AB her zamanki gibi çıkar kavgaları peşinde koşmaktadır. AB'nin kendi içine dönük demokratik yapısı bunlara imkan vermektedir. Avrupa'da nüfus gittikçe azalmaktadır. Evlilikler ve aile kurumları ikinci plana itilmiş bulunmaktadır. Şu anda evlilik dışı birliktelikler revaçtadır. Beş ila on yıl içinde genç nüfusa daha doğrusu çalışacak nüfusa şiddetle ihtiyaç duyulacaktır. Avrupa nüfusu gittikçe yaşlanmaktadır. Sosyal sigorta kurumları masrafları karşılamakta ve Açık vermektedir. Onun dışında ekonomik olarak da bütçeleri açık vermeye başlamıştır. Buna çare olarak daha büyük bir emek arzı bulmak zorundalar. Türkiye güçlü bir ekonomiye sahip olabilirse ve bazı reformları gerçekleştirip kendi milli varlıklarına daha büyük önem vermekle güçlendirirse ülkenin Avrupa'ya ihtiyacı kalmayacaktır. Kendi dinamizmi ile gelişmesine sağlayabilecektir. Türkiye'nin Avrupa kapılarında bekletilmesi ve büyük tereddütlerle karşı karşıya kalması biraz da tarihi sebeplere dayanmaktadır. Osmanlı iki defa Viyana'yı muhasara altına alan bir devlettir. Türkler de Osmanlı'nın torunları olarak Türkiye'yi oluşturmuştur. Onun için Türkiye'ye ve İslam'a karşı Avrupa'nın duyduğu husumet kolay kolay silinememektedir. Onlar şimdi eskisine oranla daha da fazla kendilerine dönük düşünmektedir. Onun için Türkiye'nin AB'ye alınması ancak kendi menfaatlerine uygun düşerse o da kısmen mümkün olabilecektir. Kısacası büyük bir ihtimalle Türkiye kapının önünde on yıllarca bekletilecektir. Bu dönem zarfında Türkiye'ye ne hayır ne de evet diyeceklerdir. Cevap her zaman biraz daha bekle, biraz daha bekle, yorulmadan sabrın tükenmeden bekle olacaktır. Zamanla ABD de kendi hatalarını anlamaya başlayacak ve bu saldırganlıktan vazgeçmek zorunda kalacaktır. Gelişen Çin ve Hindistan güçlerine karşı kendine taraftar aramaya başlayacaktır. Eskiden Sovyetlere karşı NATO'yu oluşturmuştu. Şimdi bu NATO'yu kendi kontrolü altında gelecek için kenarda tutmaya çalışmaktadır. Çünkü günü gelince güçlendirerek gelişen büyük Çin ve Güneydoğu Asya güçlerine karşı hazırlıklı olmak zorundadır. Türkiye çok yönlü strateji uygulamak zorundadır. Uzun vadeli planlar ve programlar ile stratejiler yapmalıdır. Şu anda etrafını koruma altına almak zorundadır. Kıbrıs ve KKTC onun için çok önemlidir. KKTC'yi kesinlikle iyi korumak zorundadır. Aksi takdirde stratejik olarak Türkiye'nin gerek Ege, gerekse Akdeniz'deki çıkışları tümüyle Yunanistan ve dolayısıyla AB kontrolü altına gedmektedir. Bu durum ise Türkiye'mizin istikbalini karatabilecek bir durumdur! Tüm bunların yanında Balkanlar'da ve özellikle Almanya'da yaklaşık olarak 15-20 milyon kadar Müslüman ve Türk yaşamaktadır. Onun için bunlara ek olarak 75 milyonluk bir Türkiye'yi yani Müslüman nüfusu daha katılmasını Avrupalılar istememektedirler. Onlar birleşik ve her şeyi ile tam bir Avrupa Siyasi Birliği'ni hayal etmektedirler. 100 milyonluk bir Müslüman topluluğunu ise aralarında görmeye razı olamamaktadırlar. Çünkü Türklerin kolay asimile (eritmek ve hazmetmek) edebilecekleri bir millet olmadığını tarihten de şimdiki durumdan da peki ala bilmektedirler.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Cahit Babuna / diğer yazıları
- Batı kültüründe toplumsal çöküş -2- / 22.10.2006
- Batı kültüründe toplumsal çöküş / 21.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 20.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 19.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler / 18.10.2006
- Oruç tutmak, aç kalmak değildir / 15.10.2006
- Ramazan-ı Şerif temizlenme ayı / 14.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 09.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 08.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -3- / 07.10.2006
- Batı kültüründe toplumsal çöküş / 21.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 20.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 19.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler / 18.10.2006
- Oruç tutmak, aç kalmak değildir / 15.10.2006
- Ramazan-ı Şerif temizlenme ayı / 14.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 09.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 08.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -3- / 07.10.2006