Covid-19 koronavirüs enfeksiyonu ile ilgili ailece yaşadıklarımızı hem hasta olarak, hem de hastalanan eşini takip ve tedavi eden bir hekim olarak anlatmak, teşhis ve tedavisinde güçlük çekilen bu hastalığın ileride ne gibi sağlık sorunlarına yol açabileceğini uyarmak amacıyla bu yazıyı yazıyorum.
Bu hastalık sırasında hissettiğim en önemli duygu; insan vücudunun ne kadar narin, tıbbın da bu konuda ne kadar aciz; bir virüse teslim olacak kadar çaresiz olduğu idi. Çünkü o dönemde hastalığın hem teşhis hem de tedavisinde ne gibi yol izleneceği bilinmiyordu.
Halen de dünyanın ve Türkiye'nin bu yeni hastalığa, salgına ne kadar hazırlıksız ve bilgisiz olduğunu beraberce gördük. Ben bile bir hekim olarak bu hastalığın ne kadar bulaşıcı, morbidite ve mortalitesi yüksek bir hastalık olabileceğini düşünemedim. Bu nedenle 10 Mart 2020 tarihinde Türkiye'ye henüz hastalık gelmediği veya 11 Mart 2020'de bir vakanın görüldüğü bilgisine inanarak toplu taşıma dahil normal hayatıma devam ettim.
Evimiz İstanbul Anadolu Yakası'nda, işyerimiz Avrupa Yakası'nda olduğu için hızlı işe gidip gelmek bakımından Marmaray'ı tercih ettim. Marmaray'da seyahat edenler iyi bilirler. Mesai saatlerinde çok yoğun bir insan kalabalığı ve kapalı klima tertibatı ile havalandırması yetersiz ve fiziki mesafenin korunmadığı çok zorlu bir yolculuk yapmak zorunda kalırsınız. Bunun dışında turnikelerden geçiş sırasında kart basmak ve insanlarla yakın temas nedeni ile virüs bulaşması için uygun zemini oluşturduğuna inanıyorum.
Her ne şekilde olursa olsun ben de Sağlık Bakanlığı verilerine inandım, önlemimi almadım ve toplu taşıma ile yolculuğa devam ettim. Esasında Covid-19 hastalığının ülkemize yaygın biçimde önceden belki ocak veya şubat 2020 tarihlerinde geldiği anlaşılmaktadır. Maalesef Sağlık Bakanlığı tarafından bu uyarı yapılmadığı için hastalık mart ve nisan aylarında birden patlama yaptı. Akabinde hastalığı durdurmak için gerekli tam kapanma en az 14-28 gün sağlanamadığı için hastalık tüm ülkeye yayıldı ve ölümler arttı.
Gelelim benim durumuma 12 Mart 2020 Perşembe akşamı önce boğaz ağrısı ve burun tıkanıklığı ile sanki basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu nezle, grip benzeri bir durumla karşılaştım. Akşam hafif titreme ile ateş de oldu. Halen hastalığı hekim olarak kendime yakıştıramadığım için parasetamol aldım ve dinlenmeye geçtim. Akabinde akşama doğru şiddetli baş ağrısı alın, şakaklarıma ve enseme yerleşti.
Bu baş ağrılarına ilaveten yaygın kas iskelet ağrısı, halsizlik ve yorgunluk eklendi. Bu ağrılar ile beraber vücutta tedirginlik huzursuzluk gelişti. Tüm şikayetlerim akşama doğru artıyordu. Bu şikayetler beni gece uyutmaz hale geldi. Hastalığın 2'inci, 3'üncü gününde burunda koku, dilde tat duyusu kayboldu. Bir şey yiyemez, içemez hale geldim. Vücudum tamamen tedirgin olup alarm durumuna geçti. Artık oturma, yatma, okuma, yazma, yürüme dahil hiçbiri yapamaz hale geldim.
Hastalığımın 4'üncü gününden sonra vücutta müthiş bir halsizlik, yorgunluk, bitkinlik gelişti. Hızla 3-4 kg zayıfladım.
- Türk toplumunda psikososyal sorunların nedenleri / 24.05.2021
- Tek kişilik akıl mı ortak akıl mı? / 22.05.2021
- Şımartılmış Hasta Sendromu ve sağlık çalışanlarına şiddet / 21.05.2021
- Covid-19 salgını ile artan sorun: Kadına şiddet, aile içi şiddet / 27.03.2021
- 8 Mart Kadınlar Günü’nde kadına şiddet! / 10.03.2021
- Sağlıkta dönüşümün bedeli - sağlık israfı - sağlık iflası / 07.03.2021
- Türk milleti neden mutsuz! / 05.03.2021
- 'İnandığın yolda yürü' / 02.03.2021
- Sağlık alanında kötü gidişat ve defansif tıp / 22.02.2021