Yılbaşı akşamı yollardaydım. Babamın rahatsızlığı nedeniyle Artvin-Şavşat'a gidiyordum. Trabzon'da Muhterem Hocam Prof. Dr. Haydar Baş ve kurmaylarının katıldığı, 2016 yılının değerlendirildiği programı izledim.
Değerli katılımcılar 2016 yılında yaşadığımız siyasi, ekonomik, kültürel ve terör olaylarını tek tek analiz ettiler ve çıkış yollarını gösterdiler. Sayın Baş ise dünden bugüne Türkiye'nin acı tablosunu tek cümlede özetledi. Bu acı tabloyu çizenleri bir kez daha açıkladı ve bu tablonun içerdeki figüranlarını da hatırlattı.
Ve de yıllardan beri yaptığı çağrısını tekrarladı; "Devleti ve milleti bir ve beraber yapmalıyız?"
"Bu programda bizi takip eden aziz milletimin şu kararı vermesi lazım: Ekonomisi, tarımı, hayvancılığı, siyaseti, iç politikası, dış politikası bize ait olan milli bir duruş ile ayağa kalkmaya var mıyız? Buna varsak, biz bu işi 24 saatte hallederiz. Yoksak, okyanusun ötesi bu işe müdahale etsin dersek, aradan 24 yıl geçse de bir şey yapamayız. Milli duruşu ve milli oluşu ortaya koyarak bir an evvel Türk Milleti bağımsızlığına kavuşmalıdır."
Sabah oldu, Şavşat yolundayız. Televizyonlarda, "İstanbul'da katliam" haberleri? Yaşanan vahşeti biliyorsunuz. Sosyal medyada ise bazı kesimlerin 'yazıklar olsun' dedirten yaklaşımlarına cahilce sözcülük eden insanlarımızın yorumları. Yazıklar olsun.
Hükümet ve muhalefetten üzüntü ve kınamalar. Aynı şekilde ülkelerin yayınladığı üzüntü ve kınama mesajları. Dikkatimi çeken ise Diyanet Başkanının mesajı! Yayınladıkları mesaj normalde çok yapıcı ve gerçekçi ama Türkiye'de yaşananlar ve Diyanet'in duruşunu bilenler için sözü ile özü birbirini tutmayan bir yaklaşım.
Şavşat'tayız. Babam için dualarınızı bekliyorum. Tabi bizim oraların hala ayakta kalan hasta ve hoş geldin ziyaret kültürü devam ediyor. Köylülerimiz geldi. Hepsi 60'ın üzerinde insanlar.
"Akın, devlet bu teröristleri neden bulamıyor?" sorusu ilk sıradan sorulmaya başlandı. Anlayacakları dilden anlatayım, dedim.
"Emmi! Bir zamanlar köyde hangi bölgede, hangi hayvanın, kaç tane yaşadığını hepimiz biliyorduk, değil mi! O hayvanlar yaşadıkları yerde beslenebiliyorlardı, değil mi!", "Evet." Haliyle o bölgelere gitmez, gidecek olsak tedbirli giderdik. O yabani hayvanlar da kolay kolay insanlara yaklaşmazdı, değil mi!", "Evet."
"Sonra ne oldu, bizim oralar milli park ilan edildi. Yabani hayvanlara dokunmak suç ve bayağı bir ceza getirildi. Artı köyde genç nüfus kalmadı, hayvancılık zayıfladı. Diğer taraftan yabani hayvanlar çoğaldı ve beslenmek için köyün içine kadar girer oldular, değil mi!", "Evet."
"Terör de, terörist de aynen böyle. Bir zamanlar komşularımızla, Saddam ile Esad ile İran ile aramız iyiydi. Sonra bir el girdi aramıza ve bunlarla kötü olduk.
Terörist karnını ne ile doyurur? Kan. Artık Kuzey Irak dağlarında bu teröristler doyamaz oldu. Bir de 'açılım' adlı süreç başlayınca bunlar şehirlere indi ve yuvalandı. Ardından Esad düşman ilan edilince sınır güvenliği, ülkemize kim giriyor, kim çıkıyor bilemez olduk. İşte o teröristler, efendilerinin istekleri için milletimizin kanını içmeye başladılar. Hükümet çaresiz, polis şaşkın, milletimiz telaşlı?"
"Ama bu işin sonu nereye gider böyle?"
"Aklımızı başımıza alıp, siyasi çıkar ve hesapları bir kenara atıp millet ve devletin birliği için Prof. Dr. Haydar Baş'ın model, plan ve projelerine sarıldığımızda güzel günler yakındır. Yok, mazeretlere sarılıp aynı kafa ile devam edersek daha çok soracağımız sorular olacak. Televizyonlardan bol bol kınama haberleri izleyeceğiz?"
Değerli katılımcılar 2016 yılında yaşadığımız siyasi, ekonomik, kültürel ve terör olaylarını tek tek analiz ettiler ve çıkış yollarını gösterdiler. Sayın Baş ise dünden bugüne Türkiye'nin acı tablosunu tek cümlede özetledi. Bu acı tabloyu çizenleri bir kez daha açıkladı ve bu tablonun içerdeki figüranlarını da hatırlattı.
Ve de yıllardan beri yaptığı çağrısını tekrarladı; "Devleti ve milleti bir ve beraber yapmalıyız?"
"Bu programda bizi takip eden aziz milletimin şu kararı vermesi lazım: Ekonomisi, tarımı, hayvancılığı, siyaseti, iç politikası, dış politikası bize ait olan milli bir duruş ile ayağa kalkmaya var mıyız? Buna varsak, biz bu işi 24 saatte hallederiz. Yoksak, okyanusun ötesi bu işe müdahale etsin dersek, aradan 24 yıl geçse de bir şey yapamayız. Milli duruşu ve milli oluşu ortaya koyarak bir an evvel Türk Milleti bağımsızlığına kavuşmalıdır."
Sabah oldu, Şavşat yolundayız. Televizyonlarda, "İstanbul'da katliam" haberleri? Yaşanan vahşeti biliyorsunuz. Sosyal medyada ise bazı kesimlerin 'yazıklar olsun' dedirten yaklaşımlarına cahilce sözcülük eden insanlarımızın yorumları. Yazıklar olsun.
Hükümet ve muhalefetten üzüntü ve kınamalar. Aynı şekilde ülkelerin yayınladığı üzüntü ve kınama mesajları. Dikkatimi çeken ise Diyanet Başkanının mesajı! Yayınladıkları mesaj normalde çok yapıcı ve gerçekçi ama Türkiye'de yaşananlar ve Diyanet'in duruşunu bilenler için sözü ile özü birbirini tutmayan bir yaklaşım.
Şavşat'tayız. Babam için dualarınızı bekliyorum. Tabi bizim oraların hala ayakta kalan hasta ve hoş geldin ziyaret kültürü devam ediyor. Köylülerimiz geldi. Hepsi 60'ın üzerinde insanlar.
"Akın, devlet bu teröristleri neden bulamıyor?" sorusu ilk sıradan sorulmaya başlandı. Anlayacakları dilden anlatayım, dedim.
"Emmi! Bir zamanlar köyde hangi bölgede, hangi hayvanın, kaç tane yaşadığını hepimiz biliyorduk, değil mi! O hayvanlar yaşadıkları yerde beslenebiliyorlardı, değil mi!", "Evet." Haliyle o bölgelere gitmez, gidecek olsak tedbirli giderdik. O yabani hayvanlar da kolay kolay insanlara yaklaşmazdı, değil mi!", "Evet."
"Sonra ne oldu, bizim oralar milli park ilan edildi. Yabani hayvanlara dokunmak suç ve bayağı bir ceza getirildi. Artı köyde genç nüfus kalmadı, hayvancılık zayıfladı. Diğer taraftan yabani hayvanlar çoğaldı ve beslenmek için köyün içine kadar girer oldular, değil mi!", "Evet."
"Terör de, terörist de aynen böyle. Bir zamanlar komşularımızla, Saddam ile Esad ile İran ile aramız iyiydi. Sonra bir el girdi aramıza ve bunlarla kötü olduk.
Terörist karnını ne ile doyurur? Kan. Artık Kuzey Irak dağlarında bu teröristler doyamaz oldu. Bir de 'açılım' adlı süreç başlayınca bunlar şehirlere indi ve yuvalandı. Ardından Esad düşman ilan edilince sınır güvenliği, ülkemize kim giriyor, kim çıkıyor bilemez olduk. İşte o teröristler, efendilerinin istekleri için milletimizin kanını içmeye başladılar. Hükümet çaresiz, polis şaşkın, milletimiz telaşlı?"
"Ama bu işin sonu nereye gider böyle?"
"Aklımızı başımıza alıp, siyasi çıkar ve hesapları bir kenara atıp millet ve devletin birliği için Prof. Dr. Haydar Baş'ın model, plan ve projelerine sarıldığımızda güzel günler yakındır. Yok, mazeretlere sarılıp aynı kafa ile devam edersek daha çok soracağımız sorular olacak. Televizyonlardan bol bol kınama haberleri izleyeceğiz?"
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025
- Bu ülkede zor olan Türk olmakmış! / 23.03.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025
- Bu ülkede zor olan Türk olmakmış! / 23.03.2025