50 yıllık Milli Görüş zihniyeti ve bu zihniyetten olma 14 yıllık AKP iktidarlarının icraat ve söylemleri hiçbir zaman insan merkezli olmadı. Hep ben, oldu. Benim adamım, oldu. Benim fikrim, oldu. Ben doğruyum, oldu. Hiçbir şekilde "biz" noktasına gelmediler.
Dünden bugüne hatırlayın! Bu zihniyetin siyasi, sosyal, ekonomik ve dini söylemlerine bakın hep, 'ben' vardır, benden başka her görüş ve kişi batıldır, şu dur, bu dur' mantığı, aşağılaması, hakareti vardır.
Son 14 yılda bu mantık zirve yaptı. Sayın Erdoğan hem başbakanken, hem de cumhurbaşkanı olduğundan beri her konuşmasında muhalefete, medyaya, halkın bazı kesimlerine illaki bir itham, bir azarlama, horlama, aşağılama cümlesi ekliyor. Bu siyaset anlayışı millet içinde gerilmelere, kutuplaşmalara, siyasi ve itikadı kamplaşmalara yol açıyordu. Ve geldiğimiz noktada millet birbirinden uzaklaştı, bürokrasi tekelleştirilip, taraf oldu. Artık camiler bile ayrışma noktasında.
Bir diğer nokta ise özellikle son beş yıldır yargı kurumları ve mahkeme kararları da bu azarlama, horlama, aşağılama siyaset mantığı kapsamına dahil edildi. Artık yargı mekanizmaları açıkça cumhurun başı tarafından hedef gösteriliyor.
İlginç olan ise dün yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, şike, paralel yapılanma, ihale oyunları vs. süreçlerini yaşadığımız günlerde Sayın Erdoğan ve iktidar partisi tarafından en ağır ithamlara uğrayan, hedef haline getirilen yargı şimdi göreve çağrılıyor. Hukuktan bahsediliyor.
Oysa dün ve bugün bizzat Erdoğan tarafından hukuka rağmen terör örgütüyle oturuldu, görüşüldü, anlaşmaya varıldı. Bu sürece yargı müdahil olmadı veya yargı devre dışı bırakıldı.
Yine bırak ülkemizi, dünyaya gündem olan bir yolsuzluk ve rüşvet süreci yaşadık. Yargı yine devre dışı kaldı. Devreye girmesine müsaade edilmedi.
Bir taraftan ülkenin rejimi tartışma konusu olurken diğer taraftan da birileri ısrarla 'ya değişecek ya değişecek' söylemleri yapılıyordu. Yargı yine devreye girmedi, giremedi.
Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı son Ankara katliamından sonra terör örgütü ve terörist tanımlamalarının yeniden yapılması gerektiğini vurguluyor.
Artı "terör örgütlerine destek verdikleri için güvenlik güçlerimizce yakalanan kişilerin adliyenin bir kapısından girip, diğerinden çıkıp gitmesi artık tahammül edebileceğimiz bir durum değildir." Diyor. (Yani dün tahammül ediyorduk)
Oysa resmi olarak uygulamada olan kanunlarda terör örgütünün de, teröristinde ne olduğu, nasıl cezalandırılacağı çok açık bir şekilde ifade ediliyor. Sorun bu yazılı kanunların uygulanmaması. Mesela! Habur'da, İmralı'da vs. var olan kanunlar uygulanmadı.
Diyelim ki, Sayın Cumhurbaşkanının çağrısı bazı heyecanlı savcıları harekete geçirdi. Bu savcılar hangi kriterlere göre dosya hazırlayacaklar? Hadi dosyalar hazırlandı. Hakimler hangi ölçülere göre karar verecekler?
Hukuka göre diyelim. Diyelim de, her zanlının, kendini müdafaa hakkı vardır.
HDP'liler, KCK'lılar, Oslo'da muhatap olunanlar veya FETÖ üyesi olduğu ilan edilen bürokratlar, iş adamları, gazeteciler vs. hakime, kimlerle iş birliği yaptıkları konusunda bilgi, belge, fotoğraf, görüntülü, görüntüsüz ses kayıtları koyarlarsa, İngiltere'den terör örgütüyle hükümet arasında hakemlik yapan kişiler tanık olarak çağrıldığında hakim ne yapacak?
Hakimler tarafsız yargıyı devreye koyup bu cezaları uygulanmasına karar verirlerse, muhatapları kabul edecek mi?
Gerçekten yargının0 işi zor. Bir tarafta terör örgütleri diğer tarafta Saray ve hükümet.
Dünden bugüne hatırlayın! Bu zihniyetin siyasi, sosyal, ekonomik ve dini söylemlerine bakın hep, 'ben' vardır, benden başka her görüş ve kişi batıldır, şu dur, bu dur' mantığı, aşağılaması, hakareti vardır.
Son 14 yılda bu mantık zirve yaptı. Sayın Erdoğan hem başbakanken, hem de cumhurbaşkanı olduğundan beri her konuşmasında muhalefete, medyaya, halkın bazı kesimlerine illaki bir itham, bir azarlama, horlama, aşağılama cümlesi ekliyor. Bu siyaset anlayışı millet içinde gerilmelere, kutuplaşmalara, siyasi ve itikadı kamplaşmalara yol açıyordu. Ve geldiğimiz noktada millet birbirinden uzaklaştı, bürokrasi tekelleştirilip, taraf oldu. Artık camiler bile ayrışma noktasında.
Bir diğer nokta ise özellikle son beş yıldır yargı kurumları ve mahkeme kararları da bu azarlama, horlama, aşağılama siyaset mantığı kapsamına dahil edildi. Artık yargı mekanizmaları açıkça cumhurun başı tarafından hedef gösteriliyor.
İlginç olan ise dün yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, şike, paralel yapılanma, ihale oyunları vs. süreçlerini yaşadığımız günlerde Sayın Erdoğan ve iktidar partisi tarafından en ağır ithamlara uğrayan, hedef haline getirilen yargı şimdi göreve çağrılıyor. Hukuktan bahsediliyor.
Oysa dün ve bugün bizzat Erdoğan tarafından hukuka rağmen terör örgütüyle oturuldu, görüşüldü, anlaşmaya varıldı. Bu sürece yargı müdahil olmadı veya yargı devre dışı bırakıldı.
Yine bırak ülkemizi, dünyaya gündem olan bir yolsuzluk ve rüşvet süreci yaşadık. Yargı yine devre dışı kaldı. Devreye girmesine müsaade edilmedi.
Bir taraftan ülkenin rejimi tartışma konusu olurken diğer taraftan da birileri ısrarla 'ya değişecek ya değişecek' söylemleri yapılıyordu. Yargı yine devreye girmedi, giremedi.
Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı son Ankara katliamından sonra terör örgütü ve terörist tanımlamalarının yeniden yapılması gerektiğini vurguluyor.
Artı "terör örgütlerine destek verdikleri için güvenlik güçlerimizce yakalanan kişilerin adliyenin bir kapısından girip, diğerinden çıkıp gitmesi artık tahammül edebileceğimiz bir durum değildir." Diyor. (Yani dün tahammül ediyorduk)
Oysa resmi olarak uygulamada olan kanunlarda terör örgütünün de, teröristinde ne olduğu, nasıl cezalandırılacağı çok açık bir şekilde ifade ediliyor. Sorun bu yazılı kanunların uygulanmaması. Mesela! Habur'da, İmralı'da vs. var olan kanunlar uygulanmadı.
Diyelim ki, Sayın Cumhurbaşkanının çağrısı bazı heyecanlı savcıları harekete geçirdi. Bu savcılar hangi kriterlere göre dosya hazırlayacaklar? Hadi dosyalar hazırlandı. Hakimler hangi ölçülere göre karar verecekler?
Hukuka göre diyelim. Diyelim de, her zanlının, kendini müdafaa hakkı vardır.
HDP'liler, KCK'lılar, Oslo'da muhatap olunanlar veya FETÖ üyesi olduğu ilan edilen bürokratlar, iş adamları, gazeteciler vs. hakime, kimlerle iş birliği yaptıkları konusunda bilgi, belge, fotoğraf, görüntülü, görüntüsüz ses kayıtları koyarlarsa, İngiltere'den terör örgütüyle hükümet arasında hakemlik yapan kişiler tanık olarak çağrıldığında hakim ne yapacak?
Hakimler tarafsız yargıyı devreye koyup bu cezaları uygulanmasına karar verirlerse, muhatapları kabul edecek mi?
Gerçekten yargının0 işi zor. Bir tarafta terör örgütleri diğer tarafta Saray ve hükümet.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025