İnsanı insan yapan, insanı ayakta tutan şey milli ve manevi değerlerdir. Bu ikili aynen et ve kemik gibidir. Birbirinden ayrılmaz. Biri zaafa uğrarsa diğeri de zaafa uğrar ve önemini yitirir, değersizleşir. Değersiz olan şeyler ise yok hükmündedir.Tarihe baktığımızda değerlerine sahip çıkmayan, kendisini inkar eden ve taklitçiliğe özenen toplumların nasıl olduklarını, kimliklerini kaybedip başkalaştıklarını görürüz.Bizler bu konuda çok şanslı ama bir o kadar da cahil ve sorumsuz bir nesiliz. Aynen ekonomik olarak bu coğrafyada hazine üstünde oturup, nasıl açlık çekiyorsak kültür ve medeniyet olarak da bin yılların verdiği kişiliği, saygınlığı, onuru, gururu, asaleti bir tarafa bırakıp sözde hürriyet, özgürlük, çağdaşlık adı altında sefilliği, köleliği benimsiyoruz. Yani hem define üzerinde açıklık çekiyoruz ve hem de kültür mirası üzerinde kişilik sendromu yaşıyoruz.Tarihimizde ilim adına, bilim adına, sosyal alanlarda kısaca dünyevi ve uhrevi hayata yönelik tüm alanlarda hep zirve yapmadık mı? Hep en iyi olma gayretine girmedik mi? Girdik ve başardık. Ama başarımızı zamanın tamamına yayamadığımız için yeni nesiller bu gıdayı eksik aldılar. Bu milli ve manevi gıda eksikliği haliyle bünyeleri etkiledi. Tepkileri etkiledi. Kendini unutup başkalarına hayran olma hastalığını doğurdu. Toplum önderlerimiz ise bu hastalığı tedavisinde çareyi bilinçli veya bilinçsiz olarak kendi öz kültürümüzde ve inancımızda aramak yerine dini ve medeniyeti ayrı toplumlarda aradılar, onların gıdalarını bu millete vermeye çalıştılar. Haliyle bu haçlı gıdası bünyemize ters geldi, ağır tahribatlar yaptı. Ne onlardan olabildi ne de aslına dönebildi. Ülke olarak, millet olarak, İslam coğrafyası olarak halimiz ortada. Nereden nereye?Özellikle günümüzde insanımız bir isyan halinde. Hiçbir şeyi kabul etmiyor. Kültürmüş, medeniyetmiş, şanlı geçmişmiş, aileymiş, kutsal değerlermiş vb. yok onun için. Yarın bile önemini yitirmiş şu anı zevk ve sefa içerisinde nasıl yaşarım derdinde. Peki, insanın kendi değerlerini yok sayması veya bu değerlere ters düşmesiyle ne olur? Nasıl bir netice çıkar ortaya?"? On yıl önceki bir karakter bir şahsiyet on yıl sonra kendini inkar eder. Bazen bu inkar çok hızlı gelişir ve kişinin kendini inkara kadar varır. Bir insan düşünün ki kendini her gün yalanlıyor. Bir başka ifadeyle kendisiyle ters düşüyor. Böyle bir insanın huzuru, saadeti, mutluluğu hiç ama hiç mümkün değildir. Onun kavgası aslında kendisiyledir." (Prof. Dr. Haydar Baş, Niçin Türkiye sh:22)Yüzyıllarca Türk-İslam medeniyeti ile savaşan Batı medeniyeti (haçlı medeniyeti) bu savaşlarda mağlubiyetini kabul etmiştir. Ama teslim olmamış bize karşı taktik değiştirmiştir. Milletleri millet yapan değerleri tartışmaya başlatmışlar, değişik sınıflarda taşeronlarla bu değerleri kendi menfaatleri için yorumlatıp toplumun önüne koymuşlar. Kafası karışan toplum kendisiyle kavgalı nesillerin yetişmesine yol açmıştır.Bu konu çok derin, sıkıntımız ise ondanda derin. Sadece şu soruyu kendimize soralım; Evden çıkarken ailemize "Allah'a emanet olun" mu diyoruz yoksa "bay bay" mı?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025