Bu ülkede yöneticilerle halk arasında her bakımdan derin uçurumlar olduğu artık saklanamaz bir gerçektir.
Bu ülkede uzun zamandan beri, yönetim katında şatafat ve debdebe içinde yaşayanların, milletin derdine, çilesine, ıstırabına ve her türlü sıkıntılarına kayıtsız kaldıkları, onların acılarını asla hissetmedikleri gün gibi ortadadır.
Halkın derdini dert olarak görmeyen, göremeyen kadroların o dertlere derman olması, derman bulması hatta derman araması hayal bile edilemez.
Milleti inim inim inleten yaraları, hem de bizzat kendilerinin açtıkları yaraları, yara kabul etmeyen, iniltilere bir kez olsun dönüp bakmayan siyasi kadroların, yaralara merhem olma, merhem bulma ve bulunan merhemleri yaralara çalma ihtimali tamamen ortadan kalkmış demektir.
Her yeni günde yaşanan onlarca örnek açıkça ortaya koymaktadır ki, şu kadar zamandan beridir yönetim katıda bulunan mevcut siyasi kadrolar, ülkenin ve milletin devasa problemlerini bırakın çözmeyi, idrak etmekten dahi fersah fersah uzaktadırlar.
Uzun zamandan beridir, halktan uzak, halkın dertlerinden ve ıstıraplarından uzak bir hayat yaşadıkları için, kendi konforlu yaşamları sürsün diye, halkın en temel ihtiyaçlarını dahi tırpanladıklarının farkında bile değillerdir.
Bu yüzdendir ki, 'halkın sıkıntılarının farkındayız, bunları yine biz hallederiz' türü söylemler, tamamen bir kandırmacadan ibarettir ve halletmek bir yana, farkında oldukları bile şüphelidir.
Mevcut siyasi kadrolar ve koalisyon ortakları, Yüce İslam'ın tüm ahlaki kurallarını alt-üst ettikleri, tepe-taklak ettikleri yaşam tarzları ile artık, o Yüce dinin gölgesinde işledikleri cürümlerine bir son vermelidirler, söylem ve eylemleri arasındaki uçurumların ve çelişkilerin farkına varmalıdırlar.
'Tasarruf tedbirleri' adı ile milletin en temel ihtiyaçlarına dahi olmadık kısıtlamalar getirdikleri halde, eğitimden, sağlıktan, gıdadan ve hemen her şeyden kısıntılara ve kesintilere gittikleri halde, Sayıştay raporları, kendi hayatlarında zerre kadar bir tasarrufun olmadığını, hatta geçen yıllara oranla israfları katlanarak arttığını gösteriyor.
Kayseri'de yaptıkları sucuklu mangal partisinden sonra, yoksul halkın gözüne sokarcasına ısrarla paylaşmalarından sonra anlaşıldı ki bu kadro, milletin derdini, ıstırabını ve elemlerini hiç bir zaman paylaşmamış ve paylaşmaya da hiç niyeti yok.
Bu saatten sonra 'bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?' sorusunu sormanın da artık bir anlamı kalmamıştır.
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025