Hz. Osman’ın evi kuşatılmıştı…
“…Halife, Hz. Ali’den, halk ile arasını bulmasını rica etti. Ancak Hz. Ali bunu bir şartla kabul etti. Buna göre halife, İmam’ın kefil olduğu her şeyle amel edecekti.
Hz. Ali ise halifenin, Allah’ın Kitabı ve Peygamberin sünneti ile amel edeceğine kefil oldu. İsyancılar, Hz. Ali’nin hatırı için onun kefilliğini kabul ettiler. Ve anlaşma imzaladılar…
Bu belgeyi (anlaşmayı) Zübeyr, Talha, Sad b. Ebu Vakkas, Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Sabit, Sehl b. Hanif, Ebu Eyyup (Eyüp Sultan) (r.a) gibi kimseler şahit unvanıyla imzalamıştırlar…
…Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Hz. Ali, halife ile bir kez daha konuşma yaptı ve şöyle dedi; “Halk ile konuşmalı ve onları inandırmalısın. İnkılâp dalgaları tüm İslam ülkelerini kaplamıştır. Bu yüzden halkın tekrar sana karşı ayaklanması ve senin de tekrar benden yardım istemen mümkündür.”
Halife çıkıp halkla konuştu ve hatalarından dolayı pişman olduğunu beyan etti…
Bu anlaşmaya binaen halifenin evini kuşatanlar Mısır’a gitmek için yola çıktılar. Yolda bir köleyle karşılaştılar. Köle, Mısır valisine bir mektup götürdüğünü itiraf etti.
Mektup halifenin mührünü taşıyordu ve heyettekilerin öldürülmesini emrediyordu. Bu olay üzerine Mısırlılar tekrar Medine’ye dönüp, halifenin evini yeniden kuşattılar. İşler iyice kızışmıştı.”
Mektubu Hz. Osman mı yazmıştı? Hayır. Ama mühür var. İşte o mühür Emevi zihniyetinin günümüze kadar gelen anlayışının mührüdür…
“…Mektubu Mervan b. Hakem yazmıştı. Halifenin mührü de Ümeyyeoğullarından Hemran b. Eban’ın elindeydi. Bu şahıs Basra’ya gidince mühür Mervan’ın eline geçmişti…”
Mektubu yazan Mervan olduğu için Mısırlılar, halifeden Mervan’ı kendilerine teslim etmesini istiyorlardı. Ancak halife bunu kabul etmedi. Abluka gittikçe daralıyor, eve su girişine bile izin verilmiyordu. Ancak Hz. Ali, Haşimoğullarından birkaç kişi vasıtasıyla zorla içeri su gönderdi…”
“…Halife, kuşatma altında bulunduğu sırada Muaviye’ye mektup yazdı ve yardım istedi. Fakat Muaviye, Hz. Peygamberin ashabına muhalefet edemeyeceğini söyledi…”
“Hz. Ali, daha sonraları Muaviye’ye yazdığı mektupta, onun Hz. Osman’la ilgili davranışlarını şöyle anlatıyor;
“Hangimiz Osman’a daha düşmanız ve onun öldürülmesine sebep olduk? Kendisinden yardım istediği halde gevşek davranıp kaderi gelinceye kadar eceli ona saçan kim?
…Yardımın sana faydası varken Osman’a yardım ettin. Yardımın ona faydası varken onu faydasız bıraktın…”
“…Hz. Osman muhasara altında olduğu dönemde, Hz. Ali, oğulları Hasan ve Hüseyin’i, halifenin kapısına nöbetçi olarak dikmişti. Ayrıca İbn-i Talha, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer’de yanlarındaydı.
Hz. Osman’ın şahadet haberi Ashab-ı Kiram’a ulaştırıldığında herkes mescitteydi. Hz. Ali, kendi oğullarına ve kardeşlerinin oğullarına şöyle dedi;
“Siz kapıda beklerken Osman nasıl öldürüldü?” Sonra Hz. Hasan’a bir tokat attı. Ancak Hasan zaten yaralanmıştı. Ardından Hz. Hüseyin’in göğsüne bir darbe vurdu. İbn-i Zübeyr ve Talha’yı azarladı.
“Kahrolasıcalar” dedi. Ve “Allah’ım! Ben, onun kanından beriyim. Ne onu öldürdüm, ne de öldürülmesine meylettim” diye niyaz etti.” (Geniş bilgi için bak; Prof. Dr. Haydar Baş “İmam Ali” eseri Sh: 593-597
Kim bu Muaviye?
Velayet ve hilafeti bizzat Kur’an ve Hz. Peygamber tarafından tescillenmiş İmam Ali’ye başkaldıran şahıs. İmam Ali ile savaşan, binlerce Müslüman’ın katline sebep olan şahıs. İmam Ali’ye mağlup olacağını anlayınca dünyalık mal ve mevki için Kur’an’ı kullanmaya cüret eden şahıs. (Hakem olayı)
Hz. Ali’den sonra halkın biat ettiği, hak imam Hz. Hasan’a bin bir oyun oynayan, Müslümanlar arasında fitne ateşini körükleyen şahıs. Devlet başkanı İmam Hasan’ın ordu komutanlarını, askerlerini para karşılığı devşiren, satın alan şahıs. İmam Hasan ile yaptığı anlaşmayı bozan şahıs. Kerbela’da tarihin en büyük zulmünü yapacak olan Yezid’in babası olan şahıs…
İşte bu şahsın zihniyeti, anlayışı yüzyıllar sonra Suriye’de tekrar hortladı.
İsra haberin 22.02.2012 tarihinde yayınladığı habere göre; Suriye Devrimi’nin (!) sembol şahıslarından Hamalı Selefi Alim Şeyh Adnan Arur, 18 Şubat’ta Safa ve Visal başta olmak üzere Selefi çizgide yayın yapan bir çok televizyondan canlı yayınlanan konuşmasında Şam’daki gelişmeleri şöyle değerlendiriyor…
“Evet!.. Şam ehli de Muaviye’nin (r.a) torunlarıdır. Başımız dik! Kur’an ve Nebevi Sünnet’in emrettiği üzere biz Muaviye’ye tabii olanlarız. Bununla da gurur duyuyoruz!”
Kim bu şahıs?
Suudi Arabistan’da yaşayan, Suriye Devrimi öncesinde Şiilere karşı verdiği mücadelesiyle tanınmaktaymış. Şeyh Arur’un bazı Suriyeli devrimcilerin yanı sıra Suriye Ordusu’na karşı silahlı eylemler düzenleyen Özgür Suriye Ordusu’nun üst düzey subayları üzerinde etkin rol oynadığı bilinmekte. Öyle ki Şeyh Arur, Suriye ordusundan ayrılan subayların rütbesini terfi ettirme yetkisini kendisinde görebilmekte…”
Haçlı planlarını uygulamak için Kur’an ve Sünneti kendilerine dayanak yapanların şerrinden bizleri ve kardeşlerimizi muhafaza eyle Ya Rabbi! (âmin)
“…Halife, Hz. Ali’den, halk ile arasını bulmasını rica etti. Ancak Hz. Ali bunu bir şartla kabul etti. Buna göre halife, İmam’ın kefil olduğu her şeyle amel edecekti.
Hz. Ali ise halifenin, Allah’ın Kitabı ve Peygamberin sünneti ile amel edeceğine kefil oldu. İsyancılar, Hz. Ali’nin hatırı için onun kefilliğini kabul ettiler. Ve anlaşma imzaladılar…
Bu belgeyi (anlaşmayı) Zübeyr, Talha, Sad b. Ebu Vakkas, Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Sabit, Sehl b. Hanif, Ebu Eyyup (Eyüp Sultan) (r.a) gibi kimseler şahit unvanıyla imzalamıştırlar…
…Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Hz. Ali, halife ile bir kez daha konuşma yaptı ve şöyle dedi; “Halk ile konuşmalı ve onları inandırmalısın. İnkılâp dalgaları tüm İslam ülkelerini kaplamıştır. Bu yüzden halkın tekrar sana karşı ayaklanması ve senin de tekrar benden yardım istemen mümkündür.”
Halife çıkıp halkla konuştu ve hatalarından dolayı pişman olduğunu beyan etti…
Bu anlaşmaya binaen halifenin evini kuşatanlar Mısır’a gitmek için yola çıktılar. Yolda bir köleyle karşılaştılar. Köle, Mısır valisine bir mektup götürdüğünü itiraf etti.
Mektup halifenin mührünü taşıyordu ve heyettekilerin öldürülmesini emrediyordu. Bu olay üzerine Mısırlılar tekrar Medine’ye dönüp, halifenin evini yeniden kuşattılar. İşler iyice kızışmıştı.”
Mektubu Hz. Osman mı yazmıştı? Hayır. Ama mühür var. İşte o mühür Emevi zihniyetinin günümüze kadar gelen anlayışının mührüdür…
“…Mektubu Mervan b. Hakem yazmıştı. Halifenin mührü de Ümeyyeoğullarından Hemran b. Eban’ın elindeydi. Bu şahıs Basra’ya gidince mühür Mervan’ın eline geçmişti…”
Mektubu yazan Mervan olduğu için Mısırlılar, halifeden Mervan’ı kendilerine teslim etmesini istiyorlardı. Ancak halife bunu kabul etmedi. Abluka gittikçe daralıyor, eve su girişine bile izin verilmiyordu. Ancak Hz. Ali, Haşimoğullarından birkaç kişi vasıtasıyla zorla içeri su gönderdi…”
“…Halife, kuşatma altında bulunduğu sırada Muaviye’ye mektup yazdı ve yardım istedi. Fakat Muaviye, Hz. Peygamberin ashabına muhalefet edemeyeceğini söyledi…”
“Hz. Ali, daha sonraları Muaviye’ye yazdığı mektupta, onun Hz. Osman’la ilgili davranışlarını şöyle anlatıyor;
“Hangimiz Osman’a daha düşmanız ve onun öldürülmesine sebep olduk? Kendisinden yardım istediği halde gevşek davranıp kaderi gelinceye kadar eceli ona saçan kim?
…Yardımın sana faydası varken Osman’a yardım ettin. Yardımın ona faydası varken onu faydasız bıraktın…”
“…Hz. Osman muhasara altında olduğu dönemde, Hz. Ali, oğulları Hasan ve Hüseyin’i, halifenin kapısına nöbetçi olarak dikmişti. Ayrıca İbn-i Talha, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer’de yanlarındaydı.
Hz. Osman’ın şahadet haberi Ashab-ı Kiram’a ulaştırıldığında herkes mescitteydi. Hz. Ali, kendi oğullarına ve kardeşlerinin oğullarına şöyle dedi;
“Siz kapıda beklerken Osman nasıl öldürüldü?” Sonra Hz. Hasan’a bir tokat attı. Ancak Hasan zaten yaralanmıştı. Ardından Hz. Hüseyin’in göğsüne bir darbe vurdu. İbn-i Zübeyr ve Talha’yı azarladı.
“Kahrolasıcalar” dedi. Ve “Allah’ım! Ben, onun kanından beriyim. Ne onu öldürdüm, ne de öldürülmesine meylettim” diye niyaz etti.” (Geniş bilgi için bak; Prof. Dr. Haydar Baş “İmam Ali” eseri Sh: 593-597
Kim bu Muaviye?
Velayet ve hilafeti bizzat Kur’an ve Hz. Peygamber tarafından tescillenmiş İmam Ali’ye başkaldıran şahıs. İmam Ali ile savaşan, binlerce Müslüman’ın katline sebep olan şahıs. İmam Ali’ye mağlup olacağını anlayınca dünyalık mal ve mevki için Kur’an’ı kullanmaya cüret eden şahıs. (Hakem olayı)
Hz. Ali’den sonra halkın biat ettiği, hak imam Hz. Hasan’a bin bir oyun oynayan, Müslümanlar arasında fitne ateşini körükleyen şahıs. Devlet başkanı İmam Hasan’ın ordu komutanlarını, askerlerini para karşılığı devşiren, satın alan şahıs. İmam Hasan ile yaptığı anlaşmayı bozan şahıs. Kerbela’da tarihin en büyük zulmünü yapacak olan Yezid’in babası olan şahıs…
İşte bu şahsın zihniyeti, anlayışı yüzyıllar sonra Suriye’de tekrar hortladı.
İsra haberin 22.02.2012 tarihinde yayınladığı habere göre; Suriye Devrimi’nin (!) sembol şahıslarından Hamalı Selefi Alim Şeyh Adnan Arur, 18 Şubat’ta Safa ve Visal başta olmak üzere Selefi çizgide yayın yapan bir çok televizyondan canlı yayınlanan konuşmasında Şam’daki gelişmeleri şöyle değerlendiriyor…
“Evet!.. Şam ehli de Muaviye’nin (r.a) torunlarıdır. Başımız dik! Kur’an ve Nebevi Sünnet’in emrettiği üzere biz Muaviye’ye tabii olanlarız. Bununla da gurur duyuyoruz!”
Kim bu şahıs?
Suudi Arabistan’da yaşayan, Suriye Devrimi öncesinde Şiilere karşı verdiği mücadelesiyle tanınmaktaymış. Şeyh Arur’un bazı Suriyeli devrimcilerin yanı sıra Suriye Ordusu’na karşı silahlı eylemler düzenleyen Özgür Suriye Ordusu’nun üst düzey subayları üzerinde etkin rol oynadığı bilinmekte. Öyle ki Şeyh Arur, Suriye ordusundan ayrılan subayların rütbesini terfi ettirme yetkisini kendisinde görebilmekte…”
Haçlı planlarını uygulamak için Kur’an ve Sünneti kendilerine dayanak yapanların şerrinden bizleri ve kardeşlerimizi muhafaza eyle Ya Rabbi! (âmin)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -2- / 06.04.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025