Her türlü duygu yapımıza çıkarı koyduk, bundan en fazla etkilenen sevgi ve güven oldu. Sevgi üzerine kurulan bu kâinatta sevgiye mahrum kalmak diye adlandırılan bir durumla iç içeyiz.Evet, biz tam olarak ne durumdayız biliyor musunuz?Samimiyetsiz dünyada sevgiye aç, menfaatlerle dolu dünya düzeninde sevgiyi farklı yorumlamaktayız. Her şeyin başı insandır. İnsanın ayrılmaz üç parçası vardır: 1. parçası inanç, 2. parçası sevgi, 3. parçası ise güvendir.Toplum bazında kendimizi de değerlendirmenin içine aldığımız zaman insan, varoluşunun sebebinden ötürü inancının olmasını ister; insan olabilmenin ve manevi ihtiyacının gereği olduğundan sevmek ve sevilmek ister; maddi ve manevi ihtiyaçlarını ve isteklerini karşılayabilecek güven ortamı ister.Ben sizlere insanın 2. parçası olan sevgi üzerinde bir kıssadan hisse anlatmak isterim. Bir zamanlar bir derviş varmış. Bu dervişe sormuşlar: "Yüreğinde gerçek sevgiyi taşıyanlarla, sevgisi sadece sözde olanları nasıl ayırırız?"Derviş de onlara bu konudaki ayrımı yapmak için bir deney önermiş ve uygulamış. Deneye göre; derviş bir grup insanı önce iyice acıktırmış ve sonra önlerine bir tas çorba koymuş. Yanlarına da sapları 1 metre uzunluğunda kaşıklar dizmiş. İlk gruptakiler, 1 metrelik kaşıklarla çorbayı içmeye çalışmışlar ama nafile. Kaşıklar uzun olduğu için çorba içemiyor, sürekli yere döküyorlarmış. Sonunda bu grup bağıra çağıra sofradan kalkmış.Derviş ikinci grubu çağırmış ve onlara da aynı şekilde uzun saplı kaşıklar ve çorba vermiş. Bu gruptakiler uzun saplı kaşıkları görünce her biri kendisi çorba içmek yerine karşısındaki arkadaşına çorba içirmeye başlamış. Böylece hem herkesin karnı doymuş hem de çorba yerlere saçılmamış.Hani halk arasında bir söylem vardır; "sevgi karın doyurmaz" diye. Aksine insanın hem madde hancını hem de manevi ruhunu doyuran temel besin kaynağı sevgidir. Kaynağına bu besini almayan insan her türlü çirkinlikle ve pislikle iç içe kalır; manevi ruhuna giren temel besin kaynağı koca bir "hiç" olur. Söylesenize insan o kadar "hiçin" o kadar "yokluğun" arasında nasıl "var" olabilmenin mücadelesini verebilir?Yaşıyorsun ve sen bir insansın; annesin, babasın, kardeşsin, akrabasın, eşsin, dostsun, arkadaşsın ve en önemlisi şudur ki; sen sevginin insan sûretisin. Bundan dolayıdır ki, insanlığın sûretinde sevgi olduktan sonra beslenilen duygu kin olmamalı, riya olmamalı, hased olmamalı, kibir olmamalı...Sen sevginin suretisin; duygun ve davranışın sûretini temsil etmeli. Sen sevgi olmalısın, güven olmalısın, iyi olmalısın. Hiç bal küpünden sirke taşar mı? Sen sevginin küpüsün; nasıl kin ve nefret taşırabilirsin? Sevginin barınağını nasıl yıkabilirsin?Biz küpümüzden gönül taşıralım, sevgi taşıralım. Bunlar etrafa aksın ve yayılsın ki; pislikler olmasın. Sadece biz değil, her yer sevginin sûretine bürünsün; her yerde güven koksun.Ne diyordu Yunus Emre: "Ben gelmedim dava için/Benim işim sevgi işi/Dostun evi gönüllerdir/Gönüller yapmaya geldim."Bizler sûretimizin yansıması olan sevgi işini yapalım, gerisi onun yansıması olacaktır vesselam..
Rabia Alioğlu / diğer yazıları
- Sessiz işgal / 11.07.2017
- 'Ben bir insan olmaya geldim' / 21.05.2017
- Bir fidan bir insan / 31.03.2017
- Bir devrin dönüm noktası / 20.03.2017
- İnsan ezgisi / 17.03.2017
- İnsana aç insanlık / 07.06.2016
- Sirke küpünden bal taştığını gördünüz mü? / 04.12.2015
- Bir gecede alim olmak / 30.10.2015
- Lal Anadolu / 12.09.2015
- Çorak gönüller / 24.08.2015
- 'Ben bir insan olmaya geldim' / 21.05.2017
- Bir fidan bir insan / 31.03.2017
- Bir devrin dönüm noktası / 20.03.2017
- İnsan ezgisi / 17.03.2017
- İnsana aç insanlık / 07.06.2016
- Sirke küpünden bal taştığını gördünüz mü? / 04.12.2015
- Bir gecede alim olmak / 30.10.2015
- Lal Anadolu / 12.09.2015
- Çorak gönüller / 24.08.2015