Hollanda kampının tadı damağımızda Bursa'ya döndük. Bir süre sonra Uludağ kampı var. Kirazlı Yayla'nın çam ağaçları ve tor kayaları ile süslü, bir karış uzunluğundaki yöreye has çimleri okşamak, geceleri ateş başında uyku tulumunu serip yıldızların altında yatmanın özlemi içindeyiz.
Yavrukurtların kampının son gününe yetiştik. Kamp ateşi öncesi hasret giderme, 20 gündür uzak kaldığımız dağda birikmiş anıları dinlemek bir başka güzel oluyor. Yokluğumuzda şehirde telefon kulübeleri yenilenmiş. Belediye şehir içindeki güzergâh düzenlemelerini değiştirmiş… Bu kadar iş 20 gündemi oldu diye hayret ediyoruz.
Telsizden yangın ihbarı geliyor. Karabilen ile Soğukpınar yolunun çeşme başına dönen virajında örtü yangını başlamış. Orman Muhafaza Memuru Erol ağabey arkası açık kamyonetle kavşakta bizi bekliyor. Önceden bir köşede depolanmış kürek, tırmık, çepin ve su kovalarını yükleyip yola çıkıyoruz. Bölge şefi Davut mühendis orman işçileri ile bizden önce hareket etmiş. Ormanın Kirazlı Yayla'da konuşlanan su tankeri çoktan yola çıkmış.
Milli Park Müdürü Şemsettin Bey, özel aracı Vosvos ile yolda bize yetişti. Herkes fularlarını ıslatıp kendine duman maskesi yaptı. Neyse ki örtü yangını bodur bitkiler henüz ağaçlara sıçramamış. Kovalar çeşme başında doldurulup sıralanırken arozöz yangından etkilenecek ağaçları ve çevresini ıslatıyor… Yerde birikmiş çam iğneleri ise için için yanıyor. Çapayı, küreği, tırmığı kapan verilen talimatlara uyarak yangın sahasına giriyor. Yangın, orman içinden geçen elektrik hattından çıkmış. Kara Yüksel hattı devreden çıkartıyor. Bir iki saat uğraştan sonra müdahale işe yarıyor. Alevler ağaçlara ulaşmadan söndürülüyor. Yangın için eğitilmiş özel ekip soğutma için arazide sabahlayacak. Biz ise Kirazlı Yayla'ya izci kampına dönüyoruz. Biraz gurur duyarak biraz da sevgili ağaçları yanmaktan kurtarmış olmanın sevinci ile…
***
Yukarıda anlatılan bir masal değil.
Uludağ'da geçen 1974-92 yılları arasında her yıl böyle birkaç yangına şahit olduk.
Ancak bir yanda insanoğlunun vurdumduymazlığı, öte yanda siyasi erkin zamansız ve yanlış kararları orman teşkilatı üzerinde çok etkili oluyordu. Örneğin muhafaza memuru kadrolarının azaltılması, saha bekçilerinin kaldırılması, muhafaza memurlarının silah taşıma izinlerinin iptali, orman içinde yapılan su biriktirme havuzlarının bakımsız kalması, deneyimli kadroların iş başından uzaklaştırılması, köylü ve orman teşkilatı işbirliğinin zayıflatılması, orman koruma alanlarındaki lojmanların kaderine terkedilmesi, harcırah ve yollukların kesilmesi, araç ve ekipmanlardan kaynaklanan sorunların çoğalması, özellikle otel sahiplerinin yer kapma veya ormanlık alanlardaki pastadan aldıkları payı büyütmeye çalışmaları her geçen gün üzücü manzaralara sebep oldu.
Piknikçileri düşman gibi görmek, onları doğadan uzak tutmaya çalışmak, yasakçı bir zihniyetle doğaseverlerle iş birliği kapılarını kapatmak çözüm değildir. Eğer doğayı insanlara kapatır, sevdirmez, sahiplendirmezseniz onu koruyup kollayamazsınız. Sahiplendirmek üç beş otel ve satış dükkânı yaparak olmaz. Sivil toplum örgütleri niçin vardır?
***
Çıkan bir orman yangınına müdahale etmek için zamanla yarışırsınız. Geçen her dakika alevlerin daha hızlı yayılmasına yol açar. Dolayısı ile ormancıların "yangın mevsimi" dedikleri zaman diliminde her an kıvılcımlara müdahale edecek hazırlıkta ve beklemede olmak gerekiyor.
***
Hollanda'da Polder boyunca gezerken yollarda yerden biraz yüksekte ancak kolay erişilebilecek, içinde çan bulunan noktalara rastlamıştık. Belli bir düzen içinde ülkeye yayılmış olan bu noktaların ne işe yaradığını sorduğumda bunların deniz kıyısında geniş alanları su basmaması için yapılan setlerin fırtınada yıkılması halinde geniş bir alana yayılmış olan ev ve çiftliklerin uyarılması için bir alarm sistemi olduğunu belirtmişlerdi. Böylece kıyıda çalınan çan, en derinlerdeki noktalara kadar her çanın görevli ailesince çalınıp haber veriliyormuş.
Bir an aklıma bizim ormanlardaki yangın kuleleri aklıma geldi.
Bizde de pek çok yerde yangın kuleleri kurulmuş, nöbetçiler gözetleme görevlerini yaparak en küçük bir dumanı mevkisi ile birlikte merkeze bildirmişlerdi. Şimdi; dronlar, uçaklar, elektronik duman sensörlerimiz, yangın bir diğer parsele geçmesin diye açılmış ama bakımsız kalmış yangın koridorlarımız var ama ormanlarımız yine de yanmaya devam ediyor.
Elin adamı, okyanusun önünü kesip deniz seviyesi altındaki toprakları kendine yurt yaparken, biz elimizdeki yurdu alevlere teslim ediyoruz.
Hem de suçu rüzgâra, kaderi de alın yazısına yükleyerek…
- İlahi adalet… / 04.04.2025
- Sahne… / 02.04.2025
- Sessizlik… / 01.04.2025
- Bayramlık… / 28.03.2025
- Gelecek kaygısı… / 21.03.2025
- VEFA… / 19.03.2025
- Doğruları söylemek… / 14.10.2024
- Haydar Hoca'yı hatırlarken… / 06.08.2024
- Kıyılarda sorun büyük… / 05.08.2024