Cumhuriyetimizin 84. kuruluş yıl dönümünü kutladığımız bu günlerde Cumhuriyetimizin kurucusu Aziz Atatürk'ün daha iyi anlaşılması açısından, günümüze ışık tutacak bazı görüşlerinden söz etmek istiyorum.
Son yaşanan terör olaylarından dolayı millet olarak belki de son yıllarda kutladığımız en canlı Cumhuriyet bayramı yaşanmıştır. Evlerimiz iş yerlerimiz bayraklarla donatılmış, coşkulu kalabalıklar yollara meydanlara sığmamıştır. Ancak, kutladığımız Cumhuriyet bayramının ne anlama geldiğini kavramadan kutlanan bayramların, çok fazla bir mana teşkil etmeyeceğini göz ardı etmemeliyiz.
"Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait" olduğunun teminatı olan Cumhuriyetimizin, emanet edilenler tarafından, AB ye teslim edilmeye çalışıldığı, Onun düşüncelerinin yok edilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Ama Cumhuriyeti de bayram olarak en coşkulu bir vaziyette kutlamadan da geri durmuyoruz. Bu garip bir durumdur. Cumhuriyet bayramını kutlamak; geçici birkaç şahşahalı törenle kısıtlı olmamalıdır. Cumhuriyetin ruhu anlaşılmaya çalışılmalı, "sözde değil özde" cumhuriyetçi bir nesil yetiştirilmelidir. Yoksa yarınlarda Cumhuriyeti koruyacak ve yaşatacakları bulmakta zorlanacağımız günler gelebilir..!
Atatürk, Cumhuriyeti gelecek nesillere emanet etmiştir:
"Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz." (16 Ocak 1923)
Cumhuriyetin temellerini atarken, milletimizin fertlerinin yaşam biçimini çok iyi bilen Atatürk, millete rağmen hiçbir davranış sergilememiştir. Saltanat-Cumhuriyet kavgasını din savaşı gibi göstermek isteyenlerin oyunlarını o zamandan bozmuştu. Geçen zaman içerisinde Atatürk'ün bu yönünün bilerek yada bilmeyerek örtülmesi, beklide toplumsal yapımızın dejenere olmasına zemin teşkil etmiştir. Uzun bir zaman Atatürk ile din aynı kefeye konulmaktan kaçınılmış, sanki O, milletimizin dinine kast eden biriymiş gibi lanse edilmişti. Neticede Onun evrensel mesajlarının anlaşılmasının önüne setler çekilmiştir.
Atatürk, Türk milletinin sosyal yapısının dindarlıktan yoksun bırakılarak asla bir yere varılamayacağını bildiği için milletimizin daha dindar olmasını istemiştir.Atatürk: "Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum"(Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32) "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur"; "Din vardır ve lazımdır." (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102)
"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)Atatürk, gerçek islami terbiye içerisinde yetişecek nesillerin, vatanına milletine karşı daha faydalı olacağını bildiği için ibadet mekanlarına dikkat çekmiştir; "Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)
Geçen zaman içerisinde milletimiz istismar edilerek; bazen rant sağlanarak, bazen yanlış yönlendirilerek, bazen yaban ellerin projelerine kurban edilerek "ılımlı İslam", "dinlerarası diyalog ve hoşgörü" gibi Vatikan-ABD patentli çalışmalarla; dini ve milli bütünlüğümüz param parça edilerek egemenliğimiz, dolayısıyla Cumhuriyetimiz tehlikeye düşmüştür.
Cumhuriyeti kuranların dini ve milli bütünlüğü birbirinin tamamlayıcısı olarak gördüğünü anladıktan sonra, "dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzdür, milli bütünlüğümüz dini bütünlüğümüzdür" diyerek, "milli ekonomi modeli", "sosyal devlet, milli devlet" projelerinden bahseden, Prof. Dr. Haydar Baş'ın görüşlerini daha iyi anlamaya çalışmak; milletimiz ve Cumhuriyetimiz açısından en büyük kazanç olacağı kanaatindeyim.U?UR KEPEKÇİ
www.ugurkepekci.com
Son yaşanan terör olaylarından dolayı millet olarak belki de son yıllarda kutladığımız en canlı Cumhuriyet bayramı yaşanmıştır. Evlerimiz iş yerlerimiz bayraklarla donatılmış, coşkulu kalabalıklar yollara meydanlara sığmamıştır. Ancak, kutladığımız Cumhuriyet bayramının ne anlama geldiğini kavramadan kutlanan bayramların, çok fazla bir mana teşkil etmeyeceğini göz ardı etmemeliyiz.
"Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait" olduğunun teminatı olan Cumhuriyetimizin, emanet edilenler tarafından, AB ye teslim edilmeye çalışıldığı, Onun düşüncelerinin yok edilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Ama Cumhuriyeti de bayram olarak en coşkulu bir vaziyette kutlamadan da geri durmuyoruz. Bu garip bir durumdur. Cumhuriyet bayramını kutlamak; geçici birkaç şahşahalı törenle kısıtlı olmamalıdır. Cumhuriyetin ruhu anlaşılmaya çalışılmalı, "sözde değil özde" cumhuriyetçi bir nesil yetiştirilmelidir. Yoksa yarınlarda Cumhuriyeti koruyacak ve yaşatacakları bulmakta zorlanacağımız günler gelebilir..!
Atatürk, Cumhuriyeti gelecek nesillere emanet etmiştir:
"Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz." (16 Ocak 1923)
Cumhuriyetin temellerini atarken, milletimizin fertlerinin yaşam biçimini çok iyi bilen Atatürk, millete rağmen hiçbir davranış sergilememiştir. Saltanat-Cumhuriyet kavgasını din savaşı gibi göstermek isteyenlerin oyunlarını o zamandan bozmuştu. Geçen zaman içerisinde Atatürk'ün bu yönünün bilerek yada bilmeyerek örtülmesi, beklide toplumsal yapımızın dejenere olmasına zemin teşkil etmiştir. Uzun bir zaman Atatürk ile din aynı kefeye konulmaktan kaçınılmış, sanki O, milletimizin dinine kast eden biriymiş gibi lanse edilmişti. Neticede Onun evrensel mesajlarının anlaşılmasının önüne setler çekilmiştir.
Atatürk, Türk milletinin sosyal yapısının dindarlıktan yoksun bırakılarak asla bir yere varılamayacağını bildiği için milletimizin daha dindar olmasını istemiştir.Atatürk: "Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum"(Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32) "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur"; "Din vardır ve lazımdır." (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102)
"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)Atatürk, gerçek islami terbiye içerisinde yetişecek nesillerin, vatanına milletine karşı daha faydalı olacağını bildiği için ibadet mekanlarına dikkat çekmiştir; "Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)
Geçen zaman içerisinde milletimiz istismar edilerek; bazen rant sağlanarak, bazen yanlış yönlendirilerek, bazen yaban ellerin projelerine kurban edilerek "ılımlı İslam", "dinlerarası diyalog ve hoşgörü" gibi Vatikan-ABD patentli çalışmalarla; dini ve milli bütünlüğümüz param parça edilerek egemenliğimiz, dolayısıyla Cumhuriyetimiz tehlikeye düşmüştür.
Cumhuriyeti kuranların dini ve milli bütünlüğü birbirinin tamamlayıcısı olarak gördüğünü anladıktan sonra, "dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzdür, milli bütünlüğümüz dini bütünlüğümüzdür" diyerek, "milli ekonomi modeli", "sosyal devlet, milli devlet" projelerinden bahseden, Prof. Dr. Haydar Baş'ın görüşlerini daha iyi anlamaya çalışmak; milletimiz ve Cumhuriyetimiz açısından en büyük kazanç olacağı kanaatindeyim.U?UR KEPEKÇİ
www.ugurkepekci.com
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Ahlak bulaşıcıdır / 05.04.2025
- Şevval ayında yapılacak ibadetler / 03.04.2025
- Bayram bize umut neşe getirsin / 30.03.2025
- Arayışa devam etmeliyiz / 29.03.2025
- Kadir Gecesi’ni nasıl değerlendirmeliyiz? / 26.03.2025
- Kadir Gecesi önemli bir fırsattır / 25.03.2025
- Zekât vermeyenleri bekleyen tehlikeler / 24.03.2025
- Zekat verenler kurtuluşa ermiştir / 23.03.2025
- Kadir Gecesi’ni aramak / 22.03.2025
- Ramazan’ın son günlerini nasıl değerlendirmeliyiz? / 21.03.2025
- Şevval ayında yapılacak ibadetler / 03.04.2025
- Bayram bize umut neşe getirsin / 30.03.2025
- Arayışa devam etmeliyiz / 29.03.2025
- Kadir Gecesi’ni nasıl değerlendirmeliyiz? / 26.03.2025
- Kadir Gecesi önemli bir fırsattır / 25.03.2025
- Zekât vermeyenleri bekleyen tehlikeler / 24.03.2025
- Zekat verenler kurtuluşa ermiştir / 23.03.2025
- Kadir Gecesi’ni aramak / 22.03.2025
- Ramazan’ın son günlerini nasıl değerlendirmeliyiz? / 21.03.2025