Hayatımızın belki de en tatlı, en tuhaf, en keyifli, en hüzünlü, en bizden gibi anlarının yaşandığı yerlerdi yazlık sinemalar.Film oyuncularıyla özdeşleştiğimiz kendimizi onların yerine koyup heyecanlandığımız, oturduğumuz yerden filme müdahale edip "dikkat et, arkanda" diye uyardığımız "gül gibi çocuğa da bu yapılır mı vicdansız herif" diye kızdığımız. "Helal olsun be aslan yürekli delikanlıymış" diye alnından öpmek istediğimiz karakterlerin bizden biri olmasıydı belki de bizi böyle heyecanlı kılan? Söylediklerim elbette sadece yazlık sinemalarda değil sinema sandalyelerinin ve sonra koltuklarının tamamında olan şeylerdi. Yazlık sinemaların tadına da buradan yola çıkarak değineyim istedim.Mahalle ahalisinin konu komşu gidip eğlendiği, hüzünlendiği acayip yerlerdi bu sinemalar? Nasıl olmasındı ki? Hayatlarında ekmeklerine kadar her şeylerini paylaşan komşuların akşam gezmeleri niyetine eğlenceleriydi sinemalar?Belki neredeyse yeni film gelinceye kadar her akşam aynı filme gidilirdi ama her seferinde sanki ilk defa izleniyormuş gibi yepyeni heyecanlar yaşanırdı?Filmin başrol oyuncularını kendilerine kahraman seçerler onlarla özdeşleşirlerdi. Zaten o filmler de hayatın aynası gibiydi. Bizden bir şeylerin, bizden her şeyin yansımasıydı beyaz perdeye adeta?Sanki perdenin arkasına geçmiş bizi oynuyorlardı? Belki de o yüzden çok sevip benimsedik sinemayı?Cüneyt Arkın, Sadri Alışık, Vahi Öz, Erol Taş, Türkan Şoray ve daha niceleri?Hepsi herkesin kahramanlarından biriydi. Herkes mutlaka bunlardan biri olmak istemişti?O filmleri izlemek de ayrı bir hengâmeydi doğrusu? Gazozlar, çekirdekler, simitler, salatalıklar, tahta tabureler? Bunlar olmadan asla çıkmazdı tadı filmin. Çıtlayan çekirdek sesleri filmin sesine karışırdı. Taburelerin altı çekirdek kabuklarıyla dolardı ve film bitene kadar da vazgeçilmezdi bu acayip yemişten. Ertesi gün sinema görevlilerinin en çok canını sıkan da herhalde çekirdek kabuklarıydı. Şimdi sinemalarda çekirdek yemek yasak ama o yazlık sinemaların en büyük tadı çekirdek olsa gerek.Filmin en heyecanlı anında birden teknik arızayla ses kesikliğinde ıslıklar, bağrışmalar ve "makinist ses!" naraları o yılların unutulmaz hengâmeleri olsa gerek ve film bittiğinde ya da Malkoçoğlu, Bizanslı kefereleri bir temiz dövdüğünde kopan alkış fırtınası da unutulmayacaktı o yılların fotoğraflarında?Yıldızların altında, beyaz perdenin önünde, taburelerin üstünde geçen o saatlerin keyfi şimdi nerde var söyleyebilir misiniz? Nasıl birden çekiliverdi hayatımızdan bilinmez?Dolby stereo dijital ses sistemleriyle film izlemek de keyifli ama söyleyin; gazoz tadı, çekirdek çıtırtıları, yıldızlar, alkışlar, ıslıklar ve daha nicesi olmadan yazlık sinemaların tadı, sıcaklığı, samimiyeti hissedilebilir mi?Eski mahalle sinemalarından sararmış birkaç fotoğrafta gözükenlerdi sadece, bütün bu anlattıklarım. Fotoğrafın arkasındaki tarihi okumak da size kalıyor?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (A) / diğer yazıları
- RESUL BALCI: Karlar düşerken / 22.02.2025
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012