Bir önceki makalemizde "sözde dindarların çıkmazları" adı altında sözde dindarların toplumu getirdikleri durumlar hakkında bazı tespitlerimizi dile getirdik. Konuyu muğlak halde bırakmamak için somut bir örnek vermek istiyorum. Özellikle de sözde dindar geçinen medya yalan haber ve iftirada çirkin yüzünü Haydar Baş sendromuyla ortaya koymaktadır. İsimlerini yazmak gereği duymadığım ancak siz değerli okurlarımın hemen tanıdıkları malum sözde dindar medyanın yazılısı, görüntülüsü, hepsi tekmili birden nerede Haydar Baş hakkında yalan yanlış bir haber varsa, anında satırlarına ve ekranlarına taşırlar. Sanki gizli bir zincirle birbirine bağlı gibi, sanki bir noktadan düğmeye basılmış gibi mal bulmuş mağribi gibi utanmadan sıkılmadan, yalan yanlış olup olmadığını araştırmadan, hemen taşırlar manşetlerine?Ben bu sözde dindar geçinen medyada bir satır Prof. Dr. Haydar Baş hakkında olumlu ve doğru bir habere rastlamadım. Habersiz olduklarından mı? Haşa, onun attığı adımı, gezdiği yerleri, söylediği her sözü o kadar yakın takip ederler ki, hatta onun aldığı nefesi, oy kullandığı sandığı bile takip ederler. Yaptığı her etkinliği, düzenlenen her toplantıyı,yerel olsun ulusal olsun her türlü etkinliği seyrederler, onlarca kameraman bile yollarlar ama haber olsun diye değil, ola ki yalan bir haber de olsa bir açık yakalar mıyız acaba mantığıyla?Bir olay falan olmazsa, yalana ve iftiraya yönelik bir haber çıkmazsa, onlar için haber niteliği olmaz ve manşetlik haberler satır aralarında bile kendine yer bulamaz. Bu yazdıklarımın aksini iddia eden varsa yazsın biz de öğrenelim. Prof. Dr. Haydar Baş'a ait "Milli Ekonomi Modeli" 7 uluslar arası kongrede yüzlerce yerli yabancı ilim adamı tarafından onay bulmasına rağmen, bir satır bile haber vermeyen onlar, alnının akıyla ortaya koyduğu eserlerle aldığı Porofosörlüğü dahi sahte diye yazanlar onlar, ciltler dolusu yazdığı eserleri inkâr edenler onlar, oy attığı sandığı saptırıp kendi partisine oy dahi atmadığı iftirasında bulunan onlar?Peki ey sözde dindarlar, sahi siz münafıklık hakkındaki, yalan haber hakkındaki, iftira hakkındaki ilahi hükümlerden habersiz misiniz? Biz yine de Yüce Allah'ın bu konudaki uyarılarını hatırlatalım:"Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır." (Bakara Suresi; 10) "Ey iman edenler! Hak üzere durup adaleti yerine getirmeğe çalışan hâkimler ve Allah için doğru söyleyen şahitler olun. Velev ki, o şahitliğiniz nefisleriniz yahut ana babanızla yakın akrabanız aleyhine olsun. İster üzerine şahitlik yapılan kimseler zengin veya fakir bulunsun" (Nisa, 4/135)Yalancılık öyle bir hastalık ki tövbe edilmediği ve terk edilmediği taktirde bu hastalığa bulaşanların iflah olmayacağı da Yüce Kitabımızda haber verilmiştir: "?Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez."( Mü'min Suresi; 28)Yalan hakkında bir de hadisi şerif aktararak son sözlerimizi söyleyelim: "Yalan kötülüğe, kötülük Cehennem'e götürür. İnsan yalancılık yapa yapa, nihayet Allah katında yalancılardan yazılır" (Buharî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103-105) Yalancılığın maddi manevi tehlikelerini ve Allah katındaki sorumluluklarını bildiren ilahi buyruklardan bir demet sunduk. Sözde dindarların, yalanın gerek ferdi gerekse de toplumsal zararlarının küçümsenmeyecek derecede olduğunu bildiği halde, alet olmalarının altında menfaat hesapları yatmaktadır. Bir de nefislerine söz dinletememek, hırslarına, cehaletlerine ve şeytanın tuzağına alet olmak vardır. Kişiler kendi menfaati uğruna başkalarının haklarına yalancılıkla tecavüz etmekte, haksızlıklara haksızlık katmaktadırlar. Yalan, son devrin en korkunç silahı konumuna gelmiş, bu sayede nice yuvalar yıkılmakta, nice ocaklar sönmekte, kişilik haklarına dokunulmakta, dolayısıyla da toplumsal sıkıntılara sebebiyet vermektedir. İşin en acı tarafı sözde dindarlar da bu toplumsal hastalığa çanak tutmaktadırlar. Umulur ki bu satırları okuyan birileri olur da aklını başına alır, ahretin korkunç hesap ve cezasından kurtulur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Ahlak bulaşıcıdır / 05.04.2025
- Şevval ayında yapılacak ibadetler / 03.04.2025
- Bayram bize umut neşe getirsin / 30.03.2025
- Arayışa devam etmeliyiz / 29.03.2025
- Kadir Gecesi’ni nasıl değerlendirmeliyiz? / 26.03.2025
- Kadir Gecesi önemli bir fırsattır / 25.03.2025
- Zekât vermeyenleri bekleyen tehlikeler / 24.03.2025
- Zekat verenler kurtuluşa ermiştir / 23.03.2025
- Kadir Gecesi’ni aramak / 22.03.2025
- Ramazan’ın son günlerini nasıl değerlendirmeliyiz? / 21.03.2025
- Şevval ayında yapılacak ibadetler / 03.04.2025
- Bayram bize umut neşe getirsin / 30.03.2025
- Arayışa devam etmeliyiz / 29.03.2025
- Kadir Gecesi’ni nasıl değerlendirmeliyiz? / 26.03.2025
- Kadir Gecesi önemli bir fırsattır / 25.03.2025
- Zekât vermeyenleri bekleyen tehlikeler / 24.03.2025
- Zekat verenler kurtuluşa ermiştir / 23.03.2025
- Kadir Gecesi’ni aramak / 22.03.2025
- Ramazan’ın son günlerini nasıl değerlendirmeliyiz? / 21.03.2025