Geçmişte, diyeceğim ama pekte geçmiş değil! Daha on, 11 yıl önce bu ülkede bakan çocuklarının evlerinde ayakkabı kutuları çıktı. Bu çok normal. Normal olmayan ise kutulardan ayakkabı değil yüzlerce ayakkabı fabrikası kuracak dolarların çıkmasıydı.
Bir başka bakanın çocuğunun evinden para sayma makineleri çıktı. Nasıl bir fanteziydi, bilmiyorum.
Bir başka bakanın saati gündeme geldi. Dünyanın en pahalı saatiymiş. İddialar Dilan Polat'tan, Fatih Terim'den daha dikkat çekiciydi.
Bizzat Bakan, TBMM'de 'ispat edin, istifa edeyim' resti çekti. İspat edildi, istifa etmedi.
Bir başkasının arazi tarumarı, bir başkasının peşkeşi, bir başkasının ihalesi vs. gündeme geldi. Hatta o günlerde 'sıfırla çarpım' tablosunu bile öğrendik.
Küresel kaçakçı, hırsız, yolsuz Reza Zarrab'a, iktidar tarafından cari açığı kapattığı için 'yılın işadamı' ödülü verildi.
O süreç hiç bitmedi. Devlet Bankalarının, kanuna rağmen bazı kişilere verdiği ve almadığı milyar doları aşkın krediler, satılan devlet kurumlarının tahsil edilemeyen paraları, 10 liralık hortumu, bin liraya ihale eden nice isimler gündeme geldi.
İktidarda ise siyaset arenasına çıktıkları gündem beri haktan, adaletten, kul hakkından bahsedenler, helal lokmanın önemine vurgu yapanlar hatta ölçümüz, 'Kızım Fatıma dahi olsa Allah'ın emrini uygularım' diyen Peygamberin ölçüsüdür', diyen Erdoğan ve partisi vardı.
'Buyurun Peygamberimizin ölçüsüne' denildiğinde, ya karşı tarafı suçladılar, ya mazeret buldular, ya da kendilerine çekilen bir operasyon olarak, tanımlayıp mağdura büründüler.
Milyarlarca doların konuşulduğu o günlerde bir kişi bile hakim karşısına çıkıp, hukuk önünde masumluğunu, ispat etme gayretine girmedi.
O gün, 'gelin bataklığı kurutalım' çağrılarımıza kayıtsız kalanların şimdi sineklerden rahatsız oluyormuş.
Dilan Polat ile patlayan bir süreç yaşıyoruz. Birçok tanımış simalar gündemde. İşin içine Fatih Terim'de dahil oldu.
Vatandaşımız dünkü gibi bu vahim tablonun nedenini, nasılını, niçinini sorgulamıyor. Çünkü alt gelir kesiminde de aynı mantık var.
Nedir o mantık? Daha çok daha fazla kazanma, kolay yoldan kazanma, para gelsin de nereden, nasıl gelirse geldin, mantığı.
İnsanımıza maddi hürriyet sağlanmadığı için maddeye esir edildi. Bu esarette ona her yolu mubah yaptı.
Dahası rol model insanları gördükçe, 'sana helal ise bana neden haram' mantığıyla vicdan mahkemesini de kapattı.
Yukarıdakiler milyon, milyar dolarlarla uğraşırken aşağıdakiler şans oyunlarıyla, faizle, borsa ile fuhuş ile daha çok kazanma derdinde.
Gözünüzü toprak doyursun
Adamın biri, Hz. İsa'ya, "Sana yoldaş olabilir miyim" diye teklifte bulunur. Teklifin kabul edilmesi üzerine beraber yola koyulurlar. Bir nehir kenarına varınca yemek molası için otururlar. Yanlarında üç çörek vardır. İkisini yerler, biri artar.
Bu arada Hz. İsa, nehre su içmeye gider. Döndüğünde üçüncü çöreği bulamaz. Adama 'çöreği kim aldı?' diye sorar. Adam "bilmiyorum" diye cevap verir.
Tekrar yola düşerler. Yolda iki yavrulu bir geyik görürler. Hz. İsa yavrulardan birini çağırır, keser, etinin bir kısmını kızartarak yerler. Yemekten sonra Hz. İsa, geyik yavrusunun kalıntılarına, "Allah'ın izniyle canlanıp kalk" der, yavru derhal canlanıp kalkarak oradan uzaklaşıverir.
Bu olay üzerine Hz. İsa, yoldaşına sorar: "Sana az önceki mucizeyi gösteren Allah için söyle, üçüncü çöreği kim aldı?" Adam yine "bilmiyorum" diye cevap verir.
Bir müddet sonra bir göle varırlar. Hz. İsa, adamın elinden tutar, su üstünde yürüyerek karşıya geçerler.
Gölü aşınca Hz. İsa, "sana az önceki mucizeyi gösteren Allah hakkı için soruyorum: Üçüncü çöreği kim aldı?" der. Adamın cevabı değişmez: "Bilmiyorum."
Yolları bir çöle düşer; otururlar. Hz. İsa bir yere kum ve toprak yığar "Allah'ın izniyle altın ol" der, yığın altına dönüşür.
Hz. İsa altını üçe bölerek adama, "Üçte biri benim, üçte biri senin, üçte biri de çöreği alanın" deyince, adam "çöreği alan bendim!" diye gerçeği heyecanla itiraf eder.
Bunun üzerine Hz. İsa "Altının hepsi senin olsun" diyerek adamı terk eder.
Adam altının başında dururken yanına iki haydut gelir. Onu tehdit ederek altını almak isterler.
Adam: "Altınları üçe bölebiliriz" der. Adamın teklifi kabul edilir. İçlerinden birini, yiyecek almak üzere şehre gönderirler.
Şehre giden adam, yolda "Niye altını onlarla bölüşeyim, alacağım yiyeceğe zehir katar onları öldürürüm, böylece altının hepsi bana kalır" diye düşünür ve yemeğe zehir katıp döner.
Altının yanında kalanlar da; "Niye ona altının üçte birini verelim, dönünce onu öldürür, altını ikimiz paylaşırız" diye konuşup anlaşırlar.
Adam dönünce onu öldürürler, fakat zehirli yemeği yiyince de can verirler; böylece altın çöl ortasında, üç cesedin arasında sahipsiz kalır.
Daha sonra yolu olay yerinden geçen Hz. İsa, durumu görünce yanındakilere "İşte dünya budur, ondan sakının" der.
Anlayan var mı?
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025