Avrupa Konseyi üyeleri son günlerde artış gösteren İslam ve Musevi karşıtlığını kınadılar.
Her türlü ayrımcılığa karşı etkili mücadele edecek bir mekanizmayı kurmayı düşünen Konsey, üye ülke liderlerini biraraya getirdiği zirvenin nihai bildirisinde " cinsiyet,dil,ırk ve dini ayrımcılığı ve hoşgörüsüzlüğü kınadığını"bildirdi.
Türkiye adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, zirvede yaptığı konuşmada, bu konuyu öncelikle gündeme getirmiş ve Avrupa Konseyi'nin İslam karşıtlığına karşı etkili mekanizmaları devreye sokmasını istemişti.
Nihai bildiride, yine Türkiye'nin desteğiyle, evrensel hoşgörü ve uzlaşıyı geliştirmek için kültürler ve dinler arası diyaloğun teşvik edilmesi istendi.
Türkiye'nin bu isteklerinin pratikte Konsey tarafından ne derece dikkate alınacağı ve bunun dünya genelinde nasıl sürdürüleceği noktası bizleri ilgilendiriyor.
Müslümanlar üzerinden 11 Eylül sonrası devreye sokulan şiddet politikaları bir taraftan Yahudilere de sirayet ediyor.
Müslümanlar ile Yahudileri karşı karşıya getirmeyi planlayan bazı kesimler bu iki dinin kurumlarına düzenlenen çirkin saldırıların taraflarının çatışmasını hedefliyor.
Yükselen müslüman tahammülsüzlüğü ile tahrik edilen yahudi karşıtlığı aynı potada yoğrulmaya çalışılıyor.
Ve bunun böyle olmasını öngören karanlık güçler, kendilerine stratejik alanlarda kanal açmak için dindışı uygulamaları devreye sokarak dindışı yaşamlarına esenlik katmak istemekteler.
Bu güç, karşımıza Avrupa'da think tank kuruluşu olarak, Ortadoğu'da NGO olarak, Balkanlar ve Kafkaslar'da STK olarak, Amerika'da lobi olarak çıkmakta.
Psikolojik savaş ortamında sıcak çatışmaların yaşandığı ve darbe üstüne darbelerin başlatıldığı dünyamızın hassas bölgelerinde aynı güçlerin etkinliğini görmekteyiz.
Kadın ya da çocuk, genç ya da ihtiyar, Yahudi ya da Müslüman...
hiçbir din, ırk, soy,sop ayrımı yapmadan insanlığa karşı savaş başlatan güçlerin yeni oyunları karşısında bütün etkili dini ve milli çevrelerin işbirliği halinde olması gerekiyor.
Müslüman'ı terörist, yahudiyi potansiyel düşman göstererek tarafları karşı karşıya çekmenin hesabını yapanların bu hesabı iyi bilinmeli.
İslam'a başından beri tavır alan ve tarihi süreç içerisinde bu sabit fikiri değiştirmekten uzak sözde medeniyet temsilcilerinin bu düşünceye yaklaşması öncelik arzetmekte.
Avrupa Konseyi'nin önceki gün açıkladığı nihai bildirinin anlam kazanabilmesi için sözkonusu bildiriye bütün tarafların sadık kalması şart.
Şartlandırılmış düşüncelerle dünya barışı kolay kolay sağlanamaz.
Her türlü ayrımcılığa karşı etkili mücadele edecek bir mekanizmayı kurmayı düşünen Konsey, üye ülke liderlerini biraraya getirdiği zirvenin nihai bildirisinde " cinsiyet,dil,ırk ve dini ayrımcılığı ve hoşgörüsüzlüğü kınadığını"bildirdi.
Türkiye adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, zirvede yaptığı konuşmada, bu konuyu öncelikle gündeme getirmiş ve Avrupa Konseyi'nin İslam karşıtlığına karşı etkili mekanizmaları devreye sokmasını istemişti.
Nihai bildiride, yine Türkiye'nin desteğiyle, evrensel hoşgörü ve uzlaşıyı geliştirmek için kültürler ve dinler arası diyaloğun teşvik edilmesi istendi.
Türkiye'nin bu isteklerinin pratikte Konsey tarafından ne derece dikkate alınacağı ve bunun dünya genelinde nasıl sürdürüleceği noktası bizleri ilgilendiriyor.
Müslümanlar üzerinden 11 Eylül sonrası devreye sokulan şiddet politikaları bir taraftan Yahudilere de sirayet ediyor.
Müslümanlar ile Yahudileri karşı karşıya getirmeyi planlayan bazı kesimler bu iki dinin kurumlarına düzenlenen çirkin saldırıların taraflarının çatışmasını hedefliyor.
Yükselen müslüman tahammülsüzlüğü ile tahrik edilen yahudi karşıtlığı aynı potada yoğrulmaya çalışılıyor.
Ve bunun böyle olmasını öngören karanlık güçler, kendilerine stratejik alanlarda kanal açmak için dindışı uygulamaları devreye sokarak dindışı yaşamlarına esenlik katmak istemekteler.
Bu güç, karşımıza Avrupa'da think tank kuruluşu olarak, Ortadoğu'da NGO olarak, Balkanlar ve Kafkaslar'da STK olarak, Amerika'da lobi olarak çıkmakta.
Psikolojik savaş ortamında sıcak çatışmaların yaşandığı ve darbe üstüne darbelerin başlatıldığı dünyamızın hassas bölgelerinde aynı güçlerin etkinliğini görmekteyiz.
Kadın ya da çocuk, genç ya da ihtiyar, Yahudi ya da Müslüman...
hiçbir din, ırk, soy,sop ayrımı yapmadan insanlığa karşı savaş başlatan güçlerin yeni oyunları karşısında bütün etkili dini ve milli çevrelerin işbirliği halinde olması gerekiyor.
Müslüman'ı terörist, yahudiyi potansiyel düşman göstererek tarafları karşı karşıya çekmenin hesabını yapanların bu hesabı iyi bilinmeli.
İslam'a başından beri tavır alan ve tarihi süreç içerisinde bu sabit fikiri değiştirmekten uzak sözde medeniyet temsilcilerinin bu düşünceye yaklaşması öncelik arzetmekte.
Avrupa Konseyi'nin önceki gün açıkladığı nihai bildirinin anlam kazanabilmesi için sözkonusu bildiriye bütün tarafların sadık kalması şart.
Şartlandırılmış düşüncelerle dünya barışı kolay kolay sağlanamaz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cevat Kışlalı / diğer yazıları
- Suikastın geri planı / 09.05.2006
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005