Şair Osman Sarı'ya ait olduğunu bildiğim şu iki mısra, her nedense yaklaşık çeyrek asırdan beri hep hafızamdadır, hiç aklımdan çıkmıyor:
'Gökten yağmur boşanır sel alır bir yerleri
Yanarım kavrulurum bir damla düşmez bana'.
Ülke kaynakları, bol keseden bazı çevrelere, bazı sektörlere her defasında dağıtılıyor fakat, her nedense bu dağıtımdan emekli kesiminin payına, şöyle belini doğrultacak, şöyle dimdik yürüyecek kadar bir miktar düşmüyor.
Her defasında, her yeni düzenlemede, her paylaşımda emeklinin payına düşen yine emeklemek oluyor.
Emekleye emekleye, siz buna sürüne sürüne de diyebilirsiniz, ucuz ekmek kuyruklarını, yağ ve şeker kuyruklarını takip ediyor, market market, pazar pazar dolaşarak elli kuruş daha aşağısından en temel ihtiyaçlarını temin etmeye çalışıyor.
Şairin dediği gibi emekli, her defasında yanıyor, kavruluyor ama onun tarafına susuzluğunu giderecek kadar olsun bir damla isabet etmiyor.
Sanki, kamu kaynakları dağıtılıyor dağıtılıyor ve sıra emeklilere gelince heybenin dibi deliniyor ve dağıtacak bir şey kalıyor.
Kamu kurumlarındaki israf dillere destan, hemen her kurumdaki lüks makam araçları göz kamaştırıyor, malum Sarayın günlük masrafı 18 milyon TL, üst düzey bürokratların çoklu maaşları, duyanların dudaklarını uçuklatıyor, memleketin kaymağını yiyen ve daha nice on yıllar boyunca da yiyecek olan malum büyük firmaların vergi borçları yüz bilmem kaçıncı defa sıfırlanıyor ama, sıra emeklilerin maaşlarına zam yapmaya gelince, yüzde 30, müjde diye açıklanıyor.
Bu artışı müjde diye açıklayanlar ve gazetelerinde dolma gibi harflerle sekiz sütuna manşet yapanlar, hayatın içinde yüzde yüzün altında zamlanan bir kalem, bir çeşit ürün söyleyebilirler mi?
Acaba emekliler başka bir evrende, başka bir ülkede mi yaşıyorlar, ya da emeklilerin alış-veriş yapacakları çarşı-pazar, bakkal-market ayrılmış ve oralarda fiyatlar hep yerinde sayıyor da, onun için mi emekli maaşları hep 'artırılmış' gibi yapılıyor.
Müjde diye açıklanan zamlanmış haliyle, en düşük emekli maaşı, asgari ücretin tam yarısında, kaldı ki asgari ücret de zamlanmış haliyle açlık sınırı seviyesinde.
Seçim yılına girilmiş olmasına ragmen, emeklinin payına bir kez daha emeklemek, bir kez daha kuyruklarda beklemek, bir defa daha, miadını doldurmuş antika arabalar gibi teklemek düştü.
Yaklaşmakta olan sandığa da emekleyerek gidecek olan emekliler, bakalım sandık başında ne söyleyecekler?
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025