Dönem Başkanlığı'nı İrlanda'nın yaptığı AB Zirvesi'nde Avrupalı liderler Avrupa Anayasası'nda uzlaştılar.
AB Komisyon Başkanı'nın belirlenmesi ise ileri bir tarihe ertelendi. Birlik ülkeleri, AB'nin yürütme organının başı, yani Başbakanı statüsündeki Komisyon Başkanlığı için Almanya-Fransa'nın başını çektiği grubun adayı ile Doğu Avrupa ve Akdeniz grubu ülkelerinin adayları arasında kıyasıya bir rekabet yaşanmaktaydı.
Zirvenin en önemli ve anlamlı(!) kararı ise Türkiye bildirgesi oldu.
Hıristiyan kültürel unsurları barındıran Hırvatistan için Avrupalılar 2005 için takvim verirlerken Türkiye için yeniden Kopenhag kriterlerini koşul olarak yeniden sundular.
Ekonomik ve siyasal aşama açısından Türkiye'den fazla yol katettiği söylenen Hırvatlar'a tanınan ayrıcalığın somut bir realitesi yok.
1999 yılından buyana gerek Helsinki, gerekse Kopenhag kriterlerini harfiyyen yerine getiren ve getirmeye de devam eden Türkiye'ye yakın planda bir tarihin verilmesi güç görünüyor.
Başbakan Erdoğan'ın da beklentileri ve gönlü 2005 Temmuz'una kilitlense de; AB hükümet ve devlet başkanlarının Türkiye'ye dair önyargılarında değişen bişey yok.
Önümüzdeki periyotta Dönem Başkanlığı'nı devrelacak Hollanda'da iyiniyet gösterisine maruz kalan Başbakan'a Aralık zirvesinde Hollanda nasıl bir tavır çizecek bu da önemli.
Almanya ve Fransa muhalefetinin Türkiye'nin üyeliği konusundaki korkuları asıl önemli faktör olacak.
AB zirvesinde Hıristiyanlık unsurlarını ön plana çıkararak bazı ülkelerin hassasiyetlerini önlemeyi amaç edinen Birliğin Hıristiyan diniyle içli dışlı olduğu gerçeği kapatılamaz.
Türkiye'yi uzak bir zamana erteleyerek farklı kulvara kapılmasını istemeyecek olan Avrupa Birliği temsilcileri 2005 için Türkiye'ye üyelik takvimi sunsalar da; bu sırf Türkler'i potada tutabilmek için yapılacak.
Doğu ile Batı arasında bir tercihle karşı karşıya bulunan Türkiye'nin Doğu'ya kaymaması için mücadele edecek olan Avrupa'nın böyle bir karar alması da muhtemel.
Türkiye'ye yeniden ve koşullu olarak sunulan kriter safsatası ise komediden öte bir anlam taşımıyor.
Kürtler'e anadilde yayın hakkı tanıyan, Zana ve arkadaşlarını salıveren, özelleştirmeyi sonuna kadar götürmeyi ilke edinen, IMF ile kolkola yürüyen, Kıbrıs'ta Rumlar'a taviz veren ve vermeye devam eden, Papaz okulunu ise önümüzdeki günlerde açacak olan Türk hükümeti'nden daha neler istenecek!...
AB sevdası ile yanıp tutuşan ve sevgilisine(!) kavuşmak için gözlerini dağlayan delikanlı(!)bir ülkenin evlenme vaadleri daha ne zamana kadar geciktirilebilir?
"Çeyizini düz gel'' diye tavsiye alan delikanlı nereye kadar ve ne zamana dek oyalanacak tam kestirilemiyor.
AB zirvesinde Türkiye'ye sunulan yeni öneri ve talepler zırvalamadan başka bir anlam taşımıyor.
AB Komisyon Başkanı'nın belirlenmesi ise ileri bir tarihe ertelendi. Birlik ülkeleri, AB'nin yürütme organının başı, yani Başbakanı statüsündeki Komisyon Başkanlığı için Almanya-Fransa'nın başını çektiği grubun adayı ile Doğu Avrupa ve Akdeniz grubu ülkelerinin adayları arasında kıyasıya bir rekabet yaşanmaktaydı.
Zirvenin en önemli ve anlamlı(!) kararı ise Türkiye bildirgesi oldu.
Hıristiyan kültürel unsurları barındıran Hırvatistan için Avrupalılar 2005 için takvim verirlerken Türkiye için yeniden Kopenhag kriterlerini koşul olarak yeniden sundular.
Ekonomik ve siyasal aşama açısından Türkiye'den fazla yol katettiği söylenen Hırvatlar'a tanınan ayrıcalığın somut bir realitesi yok.
1999 yılından buyana gerek Helsinki, gerekse Kopenhag kriterlerini harfiyyen yerine getiren ve getirmeye de devam eden Türkiye'ye yakın planda bir tarihin verilmesi güç görünüyor.
Başbakan Erdoğan'ın da beklentileri ve gönlü 2005 Temmuz'una kilitlense de; AB hükümet ve devlet başkanlarının Türkiye'ye dair önyargılarında değişen bişey yok.
Önümüzdeki periyotta Dönem Başkanlığı'nı devrelacak Hollanda'da iyiniyet gösterisine maruz kalan Başbakan'a Aralık zirvesinde Hollanda nasıl bir tavır çizecek bu da önemli.
Almanya ve Fransa muhalefetinin Türkiye'nin üyeliği konusundaki korkuları asıl önemli faktör olacak.
AB zirvesinde Hıristiyanlık unsurlarını ön plana çıkararak bazı ülkelerin hassasiyetlerini önlemeyi amaç edinen Birliğin Hıristiyan diniyle içli dışlı olduğu gerçeği kapatılamaz.
Türkiye'yi uzak bir zamana erteleyerek farklı kulvara kapılmasını istemeyecek olan Avrupa Birliği temsilcileri 2005 için Türkiye'ye üyelik takvimi sunsalar da; bu sırf Türkler'i potada tutabilmek için yapılacak.
Doğu ile Batı arasında bir tercihle karşı karşıya bulunan Türkiye'nin Doğu'ya kaymaması için mücadele edecek olan Avrupa'nın böyle bir karar alması da muhtemel.
Türkiye'ye yeniden ve koşullu olarak sunulan kriter safsatası ise komediden öte bir anlam taşımıyor.
Kürtler'e anadilde yayın hakkı tanıyan, Zana ve arkadaşlarını salıveren, özelleştirmeyi sonuna kadar götürmeyi ilke edinen, IMF ile kolkola yürüyen, Kıbrıs'ta Rumlar'a taviz veren ve vermeye devam eden, Papaz okulunu ise önümüzdeki günlerde açacak olan Türk hükümeti'nden daha neler istenecek!...
AB sevdası ile yanıp tutuşan ve sevgilisine(!) kavuşmak için gözlerini dağlayan delikanlı(!)bir ülkenin evlenme vaadleri daha ne zamana kadar geciktirilebilir?
"Çeyizini düz gel'' diye tavsiye alan delikanlı nereye kadar ve ne zamana dek oyalanacak tam kestirilemiyor.
AB zirvesinde Türkiye'ye sunulan yeni öneri ve talepler zırvalamadan başka bir anlam taşımıyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cevat Kışlalı / diğer yazıları
- Suikastın geri planı / 09.05.2006
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005