Arjantin'deki sosyal patlamaya karşı, işbaşındaki idarecilerimizin "Bu millet büyük. Bizde böyle şeyler olmaz" kabilinden doğal refleksle verdikleri en ciddi tepki, aynı zamanda ülke problemlerine bakış perspektiflerini de ortaya koyuyor. Bu tür tepkiler, son dönemde sadece ekonomik krizlerde değil, sosyal, kültürel, siyasal ve hatta dış politik alanlarda bile adeta tek seçenek halini almıştır. Biraz derinlemesine irdelendiğinde maalesef bu tür refleksler, en riskli problemleri dahi yüzeysel biçimde değerlendiren siyasilerimizin "çözümsüzlüklerini örtecek bir tür sığınak" olarak belirdiği görülür.
Evet, bu millet büyüktür. Büyüklüğüne tarih de şahittir, insanlık da. Hatta bugün bu milletin büyüklüğünü kavrayabilecek kıvamda belki bir başka millet de yoktur. Çağdaşımız olan devletlerin tarihsel hafızalarında hayal-meyal beliren bu "büyüklük imajı" sebebiyle birçokları, üzerimize çullanmak için fırsat kollamaktadır. Zaten problemler de bu noktada düğümlenmektedir. Bu noktada düğümlenen problemlerin ise sadece "Biz büyük milletiz" nakaratı ile çözülmesinin mümkün olmadığı açıktır.
Dolayısıyla yapılması gereken iş, bu nakaratı terarlayıp durmak yerine, el-ele gönül gönüle vererek büyüklüğe yaraşır çözümler üretmektir. Bu da ancak herşeyiyle milletine dayanan bir siyasi anlayışla mümkün olur. Bağımsız Türkiye Partisi'nin rutin particiliğin üstünde açtığı yepyeni çığır budur. Problemlerin üstesinden gelebilecek yegane kudret olan Kuva-ı Milliye ruhu bunu gerektirmektedir. Çözümleri ve projeleri de topyekün milletin ortak malı olan bu ruhun mahsulüdür.
Yoksa siyasal mandacılarla; AB, ABD veya IMF bağımlısı politikalarla bu kronik problemlere çözüm bulunamaz.
Meclis Genel Kurulu'da ve bazı komisyonlarda Devlet Bakanı Kemal Derviş'in artık açıkça "Bu yasaları IMF istiyor" tarzındaki ifadelerini kanıksamayan, mandacılığı andıran bu kabil beyanlardan vicdanı sızlayan politikacımız maalesef yok denecek kadar azdır. Derviş, IMF penceresinden bunları söylerken; bir diğeri bunu AB şefleri böyle istiyor, böyle söz verdik, diyor. Bir başkası da ABD'siz bu işler olmaz, inancıyla yola çıkıyor. Bütün bu nakaratlar, borç-harç belki problemleri ileriye doğru erteliyor. Ancak yuvarlandıkça katlanan, katlandıkça büyüyen "kar topu" misali bu problemler yumağı, eninde sonunda hanemizi yıkacak noktaya doğru gidiyor. Bunu görmemek, cehaletle yahut dalaletle izah edilemez.
Problemler, herkesin bilebileceği kadar açık ve ağır...
Ülke ekonomisi ve devletin kasası, dış borca endekslendi. Para gelirse ekmek var, para gelmezse ekmek yok. Çare üreten...? Yok. Herkeste aynı kuru tevekkül; bu millet büyük, Allah kerim...
Misyonerler cirit atıyor. Toplumun hafızası bölündü, gönüller dağıldı, bütünlük gitti. Türk yurdunda Pontos kimliği haykırılıyor. Milli ve dini değerler tarümar edildikçe Türk benliği buharlaştı. Papparazzi kültürü ortalığı kapladıkça, Türk kimliği kayboldu. Bu global süreçte "mikro kimlikler" revaçta... Sıra, siyasal bölünmüşlüğe gelip dayandı. AB orkestrası, bunun için bastırıyor. Taktik geliştiren...? Yok. Herkesin ağzında aynı nakarat; bu millet büyük, kimse birşey yapamaz; varsa da AB, yoksa da AB.
Güneydoğumuzu uzun zamandan beri kaşıyorlar. Bir adım ötesinde, Washington destekli Barzani ve Talabani muhtarlıklarını kurdular. Pasaportlara kendi damgalarını vurmaya başladılar. ABD ve Batı lobilerinde "bizim tarafa sarkmak" için yöntemler geliştiriliyor. ABD, güya "ulusal güvenliğini tehdit ediyor" bahanesiyle Saddam yönetimindeki Irak'ı defe koydu. Bizde ise ulusal güvenlikten bahis açmak statükoculuk oldu, soğuk savaş yöntemlerine sarılmak oldu. Strateji üreten...? Ne yapabiliriz, diyen...? Yok. Parayı veren düdüğü çalıyor. Beyanatlarda yine aynı nakarat; bu millet büyük.
Doğu'daki Ermenistan hayalleri, güneydeki Kıbrıs hesapları, Batı'daki Ege problemleri, Savunma sanayimizdeki dışa bağımlılık ve en önemlisi içteki dağılmışlık...
Bütün bu problemleri önüne koyup kafa yorması gereken idarecilerimiz de aynı nakarata meftun; bu millet büyük, hiçbir şey olmaz.
Bütün bu problemlere kafa yorması gerektiği halde yormayanlar suyun başında duruyor. Millete vakit kaybettiriliyor. Hatta bir vatan borcu olarak kafa yorup problemlere yerli çözümler üretenler ve milli stratejiler geliştirenler, kafalarını hukukdışı siyasal tarruzlardan zor bela koruyabiliyorlar.
Bu büyük millete bütün bunlar reva mı? Kuvay-ı Milliye ruhuna sahip olanlar, reva değil, diyorlar. Bu millet büyük, demekle yetinmiyorlar; bu büyük millete yaraşır çözümler üretiyorlar. İşte BTP, bu çözümlerin adresidir. Siz de adresinizi bir tarafa not edin...
Gerisi kolay.
Evet, bu millet büyüktür. Büyüklüğüne tarih de şahittir, insanlık da. Hatta bugün bu milletin büyüklüğünü kavrayabilecek kıvamda belki bir başka millet de yoktur. Çağdaşımız olan devletlerin tarihsel hafızalarında hayal-meyal beliren bu "büyüklük imajı" sebebiyle birçokları, üzerimize çullanmak için fırsat kollamaktadır. Zaten problemler de bu noktada düğümlenmektedir. Bu noktada düğümlenen problemlerin ise sadece "Biz büyük milletiz" nakaratı ile çözülmesinin mümkün olmadığı açıktır.
Dolayısıyla yapılması gereken iş, bu nakaratı terarlayıp durmak yerine, el-ele gönül gönüle vererek büyüklüğe yaraşır çözümler üretmektir. Bu da ancak herşeyiyle milletine dayanan bir siyasi anlayışla mümkün olur. Bağımsız Türkiye Partisi'nin rutin particiliğin üstünde açtığı yepyeni çığır budur. Problemlerin üstesinden gelebilecek yegane kudret olan Kuva-ı Milliye ruhu bunu gerektirmektedir. Çözümleri ve projeleri de topyekün milletin ortak malı olan bu ruhun mahsulüdür.
Yoksa siyasal mandacılarla; AB, ABD veya IMF bağımlısı politikalarla bu kronik problemlere çözüm bulunamaz.
Meclis Genel Kurulu'da ve bazı komisyonlarda Devlet Bakanı Kemal Derviş'in artık açıkça "Bu yasaları IMF istiyor" tarzındaki ifadelerini kanıksamayan, mandacılığı andıran bu kabil beyanlardan vicdanı sızlayan politikacımız maalesef yok denecek kadar azdır. Derviş, IMF penceresinden bunları söylerken; bir diğeri bunu AB şefleri böyle istiyor, böyle söz verdik, diyor. Bir başkası da ABD'siz bu işler olmaz, inancıyla yola çıkıyor. Bütün bu nakaratlar, borç-harç belki problemleri ileriye doğru erteliyor. Ancak yuvarlandıkça katlanan, katlandıkça büyüyen "kar topu" misali bu problemler yumağı, eninde sonunda hanemizi yıkacak noktaya doğru gidiyor. Bunu görmemek, cehaletle yahut dalaletle izah edilemez.
Problemler, herkesin bilebileceği kadar açık ve ağır...
Ülke ekonomisi ve devletin kasası, dış borca endekslendi. Para gelirse ekmek var, para gelmezse ekmek yok. Çare üreten...? Yok. Herkeste aynı kuru tevekkül; bu millet büyük, Allah kerim...
Misyonerler cirit atıyor. Toplumun hafızası bölündü, gönüller dağıldı, bütünlük gitti. Türk yurdunda Pontos kimliği haykırılıyor. Milli ve dini değerler tarümar edildikçe Türk benliği buharlaştı. Papparazzi kültürü ortalığı kapladıkça, Türk kimliği kayboldu. Bu global süreçte "mikro kimlikler" revaçta... Sıra, siyasal bölünmüşlüğe gelip dayandı. AB orkestrası, bunun için bastırıyor. Taktik geliştiren...? Yok. Herkesin ağzında aynı nakarat; bu millet büyük, kimse birşey yapamaz; varsa da AB, yoksa da AB.
Güneydoğumuzu uzun zamandan beri kaşıyorlar. Bir adım ötesinde, Washington destekli Barzani ve Talabani muhtarlıklarını kurdular. Pasaportlara kendi damgalarını vurmaya başladılar. ABD ve Batı lobilerinde "bizim tarafa sarkmak" için yöntemler geliştiriliyor. ABD, güya "ulusal güvenliğini tehdit ediyor" bahanesiyle Saddam yönetimindeki Irak'ı defe koydu. Bizde ise ulusal güvenlikten bahis açmak statükoculuk oldu, soğuk savaş yöntemlerine sarılmak oldu. Strateji üreten...? Ne yapabiliriz, diyen...? Yok. Parayı veren düdüğü çalıyor. Beyanatlarda yine aynı nakarat; bu millet büyük.
Doğu'daki Ermenistan hayalleri, güneydeki Kıbrıs hesapları, Batı'daki Ege problemleri, Savunma sanayimizdeki dışa bağımlılık ve en önemlisi içteki dağılmışlık...
Bütün bu problemleri önüne koyup kafa yorması gereken idarecilerimiz de aynı nakarata meftun; bu millet büyük, hiçbir şey olmaz.
Bütün bu problemlere kafa yorması gerektiği halde yormayanlar suyun başında duruyor. Millete vakit kaybettiriliyor. Hatta bir vatan borcu olarak kafa yorup problemlere yerli çözümler üretenler ve milli stratejiler geliştirenler, kafalarını hukukdışı siyasal tarruzlardan zor bela koruyabiliyorlar.
Bu büyük millete bütün bunlar reva mı? Kuvay-ı Milliye ruhuna sahip olanlar, reva değil, diyorlar. Bu millet büyük, demekle yetinmiyorlar; bu büyük millete yaraşır çözümler üretiyorlar. İşte BTP, bu çözümlerin adresidir. Siz de adresinizi bir tarafa not edin...
Gerisi kolay.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019




























































































