmayacağını imanımızdan dolayı biliyorduk. 'Müslüman'ın aynı delikten iki defa ısırılmayacağını da' Peygamberimizden öğrenmiştik.
Ama öğretemedik, anlatamadık. Ya da anlamak istemediler, dünyalık çıkarları için inançlarını perdelediler. Haliyle sonuç yine aynı oldu.
6 Şubat afetinin acıları hafiflemeye başlayınca emperyalistler bu kez başka şeyler için ya ülkemize geldi, ya da ekran karşısına geçti.
Başta ABD başkanı olmak üzere, AB ülke liderleri ve NATO genel sekreteri açıkça, 'artık İsveç'in NATO'ya üye olma zamanı geldi… Türkiye'nin de evet, deme vakti geldi' dediler.
Başta Sayın Erdoğan olmak üzere yöneticilerimiz dün söylediklerini unutup pembe mesajlar vermeye başladılar.
Sıcak diyaloglar devam ediyordu. Hatta İsveç yöneticileri, 'Sayın Erdoğan ve Türkiye'nin hassasiyetlerini çok iyi anladıklarını ve ellerinden geleni yapacaklarını' bile açıkladılar.
Aynı günlerde İsveç, NATO'ya topraklarında asker bulundurma izni verdi ve NATO, İsveç'e girdi. Artık resmi üyelik için Türkiye'nin oluru, bekleniyordu.
Her şey emperyalistlerin istediği şekilde ilerlerken ne olduysa ilk Reuters'ın, 'Bilal Erdoğan' hakkındaki iddiaları gündeme düştü.
Ardından İsveç yüksek mahkemesi, Kuran-ı Kerim yakmak suç değildir' kararı verdi ve birileri yine Kuran'a saldırdı.
Ortada açık bir provokasyon ve de şantaj olduğu net.
İyi de bu provokasyonu ve şantajı kim yapıyor, yaptırıyor? ABD mi? NATO mu? AB mi? İsrail mi? Yoksa Rusya mı? Kim?
Tepkimiz ne oldu?
Sayın Erdoğan'dan başlayarak bütün AKP kurmayları, belediye başkanları ve Diyanet Başkanı kınadı. Diğer partilerde kınadılar.
Başka?
Sayın Erdoğan şöyle dedi: "Türkiye olarak, tahrik siyasetine de tehdit siyasetine de kesinlikle boyun eğmeyeceğimizin bilinmesini istiyorum.
Terör örgütleriyle ve İslam düşmanlarıyla kararlı mücadele edilinceye kadar tepkimizi en güçlü şekilde ortaya koyacağız. Müslümanların kutsallarına hakaret etmenin düşünce hürriyeti olmadığını Batılı kibir abidelerine eninde sonunda öğreteceğiz."
1- Boyun eğmediğimiz ne kaldı?
2- Terör örgütleriyle iş birliği yapan ve bin yıldır İslam'a düşman olanlar belli. Onlara hem dost olup, hem Katolik nikâhı kıyıp hem de nasıl mücadele edeceksiniz?
3- Eğer bu işler eğitim, öğretim ile olsaydı zaten batıda kibir abidesi olmazdı!
Tepkimiz nasıl olmalıydı?
Çok dindar bir o kadar milliyetçi ve ulusalcı siyasetçilerimizden ağız birliği ile beklerdik ki: 'İsveç artık NATO üyeliğini hayal bile edememelidir'.
Ama böyle bir ses ve duruşu meclisten göremedik. Meclis dışından gördük, duyduk.
"İsveç'te, İslam âleminin bu kutlu gününde, caminin önünde polisler eşliğinde Kuran-ı Kerim'e yapılan saldırıyı lanetliyorum.
Tüm diplomatik yollar kullanılarak İsveç hükümetine yaptığı bu saygısızlığın bedeli ödetilmelidir. İsveç artık NATO üyeliğini hayal bile edememelidir." (BTP Lideri Hüseyin Baş)
Sizce, bu gelişmelerden sonra İsveç'in NATO üyeliğini veto edebilirler mi?
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025