Yeni Mesaj gazetemizin organizasyonunda her hafta Türkiye'nin dört bir yanında yüzlerce panel organize ediliyor, binlerce insana ulaşılıyor. Bu panellerde konuşmacılar dinleyenlere Ehl-i Beyti, Ehl-i Beyt penceresinden bakmayı öğretiyorlar. Yüzlerce yıldır Ehl-i Beyt düşmanlığıyla üzerimizde ne oyunlar oynandığını, yanlışların bize nasıl doğruymuş gibi anlatıldığını ortaya koyuyorlar. Bu bağlamda Nakşi ekolün hak yol olmadığı, uydurma bir yol olduğu delilleriyle ispatlanırken, yıllardır bu yanlış bakış açılarıyla yapılan icraatlarla milli, manevi ve maddi değerlerimizin nasıl elimizden alındığını ifade ediyorlar. Ahir zamanda yaşadığımız bir dönemde, kıyamete çeyrek kala, hele de hedef tahtası olma uğruna bu gerçekleri ortaya koymak her yiğidin harcı değildir. Bu yiğitlik ancak Prof. Dr. Haydar Baş ve kadrosunun işidir. Allah (c.c.) onlardan razı olsun. Bu karda kışta gece, gündüz demeden, hafta sonu demeden dört bir yanda yılmadan bu gerçekleri anlatıyorlar. Ülkemizin içinde bulunduğu durum hakkında halkımızı uyarıp, çözüm reçetelerini de sunuyorlar. Onlar zaten bu görevi yerine getirmekle çok büyük bir nasibi yaşıyorlar ama peki dinleyenler? Gelin biraz empati yapalım, olaya biraz da psikoloji penceresinden bakalım.Yıllardır, belki doğdunuz doğalı Sünni, Nakşi bir ailede yetişmiş, o öğretilerle büyümüş bir kişi olsanız, bu gerçekleri hasbel kader bu panellerin birinde dinleseniz ne yapardınız? Herhalde ilk cümlelerde öfkelenir, bu insanlar ne diyor böyle diye düşünürdünüz. Ama sonuna kadar dinlediğinizde yaşayacağınız duygu elbette ki hayal kırıklığı ve hüzün olur. Çünkü yıllardır inandığınız, peşinden gittiğiniz, yaşantınızı ve üzerine bina ettiğiniz öğretilerin koca bir yalan olduğunu, hayal ürünü olduğunu, birilerinin uydurması olduğunu öğrenmek, üstelik de Hıristiyan ve Yahudilere hizmet etmek amacıyla kurulduğunu öğrenmek tabi ki her insanda çok doğal olarak hayal kırıklığı, öfke, inanamama gibi duygularla beraber büyük bir şok etkisi yapar. Ama asıl önemli olan o ilk şoktan sonra ne hissettiğinizdir. İşte tam da bu noktada iki seçeneğiniz var. Bu iki seçenekten hangisini seçtiğiniz aslında sizin gerçek niyetinizin ne olduğunu, saf ve temiz duygularla gerçekten Allah rızası için mi bir yola girdiğinizi yoksa farklı amaçlar peşinde mi olduğunuzu da gösterecek olan, Allah katında sizi temize çıkarabileceği gibi ilelebet cehennemlik olmanıza da sebep olma ihtimali olan bir seçim ki Allah muhafaza eylesin. Nedir bu seçenekler?Birincisi şu: Diyebilirsiniz ki bu insanlar benim yıllardır inandığım, peşinden gittiğim, kitaplarını okuyup ona göre amel ettiğim insanlarla ilgili bir şeyler söylüyorlar ama afaki konuşmuyorlar, yalan söylemiyorlar. Belgeleriyle, delilleriyle konuşuyorlar. Bir de kitap çıkarmışlar. Alıp bu kitabı da bir inceleyeyim. Bundan sonra ne yapacağıma öyle karar vereyim. Mehmet Emin Koç ve Emre Polat tarafından kaleme alınan Nakşibendilik kitabını okuyunca zaten konuyu daha da iyi idrak edip şu sonuca varırsınız ki yıllardır Kur'an'la ve Peygamberî metodla alakası olmayan, İngiliz ajanlarının yolundan gitmeye çalışmışım ve hata etmişim. Allah saf ve temiz duygularla bilmeden yaptığım yanlışlar varsa affetsin, niyetimi kabul etsin, sevabını nasip eylesin. Beni ayıktırıp bu yanlıştan çevirenlerden de razı olsun, diye dua edersiniz. Yolunuzu da hak yola, Ehl-i Beyt yoluna çevirirsiniz. Çünkü siz ahirete ve hesap gününe inanan, cenneti, Cemalullahı arzulayan bir kulsunuzdur. Terk edeceğiniz yol, ananızın, babanızın yolu da olsa, onlar sizi anlamasa, arkadaşlarınız sizi dışlasa da, engel olmaya çalışsa da siz sadece ve sadece Allah rızasını gözettiğinizden size böyle bir karar vermek ve hatanızdan dönmek yaraşır. Çünkü ebedi olan bu dünya değildir, ahiret hayatıdır. Bu kendi özünüzle tutarlı olmanızı sağlayacak olan karardır. Çünkü düşünceleriyle yaşadıkları tutarlı olmayan insanın iç huzuru yakalaması mümkün olamaz. Bu karar beklenen, olması gereken, Allah'ın da murat ettiği karardır, bunda şüphe yok.İkinci seçeneğiniz ise şu: Kardeşim ben bu söylediklerinize inanmıyorum. Bunca yıldır inandığım, hayatımı öyle şekillendirdiğim değerlerimden vazgeçemem. Ben bu peşinden gittiklerime körü körüne bağlıyım; sorgulamam, hatalı olduğuna hiçbir şekilde inanmam, deyip yolunuza aynen devam edersiniz. Kendinizi son derece takva zannederek hayatınızı tamamlar, şu an kabul edemediklerinizi öldüğünüzde kabul eder ama büyük bir hüsrana uğrarsınız. Ya da siz zaten onların hizmet ettikleri amaç için yaşıyorsunuzdur ki bu en kötü ihtimal. O zaman zaten siz sakallı, sarıklı, namaz kılan ama belki de Müslüman dahi olmayan bir kişisinizdir ve zaten bu durumda bu yazıyla muhatap alınan kitleden değilsiniz.Burada ikinci seçenek kolay olandır. İç hesaplaşma gerektirmez, bedel ödemeyi gerektirmez, üç maymunları oynar, yaşar, gidersiniz. İçinde yetiştiği kültürü sorgulamayan, bir robot gibi kendine yüklenen programın içeriğinin farkında olmadan sadece uygulayan insanları, psikolog Doğan Cüceloğlu 'Gerçek Özgürlük' kitabında 'Kültür Robotu' diye adlandırıyor. Zor olan birinci seçeneği tercih edebilenler, kültür robotu olmayı reddedenlerinizdir. Kültür robotu hepimizin içinde var. İnsanın alıştıklarından vazgeçmesi de çok zor. 'Kültür robotu tarafınız kendi programlarını korumak ve kaybetmemek için sizi hüzünlendirecek, kaygılandıracak, kederlendirecek, öfkelendirecek. Ama özgürlüğün taze havasını almaya başlayan içinizdeki öz coşkulanacak. Bu sürtüşme, mücadele değişik duygu ve şiddette devam eder. İçimizdeki özgürlük, tek hamlede kazanılmış bir savaşın sonucu değildir.' ( Doğan Cüceloğlu, Gerçek Özgürlük, s.39). Bu tercihi yapınca mücadele vermeniz gerekir ama bu mücadeleyi kazandığınızda kendi özünüzle tutarlı olursunuz. Huzuru ve mutluluğu yakalarsınız. Bu olayın psikolojik yanıdır. Dini açıdan baktığımızda ise en özet şekilde büyük bir imtihanı geçmiş olursunuz ve Hak yola dönmekle gerçek kulluğu yaşarsınız ve ahiretinizi kazanır, ebedi hayatta Ehl-i Beyt'le beraber olma fırsatını yakalarsınız ki bu paha biçilemez bir kazanımdır. Tercih sizin?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Asude Havuzlu / diğer yazıları
- Mutluluk… / 22.11.2020
- Üniversite sınavındaki sorunları değil sistemi tartışalım / 02.07.2020
- Kaynakların sınırsızlığı üzerine / 23.04.2020
- Artık kimse... / 18.04.2020
- Yetim kalmak / 03.04.2020
- #HayatMEMleevesığar / 30.03.2020
- Covid-19’a bir de buradan bakın-II / 26.03.2020
- Covid-19’a bir de buradan bakın / 25.03.2020
- Başkalarının acısına bakmak / 05.03.2020
- Coğrafya kader midir? / 03.03.2020
- Üniversite sınavındaki sorunları değil sistemi tartışalım / 02.07.2020
- Kaynakların sınırsızlığı üzerine / 23.04.2020
- Artık kimse... / 18.04.2020
- Yetim kalmak / 03.04.2020
- #HayatMEMleevesığar / 30.03.2020
- Covid-19’a bir de buradan bakın-II / 26.03.2020
- Covid-19’a bir de buradan bakın / 25.03.2020
- Başkalarının acısına bakmak / 05.03.2020
- Coğrafya kader midir? / 03.03.2020