Dünkü yazımızda Avrupa’da “aile” kavramının bittiğini ve AB’nin bir zina toplumu olduğunu yine AB kaynaklı verilerle kısmen ortaya koymuştuk. Tabi Avrupa için bu durum yeni değildi. Geçmişte de böyleydiler. Atalarımızın deyişiyle “Armut dibine düşmüştü.”
Ülkemize geldiğimizde ise milletimiz maalesef armut gibi dibine düşmedi, haçlının kucağına düştü, düşürüldü. Ne zamanki milletimiz sırtını kendi kültür ve medeniyetine dönüp, yüzünü AB ve ABD’ye çevirince çöküş başladı.
Bu öyle bir çöküştü ki, hayatın her alanını sarmıştı. Haçlı medeniyetine hayranlık bizlerin hem itikadı, hem ameli, hem siyasi, hem ekonomi, hem ahlaki, hem sosyal ve hem de aile hayatımıza büyük kayıplar verdirdi. Büyük acılar yaşattı, yaşatıyor.
Aile babından gidersek… Töre adını almış yanlış anlayış ve uygulamalar bir tarafa halkımızın tamamında aile kurumuna büyük bir saygı ve bağlılık vardır. Zaten töre adını alan cinayet ve uygulamaların temeli de bu saygı ve bağlılığın asıl ekseninden çıkartılıp, tabuya dönüşmesi sonucudur.
Bizim kültürümüzde “namus” diye bir anlayışımız var. Bu anlayışımızı inancımızdan alırız. Bu anlayışımız dokunulmazdır…
Bizim kültürümüzde din namustur, vatan namustur, bayrak namustur, millet namustur, mal namustur, aile-kadın namustur. Namusuna sahip çıkmayan namussuzdur, anlayışı hâkimdi.
Dikkat ettiyseniz geçmiş zaman kipi kullandım; Hâkimdi. Neden? Çünkü kutsal olan bu değerlerimize hem içerden, hem dışarıdan büyük saldırılar gerçekleştiriliyor, derin yaralar açılıyor.
Zamanın iktidarlarının iktidarsızlığı yüzünden 80 ihtilalinden sonra şehirlere göç hızlandı. Köylerden gelen insanımız (kadın-erkek) bir anda tanımadıkları bir hayatla karşılaştı. Nefse hoş gelen bir hayattı bu. Medyanın gelişimi ve haçlı Avrupa’nın temsilcisi mantığıyla yaptığı yayınlar, ekonomik kıskaçtaki halkımızı kendine yabancılaştırmaya başladı.
Maneviyattaki cahilliğimize birde nefsin sınırsız arzuları eklenince bir anda bütün değerlerimiz alabora oldu. Üçüncü bin yıla girdiğimiz ve geçen 12 yıllık süreçte bu yıkım, kayboluş büyük bir hız kanadı.
İlginçtir! Üçüncü bin yılı Vatikan, Asya ve Türkiye’nin Hıristiyanlaştırma süreci olarak belirlemişti. Türkiye’de ise dini çıkış ve söylemleri ile güven ve sempati toplayan bir iktidar vardı. Geldiğimiz nokta ise Vatikan’ın son derece memnun eden bir durumda.
Aile kavramımız zedelenmiş, adı “milli” olan eğitimimizin millilikten haberi yok. Siyasetimiz nefesini AB’ye göre alıyor, adımını ABD’ye göre atıyor. Sokaktaki insanımızın ne sözü, ne duruşu, ne kılık-kıyafeti kendi kültür ve medeniyetimizi simgeliyor. O derece taklitçiliğe gittik ki, bir papaz cemaatine; Kızlarının boyunlarına haç takmalarını tavsiye ediyor. Çünkü diyor; Müslüman kızları, sizlere o kadar benzedi ki ayırt etmekte zorlanıyoruz.
Tabi bu taklitçilik ve ekonomik çıkmazların yıkıntıları altında kalan değerlerimizden biride aile kurumlarımız.
Neredeyse her gün gazetelerde, haber sitelerinde evlilik dışı ilişkiler sonrası okul tuvaletlerinde, öğrenci evlerinde doğum yapan, doğurduğu çocukları parklara, çöp bidonlarına bırakan genç kızlarımızdan bahsediliyor. Kız arkadaşı için katil olan, kız arkadaşını pazarlayan vs. sözde erkelerden bahsediliyor.
Ülkemizde yılda ne kadar evlilik dışı çocuk dünyaya geldiği bilinememekle birlikte kayıt altına alınan kürtaj sayısından durumun vahametini anlayabiliriz.
Türkiye’de 2009’da 60 bin, 2010’da 58 bin, 2011’de 69 bin kürtaj olayı olduğunu hükümetin gayri resmi yayın organı olan Sabah gazetesi yazıyor. Yani ortalama 60 bin. On yıllık AKP hükümeti ile çarparsan 600 bin. Harbiden katliam. Ama kimin katliamı?
AKP’li Bakan Fatma Şahin ise yılda 100 ile 200 bin arasında boşanma meydana geldiğini aktarıyor.
Ülkemizde fuhuş sektöründe 100 bin insan bulunuyor. Bizzat AKP’li Bakan, iktidarlarında Türkiye’deki fuhşun % 220 arttığını itiraf etmişti. Sadece 3 büyük ilde 30 bin kadın bu sektöre resmi olarak girmek için müracaat etmiş.
Tablo vahim. Daha vahimini de yazayım. Bir dernek (Şefkat-der) fuhuş sektöründe kadınların köle gibi çalıştırıldığını ve (bu durumu herhalde duyurmak, protesto etmek için) erkek genelevi açılması için çağrı yapıyor. Sonuç; 1 haftada 2 bin kişi başvuruyor. Bunlar o bildiğiniz yolun yolcuları değil. Müracaat sırasındaki sorulara bakın;
“İşsizim, çok zor durumdayım, ben de erkek genelevinde çalışabilir miyim?”, “Bunun için nereye başvurmam gerekiyor?”, “Erkekler de kadınlar gibi vesika mı çıkaracak?”, “Erkek genelevinde vizite ücreti, patronun payı, devletin vergisi ne kadar olur, bana ne kadar kalır, emekli olabilmek için kaç yıl çalışmam gerekir?”, “Erkek genelevinde güvenlik olacak mı, namus cinayetine maruz kalabilir miyim?”…
Son söz üç dönemdir ülkemizi yöneten Sayın Başbakan’ın olsun; “Türkiye’yi güven ve istikrarla büyüttük. Bu bizim sırrımızdır.” Recep Tayyip Erdoğan
Ülkemize geldiğimizde ise milletimiz maalesef armut gibi dibine düşmedi, haçlının kucağına düştü, düşürüldü. Ne zamanki milletimiz sırtını kendi kültür ve medeniyetine dönüp, yüzünü AB ve ABD’ye çevirince çöküş başladı.
Bu öyle bir çöküştü ki, hayatın her alanını sarmıştı. Haçlı medeniyetine hayranlık bizlerin hem itikadı, hem ameli, hem siyasi, hem ekonomi, hem ahlaki, hem sosyal ve hem de aile hayatımıza büyük kayıplar verdirdi. Büyük acılar yaşattı, yaşatıyor.
Aile babından gidersek… Töre adını almış yanlış anlayış ve uygulamalar bir tarafa halkımızın tamamında aile kurumuna büyük bir saygı ve bağlılık vardır. Zaten töre adını alan cinayet ve uygulamaların temeli de bu saygı ve bağlılığın asıl ekseninden çıkartılıp, tabuya dönüşmesi sonucudur.
Bizim kültürümüzde “namus” diye bir anlayışımız var. Bu anlayışımızı inancımızdan alırız. Bu anlayışımız dokunulmazdır…
Bizim kültürümüzde din namustur, vatan namustur, bayrak namustur, millet namustur, mal namustur, aile-kadın namustur. Namusuna sahip çıkmayan namussuzdur, anlayışı hâkimdi.
Dikkat ettiyseniz geçmiş zaman kipi kullandım; Hâkimdi. Neden? Çünkü kutsal olan bu değerlerimize hem içerden, hem dışarıdan büyük saldırılar gerçekleştiriliyor, derin yaralar açılıyor.
Zamanın iktidarlarının iktidarsızlığı yüzünden 80 ihtilalinden sonra şehirlere göç hızlandı. Köylerden gelen insanımız (kadın-erkek) bir anda tanımadıkları bir hayatla karşılaştı. Nefse hoş gelen bir hayattı bu. Medyanın gelişimi ve haçlı Avrupa’nın temsilcisi mantığıyla yaptığı yayınlar, ekonomik kıskaçtaki halkımızı kendine yabancılaştırmaya başladı.
Maneviyattaki cahilliğimize birde nefsin sınırsız arzuları eklenince bir anda bütün değerlerimiz alabora oldu. Üçüncü bin yıla girdiğimiz ve geçen 12 yıllık süreçte bu yıkım, kayboluş büyük bir hız kanadı.
İlginçtir! Üçüncü bin yılı Vatikan, Asya ve Türkiye’nin Hıristiyanlaştırma süreci olarak belirlemişti. Türkiye’de ise dini çıkış ve söylemleri ile güven ve sempati toplayan bir iktidar vardı. Geldiğimiz nokta ise Vatikan’ın son derece memnun eden bir durumda.
Aile kavramımız zedelenmiş, adı “milli” olan eğitimimizin millilikten haberi yok. Siyasetimiz nefesini AB’ye göre alıyor, adımını ABD’ye göre atıyor. Sokaktaki insanımızın ne sözü, ne duruşu, ne kılık-kıyafeti kendi kültür ve medeniyetimizi simgeliyor. O derece taklitçiliğe gittik ki, bir papaz cemaatine; Kızlarının boyunlarına haç takmalarını tavsiye ediyor. Çünkü diyor; Müslüman kızları, sizlere o kadar benzedi ki ayırt etmekte zorlanıyoruz.
Tabi bu taklitçilik ve ekonomik çıkmazların yıkıntıları altında kalan değerlerimizden biride aile kurumlarımız.
Neredeyse her gün gazetelerde, haber sitelerinde evlilik dışı ilişkiler sonrası okul tuvaletlerinde, öğrenci evlerinde doğum yapan, doğurduğu çocukları parklara, çöp bidonlarına bırakan genç kızlarımızdan bahsediliyor. Kız arkadaşı için katil olan, kız arkadaşını pazarlayan vs. sözde erkelerden bahsediliyor.
Ülkemizde yılda ne kadar evlilik dışı çocuk dünyaya geldiği bilinememekle birlikte kayıt altına alınan kürtaj sayısından durumun vahametini anlayabiliriz.
Türkiye’de 2009’da 60 bin, 2010’da 58 bin, 2011’de 69 bin kürtaj olayı olduğunu hükümetin gayri resmi yayın organı olan Sabah gazetesi yazıyor. Yani ortalama 60 bin. On yıllık AKP hükümeti ile çarparsan 600 bin. Harbiden katliam. Ama kimin katliamı?
AKP’li Bakan Fatma Şahin ise yılda 100 ile 200 bin arasında boşanma meydana geldiğini aktarıyor.
Ülkemizde fuhuş sektöründe 100 bin insan bulunuyor. Bizzat AKP’li Bakan, iktidarlarında Türkiye’deki fuhşun % 220 arttığını itiraf etmişti. Sadece 3 büyük ilde 30 bin kadın bu sektöre resmi olarak girmek için müracaat etmiş.
Tablo vahim. Daha vahimini de yazayım. Bir dernek (Şefkat-der) fuhuş sektöründe kadınların köle gibi çalıştırıldığını ve (bu durumu herhalde duyurmak, protesto etmek için) erkek genelevi açılması için çağrı yapıyor. Sonuç; 1 haftada 2 bin kişi başvuruyor. Bunlar o bildiğiniz yolun yolcuları değil. Müracaat sırasındaki sorulara bakın;
“İşsizim, çok zor durumdayım, ben de erkek genelevinde çalışabilir miyim?”, “Bunun için nereye başvurmam gerekiyor?”, “Erkekler de kadınlar gibi vesika mı çıkaracak?”, “Erkek genelevinde vizite ücreti, patronun payı, devletin vergisi ne kadar olur, bana ne kadar kalır, emekli olabilmek için kaç yıl çalışmam gerekir?”, “Erkek genelevinde güvenlik olacak mı, namus cinayetine maruz kalabilir miyim?”…
Son söz üç dönemdir ülkemizi yöneten Sayın Başbakan’ın olsun; “Türkiye’yi güven ve istikrarla büyüttük. Bu bizim sırrımızdır.” Recep Tayyip Erdoğan
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025