Kameralar önünde 'her fikre, eleştiriye açığız' diyen, kendileri 'istişare ehli' olarak tanımlayan Sayın Erdoğan, kameralar kapatıldıktan sonra 'tek doğruyu ben bilirim, ben ne yaptımsa doğrudur' moduna geçiyor.
Anadolu mülteci kampı oldu. Sadece Suriyeliler değil Afganlılar, Iraklılar, Afrikalılar, Orta Asya'dan gelenler vs.
Özellikle bu çağda bu kadar çok mülteci barındıran bir ülkeyi bekleyen tehdit ve tehlikeler tarihi, siyasi, ekonomik hatta dini gerekçelerle ortaya konuldu.
Ama iktidar partisi ekonomi açısından 6 yıl önce '40 milyar dolar harcadık, bir o kadar daha harcarız' dedi. (bu rakam 100 milyar doları geçti)
Dini açıdan, 'biz, Ensar'ız, onlar muhacir' dedi. Bu millete tanımadıkları ayrıcalıkları onlara tanıdı.
Siyasi açıdan, bu güruha vatandaşlık verdi, seçimlerde kullandı, batıya da koz olarak kullandı.
Şimdi Esad devrildi ve iktidar partisi dışında bütün siyasiler, 'misafirlik bitti, herkes evine' diyor.
Hatta Fransa, Almanya, Yunanistan, İngiltere başta olmak üzere 10 Avrupa ülkesi, Suriyelilerin iltica başvurularını durdurma kararı aldı. Bu adımların, Suriye'deki belirsiz durumu ve artan sığınma taleplerini kontrol altına almak amacıyla atıldığı bildirildi.
Medya 'Suriyeliler dönüyor' haberleri yapıyor ama 3 hafta oldu dönenlerin sayısı hala dört haneli rakamlarla ifade ediliyor.
Tabi eleştirilerde artınca Sayın Erdoğan, "Suriye'de evi, iş yeri, arazisi olan misafirlerimiz yavaş yavaş geri dönüş yoluna geçti. Burada kalmak isteyenlerin başımızın üstünde yeri var" restini çekti.
Doğu'nun kızı
Türkiye liderliği almadan önce dünyada en fazla mülteci barındıran ülke Pakistan idi. 2007'de suikasta uğrayan ve hayatını kaybeden Pakistan Başbakanı Benazir Butto'nun hayatını kaleme aldığı "Doğu'nun Kızı" adlı kitabı var.
Bakın Doğu'nun Kızı Butto, Afgan sığınmacıların, Pakistan'ın sosyal dokusunu nasıl tehdit ettiğini nasıl anlatıyor:
"Afgan mültecilerinin gelmesinden önce uyuşturucu kullanılmayan Pakistan'da, şimdi bir milyondan fazla insanın uyuşturucu kullandığı ve kuzeydeki mülteci kamplarından getirilen milyonlarca dolarlık afyon ve eroinin, Karaçi'den kaçırıldığı söyleniyordu.
Karaçi, Lahore ve büyük aşiret topraklarında uyuşturucu parasıyla yapılan muazzam malikaneler çıktı meydana...
Sığınmacılar/yasa dışı göçmenler sadece demografik yapıyı değiştirmiyor. Toplumun sosyal ve kültürel dokusunu da bozuyor."
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Butto'yu doğruladı
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, TBMM'de yaptığı konuşmada şu rakamları verdi;
Sadece bu yıl 300 farklı olayda 29,7 milyar TL değerinde 23,6 ton uyuşturucu madde yakalandı. Ayrıca 21,2 milyar lira değerinde kaçak ve yasa dışı ticari eşya ele geçirildi.
Toplamda 6 bin 881 farklı olayda, 51 milyar 304 milyon lira değerinde kaçak eşya ve uyuşturucu yakalaması gerçekleştirilmiş bulunmaktadır. Bizim birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız vicdanlı, donanımlı ve görevlerine, sorumluluklarına müdrik insanlardır.
Ticaret Bakanlığı'mızca yürütülen başarılı operasyonlar neticesinde, 2024 yılında 456 milyon lira değerinde elektronik sigara yakalandı.
Ayrıca, 424 farklı olayda 3 milyar 246 milyon lira değerinde, tam 1 ton 200 kilogram ağırlığında kaçak altın yakalaması gerçekleştirildi."
Türkiye, Pakistan olur mu?
BBC Türkçe'ye konuşan Pakistanlı yazar Farrukh Sohail Goindi; "Maalesef 1979'da Amerikalıların çizgisini takip ettik ve Mücahitleri ülkemize aldık. Bunun geri tepmesi ülkemize şiddet ve terör getirdi. Bu yüzden Pakistan, Afgan Cihadının doğrudan kurbanı oldu. Taliban'ın Pakistan'daki lideri Hekimullah Mesud geçenlerde BBC'ye bir röportaj verdi. Pakistan devletinin Taliban'ın istediği Şeriat'ı uygulamasını istedi. Bu anlayış İslam değil aşiret değerleri üzerine kurulu. Şimdi iç siyasette liberal sağ partiler Taliban'ın çizgisini takip etmek zorunda bırakılıyor."
BBC Türkçe'ye konuşan bir başka isim olan Pakistanlı yazar ve siyaset uzmanı Huma Yusuf ise şöyle diyor:
"Türkiye, Pakistan örneğinden şunu öğrenebilir: Cihatçılar bir hedef için kullanılamaz. Onlar, girdikleri topluluklarda kökleşme ve kendi ağlarını kurma kapasitesine sahiptirler.
Pakistan deneyimi 'stratejik olarak veya dikkatli bir şekilde' bu grupların kullanılamayacağını gösteriyor.
Bazı grupların Suriye'de faaliyet gösterdikten sonra Türkiye'de kendi gündemlerini yaşama geçirmeye çalışmadan ortadan kaybolacaklarını sanmak saflıktır.
Bence iki ülke arasındaki en büyük farksa şu; Pakistan aktif olarak kendi sorununu yarattı. Türkiye ise sorunun gerçekleşmesine izin veriyor." (Kaynak https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/10/131011_pakistan_turkiye)
Alman kızı Merkel
Angela Merkel, 'Özgürlük' (Freiheit) adlı kitabında Türkiye ve Erdoğan hakkındaki anılarını şöyle anlatıyor:
"İstanbul ziyaretim sert bir şekilde eleştirildi. Bundan iki sandalye, daha doğrusu iki altın taht sorumluydu. Birine Erdoğan oturdu, diğerine ben oturdum...
Türkiye ile daha fazla mülteciyi bizden uzak tutabilecek bir anlaşma imzalamak üzereydik. Daha da kötüsü, ziyaret Türkiye'deki parlamento seçimlerinden iki hafta önce gerçekleştiği için, ziyaretimi Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'ne seçim yardımı sağlamak için kullanmakla da suçlandım.
Türkiye'nin, eğer Avrupa bu zorluğun üstesinden gerçekten gelmek istiyorsa, oynayacağı önemli bir rol vardı.
Bu yüzden bu ülkenin cumhurbaşkanıyla müzakere ettim ve Erdoğan'ı sadece mülteci politikasında değil, tüm siyasi yelpazede rol alabilecek bir siyasetçi olarak algıladım. Aramızda bir anlaşma olduğunda çok nazik davrandı ve bana "sevgili dostum" dedi.
AB ile Türkiye arasında bir anlaşma olmasaydı, ölümüne yola çıkan insan sayısını kalıcı ve sürdürülebilir bir şekilde azaltmak ve böylece Ege'deki korkunç ölümlere son vermeyi başaramazdık."
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025