Bu yazıda üç farklı kavramın birbirine karıştırılmasını ve özellikle günlük hayatta birbirleri yerine kullanılması üzerine bir değerlendirme yapacağız: Doğru, gerçek ve iyi.
Sokağa çıktığınız anda biraz dikkat ederseniz siz de bunu fark edebilirsiniz: İnsanlar belki bilinç altlarının derinlerinde bu kavramları ayrımlasa da günlük hayatta sık sık yanlış kullandıkları için artık bu kavramların muhtevasını birbirlerine karıştırıyorlar.
Konuyu biraz açmak gerekirse:
Doğru kavramı epistemolojinin (bilgi felsefesi), gerçek kavramı ontolojinin (varlık felsefesi), iyi kavramı ise etiğin (ahlak felsefesi) konusu olup bambaşka anlamlara gelmektedirler. Bunları birbirleri yerine kullanmak sakıncalı olacaktır.
Kavramların muhtevasını kavramak için bir açıklama gerekirse:
Bilimsel literatüre bakıldığında doğru kavramı teori kavramı ile eş değerdedir. Doğru kavramı, değişebilir, tartışmaya açıktır ve yanlışlanabilir ancak gerçek kavramı sabittir, tartışmaya açık değildir ve değişemez zira bir şey varsa vardır ve var olan gerçektir.
İyi kavramı ise bunlardan tamamen bağımsız bir ummandır zira iyi, gerçek bir şeyin doğruluğunu birçok kişisel parametre kullanarak ölçen bireyin ürünüdür.
Özetle bir kişi, bir olay veya bir eşya gerçek diye doğru, doğru diye iyi olmak zorunda değildir. Gerçek olan doğru olabilir. Bir gerçek doğru olsa da iyi olmak zorunda değildir. Bir örnek vermek gerekirse: Bir köpeğin bir çocuğu ısırması olayı gerçek ve aynı zamanda doğru olabilir ancak etik tartısı devreye koyulduğunda bu olayın iyi bir şey olduğu söylenemez.
Benzer şekilde bir kişinin sözleri gerçekleri yansıtmamakta olsa da doğru olabilir ve bu doğruluk insanlara iyi gelebilir. Biz buna özetle insanların gerçeği bilmeden kendilerini avutması diyebiliriz. Bugünün medyasında sayılı kurumlar hariç yapılan budur. Gerçekler ile ilgi olmayan bir şeyi kendi içinde tutarlı bir doğrulukla iyi gibi insanlara sunarak toplumları hipnotize etmek tam olarak budur.
Konuyu izah için bir örnek vermek daha gerekirse; FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in zamanında Vatikan'a Papa'nın elini öpmeye gitmesi ve ılımlı İslam adı altında dinler arası diyalog projesini ele almak gerekir. Öncelikle bu bir gerçektir ve çeşitli medya araçları ile ispatlanmıştır. Bu bir yana, meselenin doğru veya yanlış olduğu tartışması akılda iyi mi yoksa kötü mü olduğu tartışması ise vicdanda yapılacaktır.
Konumuzdan bağımsız olarak bu FETÖ örneğinin kendi muhasebelerince yanlış ve kötü olduğunu bile bile buna müsaade edip destek çıkanlar, önceki önermemiz dikkate alındığında hem akıllarını hem de vicdanlarını kasten çiğnemişlerdir.
İşte buradan hareketle belirtmemiz gereken bir husus da şudur: Akıl ve vicdan muhasebesini yok sayan insanların gerçeği bilmeleri hiçbir anlam ifade etmez. Bununla beraber gerçekler ışığında aklını ve vicdanını kullanarak doğru ve iyi olana ulaşan kişiler bu kavramların anlamlarını kavramakta ve doğru kullanmakta olacaklardır.
Bitirmeden evvel belirtelim ki bir şeyin iyi veya kötülüğünü, doğru veya yanlışlığını tartmaya çalışmadan önce gerçek olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Gerçeklerden uzak olan insan asla gelişemez.
Toplumumuzun gerçekleri artık görmesi ve doğru ile iyi olan şeylere vasıl olması dileğiyle...
Sokağa çıktığınız anda biraz dikkat ederseniz siz de bunu fark edebilirsiniz: İnsanlar belki bilinç altlarının derinlerinde bu kavramları ayrımlasa da günlük hayatta sık sık yanlış kullandıkları için artık bu kavramların muhtevasını birbirlerine karıştırıyorlar.
Konuyu biraz açmak gerekirse:
Doğru kavramı epistemolojinin (bilgi felsefesi), gerçek kavramı ontolojinin (varlık felsefesi), iyi kavramı ise etiğin (ahlak felsefesi) konusu olup bambaşka anlamlara gelmektedirler. Bunları birbirleri yerine kullanmak sakıncalı olacaktır.
Kavramların muhtevasını kavramak için bir açıklama gerekirse:
Bilimsel literatüre bakıldığında doğru kavramı teori kavramı ile eş değerdedir. Doğru kavramı, değişebilir, tartışmaya açıktır ve yanlışlanabilir ancak gerçek kavramı sabittir, tartışmaya açık değildir ve değişemez zira bir şey varsa vardır ve var olan gerçektir.
İyi kavramı ise bunlardan tamamen bağımsız bir ummandır zira iyi, gerçek bir şeyin doğruluğunu birçok kişisel parametre kullanarak ölçen bireyin ürünüdür.
Özetle bir kişi, bir olay veya bir eşya gerçek diye doğru, doğru diye iyi olmak zorunda değildir. Gerçek olan doğru olabilir. Bir gerçek doğru olsa da iyi olmak zorunda değildir. Bir örnek vermek gerekirse: Bir köpeğin bir çocuğu ısırması olayı gerçek ve aynı zamanda doğru olabilir ancak etik tartısı devreye koyulduğunda bu olayın iyi bir şey olduğu söylenemez.
Benzer şekilde bir kişinin sözleri gerçekleri yansıtmamakta olsa da doğru olabilir ve bu doğruluk insanlara iyi gelebilir. Biz buna özetle insanların gerçeği bilmeden kendilerini avutması diyebiliriz. Bugünün medyasında sayılı kurumlar hariç yapılan budur. Gerçekler ile ilgi olmayan bir şeyi kendi içinde tutarlı bir doğrulukla iyi gibi insanlara sunarak toplumları hipnotize etmek tam olarak budur.
Konuyu izah için bir örnek vermek daha gerekirse; FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in zamanında Vatikan'a Papa'nın elini öpmeye gitmesi ve ılımlı İslam adı altında dinler arası diyalog projesini ele almak gerekir. Öncelikle bu bir gerçektir ve çeşitli medya araçları ile ispatlanmıştır. Bu bir yana, meselenin doğru veya yanlış olduğu tartışması akılda iyi mi yoksa kötü mü olduğu tartışması ise vicdanda yapılacaktır.
Konumuzdan bağımsız olarak bu FETÖ örneğinin kendi muhasebelerince yanlış ve kötü olduğunu bile bile buna müsaade edip destek çıkanlar, önceki önermemiz dikkate alındığında hem akıllarını hem de vicdanlarını kasten çiğnemişlerdir.
İşte buradan hareketle belirtmemiz gereken bir husus da şudur: Akıl ve vicdan muhasebesini yok sayan insanların gerçeği bilmeleri hiçbir anlam ifade etmez. Bununla beraber gerçekler ışığında aklını ve vicdanını kullanarak doğru ve iyi olana ulaşan kişiler bu kavramların anlamlarını kavramakta ve doğru kullanmakta olacaklardır.
Bitirmeden evvel belirtelim ki bir şeyin iyi veya kötülüğünü, doğru veya yanlışlığını tartmaya çalışmadan önce gerçek olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Gerçeklerden uzak olan insan asla gelişemez.
Toplumumuzun gerçekleri artık görmesi ve doğru ile iyi olan şeylere vasıl olması dileğiyle...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Haydar Bektaş / diğer yazıları
- Süleymani’nin ardından / 10.01.2020
- Sorunların çözümü / 28.12.2019
- Atatürk ilkeleri ve MEM / 15.10.2019
- Hukukçu enflasyonu / 02.07.2019
- Güzel günler / 20.04.2019
- Çileli günler / 18.04.2019
- Bir salonda Türkiye / 02.03.2019
- Bir müzik dehası / 27.01.2019
- İfade özgürlüğü üzerine / 24.11.2018
- Can sıkıcı bir yazı / 21.10.2018
- Sorunların çözümü / 28.12.2019
- Atatürk ilkeleri ve MEM / 15.10.2019
- Hukukçu enflasyonu / 02.07.2019
- Güzel günler / 20.04.2019
- Çileli günler / 18.04.2019
- Bir salonda Türkiye / 02.03.2019
- Bir müzik dehası / 27.01.2019
- İfade özgürlüğü üzerine / 24.11.2018
- Can sıkıcı bir yazı / 21.10.2018