Devletlerarası gelenekte, bir devletin, diğerinin iç işlerine karışmaması esastır. Türk milleti, tarih boyunca, bu esasa hakkıyla riayet etmiştir. Ama maalesef aynı anlayışı hiç bir zaman başkalarından görmemiştir.Eskiden başka devletlerin iç işlerine karışma gizliden gizliye yapılıyordu. Bugün ise bu iş tamamen ayyuka çıkmıştır. Özellikle AB ve ABD, iç içlerimize karışmayı bir alışkanlık haline getirmişlerdir. Dahası, buna hakları varmış gibi hareket ediyorlar. Diyorlar ki: "Artık hiçbir devlet hiçbir işe, benim iç işimdir diyemez. Küreselleşme ve insan hakları anlayışı bunu yıkmıştır.
Türkiye'yi idare edenler, "sahi öyle mi? Öyleyse biz de Alsas, Bask ve Korsika'ya karışalım, Fransa 'iç işimdir' demesin. İskoçya'ya karışalım, İngiltere ses çıkarmasın. Batı Trakya'ya ve Girit'e karışalım, Yunanistan göz yumsun" demiyor. Fransa'da 4 Ağustos 1994 tarihinde Fransızca ile ilgili bir kanun yürürlüğe konmuştur. Bu kanuna göre, her Fransız vatandaşı, hangi toplantı olursa olsun, orada düşüncelerini Fransızca ifade etmek zorundadır. Türkçe dışındaki dillerde eğitim için Türkiye'ye baskı yapanlara, bu kanun neyin nesidir, hani insan haklarından söz ediyordunuz? Nerede insan hakları diye niçin sormuyoruz ? Fransa'da Bask kökenli bir kişi Fransız mahkemesinde Bask dili ile ifade vermek ister. Hakim Bask dili ile ifade veren kişinin Fransızca ifade vermesini ister. Bask dili ile ifadeyi kabul etmez. Bu kişi polis tarafından tekme ile salondan dışarı atılır. Türkiye'deki insan hakları savunucuları dahil, hiç kimseden tık yok. Aynı olay Türkiye'de yaşansaydı, yer yerinden oynardı.
Devleti idare edenlerin, bu gibi konularda ihmalkâr davranması ihanet olmasa bile, ihanetle aynı sonucu doğurur. Bu ihmalkâr, bu vurdum duymaz davranışlardan faydalanan Batılılar, habire iç işlerimize karışıyorlar. Türk Milletini parçalara ayırmanın sonrada buyurmanın hesabını yapıyorlar. Etnik grubları, hatta milletleri bir bayrak altında toplamaya, ortak bir kimlik oluşturmaya çalışan Batılılar asırlardır, bir ve beraber olmuş Türk milleti içerisinde, farklı kimlik arayışına çıkıyorlar. Halbuki Türk milleti içerisinde etnik bir grub söz konusu değildir. Niçin değildir, izah edelim. Bir grubun 'etnik' sayılması için, o grubmun farklı bir kimliğe sahip olması gerekir. Farklı kimliği de, din tarih ve çoğrafya oluşturur. Öyleyse soralım: Anadolu'da yaşayanların dini, tarihi ve coğrafyası farklı mı ki, Anadolu'da farklı kimlik olsun? Farklı kimlik yoksa -ki yoktur etnik grubda yoktur. Bu tarihi ve sosyolojik gerçeği, etnik grup arayanların gözüne niçin sokmuyoruz? Anlamak mümkün değil.
Aslında dünyada devlet kuran ve onu uzun süre yaşatan milletler, çok değildir. Başka bir deyişle, her ırkın, her etnik grubun bir devleti olmamıştır. Olması da gerekmez. Olması gereken, hiçbir ırkın ve etnik grubun asimile edilmemesidir. Yani varlığını ve kültürünü korumasıdır. Bunu tarihte, en güzel Osmanlı Devleti yapmıştır. Batı dünyasının, bu konuda gösterebileceği olumlu bir davranış yoktur. 18. Yüzyılın etkili düşünürü Herder, Osmanlı'nın bu güzel uygulamasını örnek göstererek şöyle der: "Demek ki, çeşitli ırklar, barış içinde bir arada yaşayabilirler".
Çok dinli, çok dilli ve çok ırklı toplulukları, bir arada barış içinde yaşatan Türk milletine, yıllarca din, ırk ve mezhep savaşları ile yaşadığı kıtayı ve hatta dünyayı, kan gölüne çeviren Batılıların, akıl vermeye kalkması, inanın kanıma dokunuyor. Hele devleti idare edenlerin, onların karşısında ezilmesi, büzülmesi, boyun bükmesi var ya...
İnsanı kahrediyor.
Devletler arası gelenekte, bir de 'karşılıklınık ilkesi' vardır. Yani her devletin misilleme hakkı vazgeçilmezdir. Bari, onu kullanalım. "Siz bizim iç işlerimize karışırsanız, biz de sizin iç işlerinize karışırız" diyelim. Bu bizim hakkımızdır. Hakkını kullanamamak acizliktir. Türk milleti, hiçbir dönemde aciz düşmemiştir. Aciz düştüğü durumlarda bile "ya istiklal, ya ölüm" diyerek en şerefli yolu seçmiştir. Bugün de, aynı sözü söyleyecek anlayışta olduğunu, Kuvay-ı Milliye hareketine verdiği destekle ortaya koymuyor mu? Başkaları görmüyorsa biz ne yapalım?
Türkiye'yi idare edenler, "sahi öyle mi? Öyleyse biz de Alsas, Bask ve Korsika'ya karışalım, Fransa 'iç işimdir' demesin. İskoçya'ya karışalım, İngiltere ses çıkarmasın. Batı Trakya'ya ve Girit'e karışalım, Yunanistan göz yumsun" demiyor. Fransa'da 4 Ağustos 1994 tarihinde Fransızca ile ilgili bir kanun yürürlüğe konmuştur. Bu kanuna göre, her Fransız vatandaşı, hangi toplantı olursa olsun, orada düşüncelerini Fransızca ifade etmek zorundadır. Türkçe dışındaki dillerde eğitim için Türkiye'ye baskı yapanlara, bu kanun neyin nesidir, hani insan haklarından söz ediyordunuz? Nerede insan hakları diye niçin sormuyoruz ? Fransa'da Bask kökenli bir kişi Fransız mahkemesinde Bask dili ile ifade vermek ister. Hakim Bask dili ile ifade veren kişinin Fransızca ifade vermesini ister. Bask dili ile ifadeyi kabul etmez. Bu kişi polis tarafından tekme ile salondan dışarı atılır. Türkiye'deki insan hakları savunucuları dahil, hiç kimseden tık yok. Aynı olay Türkiye'de yaşansaydı, yer yerinden oynardı.
Devleti idare edenlerin, bu gibi konularda ihmalkâr davranması ihanet olmasa bile, ihanetle aynı sonucu doğurur. Bu ihmalkâr, bu vurdum duymaz davranışlardan faydalanan Batılılar, habire iç işlerimize karışıyorlar. Türk Milletini parçalara ayırmanın sonrada buyurmanın hesabını yapıyorlar. Etnik grubları, hatta milletleri bir bayrak altında toplamaya, ortak bir kimlik oluşturmaya çalışan Batılılar asırlardır, bir ve beraber olmuş Türk milleti içerisinde, farklı kimlik arayışına çıkıyorlar. Halbuki Türk milleti içerisinde etnik bir grub söz konusu değildir. Niçin değildir, izah edelim. Bir grubun 'etnik' sayılması için, o grubmun farklı bir kimliğe sahip olması gerekir. Farklı kimliği de, din tarih ve çoğrafya oluşturur. Öyleyse soralım: Anadolu'da yaşayanların dini, tarihi ve coğrafyası farklı mı ki, Anadolu'da farklı kimlik olsun? Farklı kimlik yoksa -ki yoktur etnik grubda yoktur. Bu tarihi ve sosyolojik gerçeği, etnik grup arayanların gözüne niçin sokmuyoruz? Anlamak mümkün değil.
Aslında dünyada devlet kuran ve onu uzun süre yaşatan milletler, çok değildir. Başka bir deyişle, her ırkın, her etnik grubun bir devleti olmamıştır. Olması da gerekmez. Olması gereken, hiçbir ırkın ve etnik grubun asimile edilmemesidir. Yani varlığını ve kültürünü korumasıdır. Bunu tarihte, en güzel Osmanlı Devleti yapmıştır. Batı dünyasının, bu konuda gösterebileceği olumlu bir davranış yoktur. 18. Yüzyılın etkili düşünürü Herder, Osmanlı'nın bu güzel uygulamasını örnek göstererek şöyle der: "Demek ki, çeşitli ırklar, barış içinde bir arada yaşayabilirler".
Çok dinli, çok dilli ve çok ırklı toplulukları, bir arada barış içinde yaşatan Türk milletine, yıllarca din, ırk ve mezhep savaşları ile yaşadığı kıtayı ve hatta dünyayı, kan gölüne çeviren Batılıların, akıl vermeye kalkması, inanın kanıma dokunuyor. Hele devleti idare edenlerin, onların karşısında ezilmesi, büzülmesi, boyun bükmesi var ya...
İnsanı kahrediyor.
Devletler arası gelenekte, bir de 'karşılıklınık ilkesi' vardır. Yani her devletin misilleme hakkı vazgeçilmezdir. Bari, onu kullanalım. "Siz bizim iç işlerimize karışırsanız, biz de sizin iç işlerinize karışırız" diyelim. Bu bizim hakkımızdır. Hakkını kullanamamak acizliktir. Türk milleti, hiçbir dönemde aciz düşmemiştir. Aciz düştüğü durumlarda bile "ya istiklal, ya ölüm" diyerek en şerefli yolu seçmiştir. Bugün de, aynı sözü söyleyecek anlayışta olduğunu, Kuvay-ı Milliye hareketine verdiği destekle ortaya koymuyor mu? Başkaları görmüyorsa biz ne yapalım?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018