Kim ne derse desin, içinde bulunduğumuz durum, 'ekonomik kurtuluş savaşı' vermemizi zorunlu kılmaktadır. Aksi halde esaret ve kölelik kaçınılmazdır. Bu savaşta yapılması gerekin ilk iş, borçları ödemektir. İyi, güzel de, bu kadar borç ödenir mi? Elbette ödenir. Hangi sorun vardır ki, çözümsüzdür. Hele Türk milleti için çaresizlik söz konusu değildir. Tarihte eşi ve emsali görülmemiş İstiklâl Savaşı'nı yapan bu milletin, borç yüzünden esarete düşmesi reva mıdır? Borçları ödemek, her hal-ü kârda mümkün. Yeter ki, bu iradeyi ve milli duruşu ortaya koyacak hükümet olsun. AKP hükümetinin gündeminde böyle bir şey yok. "Borçlarımız ne zaman biter?" sorusuna yetkili bakan, gayet pişkin bir halde, "Hiçbir zaman. Biz borçları ödeyip bitirmeyi düşünmüyoruz""diyebiliyor. Hükümet, bu şekilde düşünebilir. Ama millet bu düşüncede, bu anlayışta değildir. Anadolu'yu gezin, dolaşın. Milleti dinleyin. Millet, "borçları ödemek için üzerimize düşeni yapmaya hazırız" diyor. Fakat hükümetin bunu isteyecek iradesi, yüzü, dahası cesareti yok. Bunlar olsa bile, yine yapamaz. Çünkü milletin dışındaki güçlere verdiği sözler, elini kolunu bağlar. İşte asıl sorun da budur. Bu olmazsa, borç sorunu çok rahat halledilir. Borçları ödemek için pek çok yol ve yöntem vardır. Örnekler bol, başarılı sonuç vermiş uygulamalar bir hayli fazla. Hangisini seçersen seç. Durumuna uygun birini veya birkaçını da tercih edebilirsin. Fakat biz, anlamlı olsun, ibret alınsın diye, İstiklâl Savaşı dönemindeki bir uygulamadan, yani 'Tekâlif-i Milliye'den (Milli Yükümlülük'ten) söz etmek istiyoruz. İstiklâl Savaşı'nın her yönü ele alındı, incelendi ama her nedense bu savaşın mali kaynakları üzerinde pek fazla durulmadı. Bunu da, milletimizin mali yönü önemsememesine bağlamak gerekir. Öyle ya, "ya İstiklâl, ya ölüm" diyen bir millet için malın-mülkün adı mı olur? Nitekim de olmamıştır. Atatürk, 7-8 Ağustos 1921 günleri Tekâlif-i Milliye emirlerini yayınlayınca, millet nesi var, nesi yok, hepsini ortaya döktü. Ankara Tekâlif-i Milliye Komisyonu, Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 9 Ağustos 1921 tarihli sayısında yayınladığı ilk bildiri şu cümlelerle başlıyordu: " Askerlerimiz cephede kanlarını dökerken, bizim de burada varımızı, yoğumuzu feda etmemiz gerekmektedir. Bunun için hükümetimizin bizden istedikleri, ordunun yiyecek, içecek ve giyim ihtiyaçlarını karşılamaktır". Bu çağrı, nasıl sonuç verdi? Bunu yetkili ağızlardan dinleyelim. İşte başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın sözleri: "Gerçekten milletimiz düşmanın hazırlıklarına karşılık vermek için hiçbir fedakârlılıktan çekinmedi. Ordumuzu güçlendirmek için para, hayvan, araba, kısacası her ne gerekliyse gönülden gelen istekle bol bol verdi".Sakarya Zaferi üzerine Konya Mebusu Vehbi Efendi de Meclis'te şöyle diyordu: "En büyük mükâfat ve takdir, kanıyla birlikte altındaki yatağını, ayağındaki çarığını, baba yadigârı şehit hatırası tüfeğini, ekmeğini ve ununu veren Türk milletinindir". Bu görüşlere katılan Müdafaa-i Milliye vekili Refet Paşa da şunları söylemişti: "Bu kesin zaferi, milletin yüce gönüllüğüne ve eli açıklığına borçluyuz. Tekâlif-i Milliye yükümlülüğünü fazlasıyla yerine getiren, o günkü yiyeceğini, giyeceğini, ordusuna veren, tüccarsa dükkânını boşaltan, zanaat sahibiyse savunma için zanaatını eli açıkça veren, küçük çocuğundan önce sınırdaki asker kardeşine çorap dokuyan, çarığını armağan eden soylu milletimize şükran ve minnetlerimizi sunarım".Tekâlif-i Milliye uygulaması, nereden, nasıl çıktı? Dünyada bunun bir örneği var mı? Bu sorulara cevap arayan Alptekin Müderrisoğlu şöyle der: Tekâlif-i Milliye emirleriyle Türk milletinin yerine getirdiği yükümlülükler, ne daha önce yapılmış uygulamalardan elde edilen tecrübelerden, ne de herhangi bir öğretiden yararlanılarak ortaya konulmuştur. Milli direniş içinde bulunan, maddi ve manevi varlığını feda ederek çarpışmayı göze almış bir milletin kişisel fedakârlığına dayanan bir yöntemdir".Son olarak, diyeceğim odur ki, bu millet aynı millettir. Yeri ve zamanı gelince, aynı fedakârlığı yine yapar. Ama aynı başı bulmak şartıyla... O baş bulunursa, borçları ödemek, ekonomik kurtuluş savaşı vermek ve yineden lider olmak, işten değildir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018