Her seçim döneminde bazı konular ve kavramlar öne çıkar, partiler içi belirleyici rol oynarlar. Bu seçim döneminin belirleyicisi de AB ve IMF olmuştur. Kartel medyası, ne kadar mızrağı çuvala sığdırmaya, güneşi balçıkla sıvamaya çalışırsa çalışsın, gerçek bu. Daha açık bir ifade ile söylersek, bir tarafta "AB ve IMF'siz olmaz" diyen partiler, diğer tarafta AB'ye, IMF'ye de "hayır" diyen BTP vardır. Yol bu kadar keskin, karar bu kadar kesindir. Hal böyle iken bazı partiler, iki cami arasında binamaz kalmış durumdalar. Kararsızlıktan bir türlü vaçgeçemiyorlar. Bu partiler, AB'ye ve IMF'ye teslim olmadan, onlarla anlaşmayı mümkün görüyorlar. Eğer bu görüşlerinde samimi iseler, hem kendilerini, hem de milleti aldatıyorlar.
Şimdi geliniz, 3 Kasım seçimlerine hazırlanan partilerin IMF hakkında söylediklerine kulak verelim. Herhalde bu konuda DSP'nin ANAP'ın ve MHP'nin ne düşündüğünü ve ne söylediğini merak eden olmaz. Çünkü onların yaptıklarını iktidarları döneminde gördük. Böyle olmasına rağmen MHP, Anadolu'da farklı olduğunu söylemeye çalışıyor. Onun için MHP'nin IMF için düşündüklerini ayrıca belirtmekte yarar var. MHP, küreselleşmeyi, Dünya Bankası ve IMF'yi reddetmeden Türkiye'ye özgü bir ekonomik program ortaya konulabileceğini iddia ediyor. MHP kurmaylarından Ahmet Kenan Tanrıkulu, bu görüşlerini şöyle anlatıyor: "Küreselleşmeye "evet" teslimiyete "hayır". Küreselleşme, gidip adama teslim olmak olmamalı. Bu yol ayırımında çaresizliği aşacak düşünce sistematiği yok. "AB kurallarını alayım yeter" görüşü tembellik anlamına gelir". Kısacası MHP, 3,5 yıllık reform çabalarının ardından bazı ufak tefek değişikliklerle ekonomide birçok sorunun çözülebileceğini düşünüyor.
Peki, muhalefet partileri ne diyor? Dilerseniz DYP ve CHP'den başlayalım. DYP'nin ekonomi yöneticilerinden Oğuz Tüzmen, IMF ile ilişkilerin sürdürülmek zorunda olduğunu, ancak programda bazı revizyonlara ihtiyaç bulunduğunu söylüyor ve devam ediyor: "Faiz dışı fazla konusunda da IMF ile görüşerek biraz esneklik sağlanabileceğine inanıyoruz". CHP'nin söyledikleri farklı mı? Hayır, CHP'de "IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla müzakerelere devam edeceğini, fakat bu kuruluşlara aşırı teslimiyetçiliği kaldıracağını, Türkiye'nin iradesini hedef alan ilişkilerin kurulacağını" söylüyor.
Gelelim yenilikçilere. YTP Genel Başkanı İsmail Cem de IMF hakkında şunları söylüyor: "IMF bizim hasmımız falan değildir. IMF ile de oturur, konuşulur ve IMF ile de programa elbette uygulamaya devam ederken bazı şeyler yaparsınız ama bunların bazıları için de IMF programı engel değildir". Diğer yenilikçi AKP'nin programında ise IMF için şunlar söyleniyor: "IMF, Dünya Bankası ve AB ile ilişkiler küresel gelişmeler ve Türkiye'nin gerçekleri ışığında yeniden değerlendirilecek. Kurucu üye olunan IMF ile ilişkiler 'karşı taraf' anlayışına göre yapılanmayacak, işbirliği temeline oturacak". AKP Genel Başkanı Erdoğan, bu görüşü biraz daha açıyor ve şöyle diyor: "Türkiye, IMF'nin kurucuları arasında yer alıyor. Ortak ortağa yanlış yapmaz. Bazı opsiyonel (seçenekli) noktalarda anlaşılabilir". Anlaşılan o ki, AKP de diğerleri gibi IMF konusunda çelişkiler içerisinde yuvarlanıp gidiyor. Mustafa Mutlu, 17 Ağustos 2002 tarihli Star Gazetesi'nde AKP'nin bu çelişkili halini "AKP Baklava mı Satacak, Turşu mu?" başlıklı yazısında şöyle dile getiriyor: "Hem IMF ve Dünya Bankası başta olmak üzere yerli ve yabancı sermayeyi ürkütmemeye çalışıyorlar. Bunların üzerine, bir de modasına uyarak 'sosyal' politikaları eklemek sevdasına düşüyorlar... IMF'nin kara listesine girmemek için 'kapitalist söylemler'i becerebilme telaşında... AKP'nin bu yapısı, kurmaylarını bazen zor ve çelişkili durumda bırakabiliyor. Örnek mi istiyosunuz: Kolay. Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül, bir televizyonda IMF programını aynen sürdüreceklerini, sadece bu programın aksayan bir-iki ufak yönünü düzeltmek için rötüş yapacaklarını söyledi".
Devam ediyor Mustafa Mutlu: "Bir yandan IMF'ye programı aynen sürdürme iddiasındalar, diğer yandan da IMF'nin kesinlikle yeşil ışık yakmayacağı 10 katrilyon liralık bir ödeme planının vaadini veriyorlar. Kısacası AKP'nin ekonomik politikaları henüz oturmamış".
Geriya kalıyor SP. Şimdi, SP'nin ekonomik programını hazırlayan kurmayaların IMF için söylediklerini dinleyelim. SP Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan şöyle diyor: "IMF ile Türkiye arasında çok yakın münasebet var. AB daha geniş perspektif içeriyor. IMF ile ilişkilerde Türkiye'nin esnekliklerinin, hareket kabiliyetinin olması gerekir. Türkiye'nin bir hareket alanının olmaması, eksikliklerine yönelik destek istemesi hakkıdır".
SP'nin ekonomik programını hazırlayan diğer kurmay Ertan Yülek de şöyle diyor: Türkiye'yi kurtaracak temel yaklaşımlarımızı IMF ile müzakere edeceğiz ve bizim programımızı desteklemesini isteyeceğiz. Türkiye'yi kurtaracak bir programa IMF'nin destek vermesini bekleriz. Eğer desteklemezse o zaman bunu Türkiye'ye karşı kötü niyetle yaklaştığı biçiminde yorumlarız".
Görüldüğü gibi, BTP dışında bütün partiler, IMF'ye "hayır" demiyor, diyemiyor. Güngör Uras, 22 Ağustos 2002 tarihli Milliyet Gazetesi'nde partilerin bu halini şöyle anlatıyor: "Bütün partiler IMF programına yapışmış durumda. Tembellikten özgün politika üretemediklerinden IMF programını 'alternatifi yok' diyorlar. Alternatif yok diyerek uygulanan IMF programına göre, halkımız en az 2005 yılına kadar her yıl boğazından daha fazla kısacak. Ülkede yatırım yapılmayacak. Buralardan toplanan para iç borç faizine gidecek. Ama iç borç gene büyüyecek".
BTP dışındaki bütün partilerin söyledikleri, şöyle özetlenebilir: "Biz IMF ile daha iyi pazarlık yapar, Türkiye'nin haklarını daha iyi koruruz". Halbuki pazarlığı ancak, pazarlık gücü olanlar yapar. IMF, bu imkanı karşı tarafa vermiyor ki, pazarlık yapabilesin. IMF'ye karşı takınılacak tek tavır, söylenecek tek söz, Prof. Dr. Haydar Baş'ın söylediğidir: "Geriye dön marş marş". Bundan başka bütün yollar çıkmaz sokaktır.
Şimdi geliniz, 3 Kasım seçimlerine hazırlanan partilerin IMF hakkında söylediklerine kulak verelim. Herhalde bu konuda DSP'nin ANAP'ın ve MHP'nin ne düşündüğünü ve ne söylediğini merak eden olmaz. Çünkü onların yaptıklarını iktidarları döneminde gördük. Böyle olmasına rağmen MHP, Anadolu'da farklı olduğunu söylemeye çalışıyor. Onun için MHP'nin IMF için düşündüklerini ayrıca belirtmekte yarar var. MHP, küreselleşmeyi, Dünya Bankası ve IMF'yi reddetmeden Türkiye'ye özgü bir ekonomik program ortaya konulabileceğini iddia ediyor. MHP kurmaylarından Ahmet Kenan Tanrıkulu, bu görüşlerini şöyle anlatıyor: "Küreselleşmeye "evet" teslimiyete "hayır". Küreselleşme, gidip adama teslim olmak olmamalı. Bu yol ayırımında çaresizliği aşacak düşünce sistematiği yok. "AB kurallarını alayım yeter" görüşü tembellik anlamına gelir". Kısacası MHP, 3,5 yıllık reform çabalarının ardından bazı ufak tefek değişikliklerle ekonomide birçok sorunun çözülebileceğini düşünüyor.
Peki, muhalefet partileri ne diyor? Dilerseniz DYP ve CHP'den başlayalım. DYP'nin ekonomi yöneticilerinden Oğuz Tüzmen, IMF ile ilişkilerin sürdürülmek zorunda olduğunu, ancak programda bazı revizyonlara ihtiyaç bulunduğunu söylüyor ve devam ediyor: "Faiz dışı fazla konusunda da IMF ile görüşerek biraz esneklik sağlanabileceğine inanıyoruz". CHP'nin söyledikleri farklı mı? Hayır, CHP'de "IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarla müzakerelere devam edeceğini, fakat bu kuruluşlara aşırı teslimiyetçiliği kaldıracağını, Türkiye'nin iradesini hedef alan ilişkilerin kurulacağını" söylüyor.
Gelelim yenilikçilere. YTP Genel Başkanı İsmail Cem de IMF hakkında şunları söylüyor: "IMF bizim hasmımız falan değildir. IMF ile de oturur, konuşulur ve IMF ile de programa elbette uygulamaya devam ederken bazı şeyler yaparsınız ama bunların bazıları için de IMF programı engel değildir". Diğer yenilikçi AKP'nin programında ise IMF için şunlar söyleniyor: "IMF, Dünya Bankası ve AB ile ilişkiler küresel gelişmeler ve Türkiye'nin gerçekleri ışığında yeniden değerlendirilecek. Kurucu üye olunan IMF ile ilişkiler 'karşı taraf' anlayışına göre yapılanmayacak, işbirliği temeline oturacak". AKP Genel Başkanı Erdoğan, bu görüşü biraz daha açıyor ve şöyle diyor: "Türkiye, IMF'nin kurucuları arasında yer alıyor. Ortak ortağa yanlış yapmaz. Bazı opsiyonel (seçenekli) noktalarda anlaşılabilir". Anlaşılan o ki, AKP de diğerleri gibi IMF konusunda çelişkiler içerisinde yuvarlanıp gidiyor. Mustafa Mutlu, 17 Ağustos 2002 tarihli Star Gazetesi'nde AKP'nin bu çelişkili halini "AKP Baklava mı Satacak, Turşu mu?" başlıklı yazısında şöyle dile getiriyor: "Hem IMF ve Dünya Bankası başta olmak üzere yerli ve yabancı sermayeyi ürkütmemeye çalışıyorlar. Bunların üzerine, bir de modasına uyarak 'sosyal' politikaları eklemek sevdasına düşüyorlar... IMF'nin kara listesine girmemek için 'kapitalist söylemler'i becerebilme telaşında... AKP'nin bu yapısı, kurmaylarını bazen zor ve çelişkili durumda bırakabiliyor. Örnek mi istiyosunuz: Kolay. Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül, bir televizyonda IMF programını aynen sürdüreceklerini, sadece bu programın aksayan bir-iki ufak yönünü düzeltmek için rötüş yapacaklarını söyledi".
Devam ediyor Mustafa Mutlu: "Bir yandan IMF'ye programı aynen sürdürme iddiasındalar, diğer yandan da IMF'nin kesinlikle yeşil ışık yakmayacağı 10 katrilyon liralık bir ödeme planının vaadini veriyorlar. Kısacası AKP'nin ekonomik politikaları henüz oturmamış".
Geriya kalıyor SP. Şimdi, SP'nin ekonomik programını hazırlayan kurmayaların IMF için söylediklerini dinleyelim. SP Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan şöyle diyor: "IMF ile Türkiye arasında çok yakın münasebet var. AB daha geniş perspektif içeriyor. IMF ile ilişkilerde Türkiye'nin esnekliklerinin, hareket kabiliyetinin olması gerekir. Türkiye'nin bir hareket alanının olmaması, eksikliklerine yönelik destek istemesi hakkıdır".
SP'nin ekonomik programını hazırlayan diğer kurmay Ertan Yülek de şöyle diyor: Türkiye'yi kurtaracak temel yaklaşımlarımızı IMF ile müzakere edeceğiz ve bizim programımızı desteklemesini isteyeceğiz. Türkiye'yi kurtaracak bir programa IMF'nin destek vermesini bekleriz. Eğer desteklemezse o zaman bunu Türkiye'ye karşı kötü niyetle yaklaştığı biçiminde yorumlarız".
Görüldüğü gibi, BTP dışında bütün partiler, IMF'ye "hayır" demiyor, diyemiyor. Güngör Uras, 22 Ağustos 2002 tarihli Milliyet Gazetesi'nde partilerin bu halini şöyle anlatıyor: "Bütün partiler IMF programına yapışmış durumda. Tembellikten özgün politika üretemediklerinden IMF programını 'alternatifi yok' diyorlar. Alternatif yok diyerek uygulanan IMF programına göre, halkımız en az 2005 yılına kadar her yıl boğazından daha fazla kısacak. Ülkede yatırım yapılmayacak. Buralardan toplanan para iç borç faizine gidecek. Ama iç borç gene büyüyecek".
BTP dışındaki bütün partilerin söyledikleri, şöyle özetlenebilir: "Biz IMF ile daha iyi pazarlık yapar, Türkiye'nin haklarını daha iyi koruruz". Halbuki pazarlığı ancak, pazarlık gücü olanlar yapar. IMF, bu imkanı karşı tarafa vermiyor ki, pazarlık yapabilesin. IMF'ye karşı takınılacak tek tavır, söylenecek tek söz, Prof. Dr. Haydar Baş'ın söylediğidir: "Geriye dön marş marş". Bundan başka bütün yollar çıkmaz sokaktır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018