Herkes ifade edemese de hepimiz biliyoruz ki Türkiye, koronavirüs salgınıyla mücadeleyi iyi götüremiyor.
İşin bir sağlık tarafı var bir de ekonomi tarafı.
Ekonomi tarafında zaten duvara toslamış haldeyiz, sağlık cephesinde de aynı tehlikeyle yüz yüzeyiz maalesef.
Salgında ülkemizde ilk vaka tespit edildiği 10 Mart'tan bu yana il il vaka ve ölüm sayılarının da yer aldığı en ayrıntılı açıklamasını Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 1 Nisan'da yaptı.
Bakan'ın verdiği bilgilerden sonra 268 koronavirüs vakası bulunduğu ortaya çıkan Isparta'da bu hastaların 245'inin umreden dönen vatandaşlar olduğunu bizzat AKP Isparta milletvekili Recep Özel açıkladı.
Sadece şu umreciler meselesi bile koronavirüs krizinin sağlığa bakan yönünün iyi yönetilemediğini göstermeye yetiyor.
Bugün üzerinde durmak istediğim meselenin bu cephesi değil, ekonomik yönü.
Solunum cihazlarından tutun maskelere kadar salgınla mücadele için gereken şeyler ve sokağa çıkmayın denilen insanların temel ihtiyaçları, kepenklerini kapatmak zorunda kalan işletmelerin beklediği destekler nedeniyle iş eninde sonunda gelip kaçınılmaz olarak paraya dayanıyor.
Ve bu para da maalesef Türkiye'de yok.
Bakmayın, NATO'dan aferin almak için hükümetin İspanya ve İtalya'ya bonkörlük yaptığına, olmayandan veriyorlar. Yani eve lazım olanı dışarı yolluyorlar…
İşsizlik fonunda olması geren 124 milyar TL ve zor günler için ayrılan, adına bu yüzden 'İhtiyaç Akçesi' denilen 46.5 milyar TL de har vurulup harman savrulduğu için koskoca hükümet, Şener Şen'in hayat verdiği filmdeki Züğürt Ağa'ya dönmüş durumda.
O meşhur domates sahnesini hatırlamayanınız yoktur eminim.
O sahnede, köyündeki arazileri yok pahasına satıp İstanbul'a gelen Züğürt Ağa, hâlâ ağalığı unutamamış olduğundan biraz da utanarak eski bir kamyonetle domates satmaktadır.
'Tomates, tomates' diye bağırdıkça pencerelerden sarkıtılan sepetleri görünce iyiden iyiye umutlanan Züğürt Ağa'nın, bir kilo domates satacağım derken arabasının çekiciyle götürüldüğünü görünce, peşinde 'ülen ülen' diye bağıra bağıra koşusu vardır.
Çok geçmeden Züğürt Ağa'nın elindeki son para da bitince ağalık da gider ve geriye züğürtlükten başka bir şey kalmaz.
İşte Türkiye'de hükümetin hâli de topraklarını haraç mezat satıp, hazır para yiyen Züğürt Ağa gibi.
O kadar vahim bir durumdayız ki,
Kişi başına düşen yıllık geliri yalnızca 520 dolar olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin salgın nedeniyle 'evde kalın' dediği halkına verdiği desteği bile veremeyecek durumdayız. Kongo'da halkın elektrik ve su faturaları 2 ay boyunca devlet tarafından karşılanacak.
Olmaktan korktukları yerdeler
Hani bir şarkıda "olmaktan korktuğum yerdeyim" diye ifade ediliyor ya, işte yukarıdaki vaziyete sürüklenmiş ülkemizdeki serbest piyasacıların ve kapitalist ekonomi sevicilerin olmaktan ödlerinin patladığı bir noktadayız.
Çünkü burası kapitalist kuralların iflas ettiği, çaresiz kalıp tükendiği yerdir. Tam bu çizgiden bir adım sonrası ise Milli Ekonomi Modeli'dir.
Yani kapitalist kuralların işlemediği, yepyeni ekonomik kuralların geçerli olduğu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün son nefesine kadar uyguladığı milli ekonomidir.
Prof. Dr. Haydar Baş, bu modeli sistemleştirmiş, adına Milli Ekonomi Modeli demiş ve tüm dünyaya kabul ettirmiştir. Rusya Parlamentosu Duma'da Şubat 2013'te 6 saat boyunca Rusya'nın beyin takımı bu modeli bizzat Prof. Dr. Haydar Baş'tan dinlemiştir. Sonrasında Çin, Milli Ekonomi Modeli'nin formüllerini uygulamada Rusya'yı da geride bırakmıştır. Her iki ülkenin geldikleri noktayı hepimiz görüyoruz…
Şimdi diyorlar ki, koronavirüs salgını nedeniyle vatandaşlık maaşı verelim, para basalım.
Şunu ifade etmeden olmaz; vatandaşlık maaşı Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllardır dile getirdiği projelerinden biridir, milli parayı devreye koymak için para basmak da öyle.
Projenin sahibini anmadan bu fikirleri zimmetine geçirmek isteyenler sadece büyük birer hırsızdırlar.
Ne demiş Fransızlar; 'Hırsıza hırsız olduğunu unutturursan sana ahlak dersi verir.'
Bizdeki hırsızlara da hırsız olduklarını unutturmayalım ki, başımıza sözde ahlaklı ekonomist kesilmesinler…
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024