'Virüsün ekonomik öğretileri' seslendirme dosyası:
Bir yılı geçti dünyanın ana gündemi gözle görülmeyen, elle tutulamayan virüs. Tabi bu virüsten akledebilenler çok şey öğrendi, akledemeyenler ise öylece bakıyor!
Örneğin, dünyanın beşten büyük olduğunu herkes biliyordu. Ama virüsten küçük olduğunu yeni öğrendi.
Dün, 'her şeyin başı sağlıktır' sözü bugün, 'her şeyin başı paradır' şeklinde güncellendi.
Anne-baba, eş, dost, akraba ile kucaklaşmanın değerini unutmuştuk! Virüs bu değerlerin önemini yeniden öğretti.
Bana göre koronavirüsünün en önde gelen öğretilerinin başında ise bilim ve ekonomi gerçekleridir. Her alanda olduğu gibi ekonomi ve bilim alanında da devlet ve millet olarak her an güncel ve tedbirli olmayı öğretti. Tabi akledebilenler için!
Bir soru sorayım; Koronavirüsle geçen bir yılda ekonomik anlamda bugün dünyanın birleştiği nokta nedir? Zenginler daha zenginleşti, fakirler daha da fakirleşti.
Dikkatinizi çekecek bir başka tespitimi daha yazayım; Bu virüs, Prof. Dr. Haydar Baş'ın, Milli Ekonomi Model'inin ve sosyal devlet projelerinin uygulanabilirliğinin ve de uygulanması gerektiğinin ispatı oldu.
Gelişmiş ülkeler peş peşe trilyon dolarlık-Euroluk ekonomik paketleri açıklıyor. Bireyleri, kurumları, esnafı vs. ayakta tutabilmek için adeta para dağıtıyorlar.
Ülkemizde de miktarı, boyutları, alanları hep tartışılsa da virüsle mücadele programı dahilinde bir çok kararlar alınıyor, paketler açıklanıyor.
Örneğin işten çıkarmalar yasaklandı. Kısa çalışma ödeneği adı altında hem işverene, hem de çalışana bir destek sağlandı.
Esnafa destek paketleri açıklandı.
Şirketlere destek paketleri açıklandı.
Lokanta, kahvehane, sinema gibi işletmelere destek paketleri açıklandı.
Yıllar önce başlanan ama becerilemeyen eğitimde teknoloji kullanımı şimdi devreye konmaya çalışılıyor.
Başta sağlık olmak üzere bilime yatırımlar hızlandı. Kendi aşımızı, ilacımızı üretmek zorunda olduğumuzu hükümet de kabul etti.
'Askıda ekmek', '50 kuruşluk siftah bizden' gibi birçok uygulama şöyle veya böyle hayata geçirildi.
Gelmek istediğim nokta ise Merkez Bankasının tam takır olduğu, ihtiyat akçesinin bile kullanıldığı, alacaklıların kapıları zorladığı, emperyalistlerin kıskacındaki bir ekonomide bile devlet isterse vatandaşına karşılıksız para verebiliyor olduğu gerçeğidir.
Peki, Prof. Dr. Haydar Baş'a ait olan BTP'nin parti programının temelini oluşturan Milli Ekonomi Modeli'nde neler vardı?
GSMH oranına göre emisyon genişletilecek, yer altı madenleri kaynak gösterilip, senyoraj hakkı kullanılarak milli paramız basılıp, piyasaya sürülecekti.
Milli parada maliyet sadece kâğıt, faiz yok. Karşılığı ise emek ve alın teri.
Bu mealde devlet vatandaşına en az 10 bin TL maaş verecekti. Vatandaşlık maaşı, ev hanımlarına maaş, çocuk maaşı devreye konulacaktı.
Milli Ekonomi Modeli'nin temeli insan ve bilim merkezli. Haliyle bu model hayata geçirilseydi, 'ülkemizde neden aşı üretilemiyor', sorusu hiç gündeme gelmeyecekti.
Kısaca Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi tam bağımsız, kendi kendine yetebilen ve de tam bir sosyal devlet olacaktı. Nasıl?
Çünkü Milli Ekonomi Modeli'ne göre sosyal devlet olmak devletin, vatandaşlarına karşı bir ikramı değil, onun varlığının gereği ve vazifesidir.
Yaşamak isteyen devlet, vatandaşlarını yaşatmak durumundadır.
Devlet, vatandaşlarına iş bulmak zorundadır.
Eğer bir birey iş bulamıyorsa, bunun sorumluluğu devlete aittir.
Devlet bu eksiğini telafi edinceye kadar vatandaşına işsizlik maaşı vermek zorundadır.
Devletin, gelirlerinin vatandaşına hizmet olarak geri döndürmesi ve milletinden topladığından daha fazlasını milletine vermek zorundadır.
Devlet, bireylerin haklarının önündeki engelleri kaldırmakla yükümlüdür. Bu sayede sosyal adaletin de oluşmasını sağlamaktadır.
Bu ve daha fazlasının hayata geçirildiği bir devlette maske paralı mı olsun, parasız mı, başlığı hiç konuşulmayacaktı.
Bir aylık tam kapanma ile ölüm ve vaka sayılarının önüne geçilecekti.
Bu ülkede yoksulluğun fotoğrafı çekilemeyecek, kapanan dükkan başlığı hiç konuşulmayacaktı.
Kısaca devlet baba gibi kuvvet ve kudretli, ana gibi merhamet ve şefkatli olacaktı. Ha! Dün olmadı. Bugün neden olmasın? Yaşıyorsak hala vaktimiz var demektir.
Örneğin, dünyanın beşten büyük olduğunu herkes biliyordu. Ama virüsten küçük olduğunu yeni öğrendi.
Dün, 'her şeyin başı sağlıktır' sözü bugün, 'her şeyin başı paradır' şeklinde güncellendi.
Anne-baba, eş, dost, akraba ile kucaklaşmanın değerini unutmuştuk! Virüs bu değerlerin önemini yeniden öğretti.
Bana göre koronavirüsünün en önde gelen öğretilerinin başında ise bilim ve ekonomi gerçekleridir. Her alanda olduğu gibi ekonomi ve bilim alanında da devlet ve millet olarak her an güncel ve tedbirli olmayı öğretti. Tabi akledebilenler için!
Bir soru sorayım; Koronavirüsle geçen bir yılda ekonomik anlamda bugün dünyanın birleştiği nokta nedir? Zenginler daha zenginleşti, fakirler daha da fakirleşti.
Dikkatinizi çekecek bir başka tespitimi daha yazayım; Bu virüs, Prof. Dr. Haydar Baş'ın, Milli Ekonomi Model'inin ve sosyal devlet projelerinin uygulanabilirliğinin ve de uygulanması gerektiğinin ispatı oldu.
Gelişmiş ülkeler peş peşe trilyon dolarlık-Euroluk ekonomik paketleri açıklıyor. Bireyleri, kurumları, esnafı vs. ayakta tutabilmek için adeta para dağıtıyorlar.
Ülkemizde de miktarı, boyutları, alanları hep tartışılsa da virüsle mücadele programı dahilinde bir çok kararlar alınıyor, paketler açıklanıyor.
Örneğin işten çıkarmalar yasaklandı. Kısa çalışma ödeneği adı altında hem işverene, hem de çalışana bir destek sağlandı.
Esnafa destek paketleri açıklandı.
Şirketlere destek paketleri açıklandı.
Lokanta, kahvehane, sinema gibi işletmelere destek paketleri açıklandı.
Yıllar önce başlanan ama becerilemeyen eğitimde teknoloji kullanımı şimdi devreye konmaya çalışılıyor.
Başta sağlık olmak üzere bilime yatırımlar hızlandı. Kendi aşımızı, ilacımızı üretmek zorunda olduğumuzu hükümet de kabul etti.
'Askıda ekmek', '50 kuruşluk siftah bizden' gibi birçok uygulama şöyle veya böyle hayata geçirildi.
Gelmek istediğim nokta ise Merkez Bankasının tam takır olduğu, ihtiyat akçesinin bile kullanıldığı, alacaklıların kapıları zorladığı, emperyalistlerin kıskacındaki bir ekonomide bile devlet isterse vatandaşına karşılıksız para verebiliyor olduğu gerçeğidir.
Peki, Prof. Dr. Haydar Baş'a ait olan BTP'nin parti programının temelini oluşturan Milli Ekonomi Modeli'nde neler vardı?
GSMH oranına göre emisyon genişletilecek, yer altı madenleri kaynak gösterilip, senyoraj hakkı kullanılarak milli paramız basılıp, piyasaya sürülecekti.
Milli parada maliyet sadece kâğıt, faiz yok. Karşılığı ise emek ve alın teri.
Bu mealde devlet vatandaşına en az 10 bin TL maaş verecekti. Vatandaşlık maaşı, ev hanımlarına maaş, çocuk maaşı devreye konulacaktı.
Milli Ekonomi Modeli'nin temeli insan ve bilim merkezli. Haliyle bu model hayata geçirilseydi, 'ülkemizde neden aşı üretilemiyor', sorusu hiç gündeme gelmeyecekti.
Kısaca Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi tam bağımsız, kendi kendine yetebilen ve de tam bir sosyal devlet olacaktı. Nasıl?
Çünkü Milli Ekonomi Modeli'ne göre sosyal devlet olmak devletin, vatandaşlarına karşı bir ikramı değil, onun varlığının gereği ve vazifesidir.
Yaşamak isteyen devlet, vatandaşlarını yaşatmak durumundadır.
Devlet, vatandaşlarına iş bulmak zorundadır.
Eğer bir birey iş bulamıyorsa, bunun sorumluluğu devlete aittir.
Devlet bu eksiğini telafi edinceye kadar vatandaşına işsizlik maaşı vermek zorundadır.
Devletin, gelirlerinin vatandaşına hizmet olarak geri döndürmesi ve milletinden topladığından daha fazlasını milletine vermek zorundadır.
Devlet, bireylerin haklarının önündeki engelleri kaldırmakla yükümlüdür. Bu sayede sosyal adaletin de oluşmasını sağlamaktadır.
Bu ve daha fazlasının hayata geçirildiği bir devlette maske paralı mı olsun, parasız mı, başlığı hiç konuşulmayacaktı.
Bir aylık tam kapanma ile ölüm ve vaka sayılarının önüne geçilecekti.
Bu ülkede yoksulluğun fotoğrafı çekilemeyecek, kapanan dükkan başlığı hiç konuşulmayacaktı.
Kısaca devlet baba gibi kuvvet ve kudretli, ana gibi merhamet ve şefkatli olacaktı. Ha! Dün olmadı. Bugün neden olmasın? Yaşıyorsak hala vaktimiz var demektir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025