Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, kendi inisiyatifi ile hazırladığı, İngiliz ve Yunan diplomatlarının fikir işçiliğiyle yoğurduğu, Rum talebine daha yakın pozisyondaki Kıbrıs planından geri adım atmak istemiyor.
Ada'daki Rum ve Türk tarafını ön koşulsuz olarak New York'ta görmek isteyen Annan'a Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve Amerika Birleşik Devletleri'nin de desteği tam.
Kıbrıs'ta garantör pozisyondaki Yunanistan ve Türkiye hükümetlerinin plana ılımlı yaklaşmaları anlamlı bulunurken Rum ve KKTC taraflarının daha temkinli bir çizgi izlemeleri New York'ta zorlu bir süreç yaşanacağını gösteriyor.
Annan tarafından müzakereye çekilen takvimin ilk ayağı 10 Şubat.
Mart ayının ortalarına doğru ana konularda müzakereler yürütülecek ve Nisan ayı içerisinde de referandum yapılacak. Böylelikle 1 Mayıs'a endekslenen tam üyelik, Türkler'in de müdahil olduğu kütle AB'ye monte edilecek.
Bu aşamalar takvim olarak taraflara sunulurken Rum lider Tasos Papadopulos ve Rauf Denktaş'ın karşılıklı rezervleri bulunuyor.
Rum Lider, Türk tarafına daha fazla ayrıcalık ve toprak bırakıldığını iddia ederken, KKTC lideri, ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğünün sulandırıldığı temasını işliyor.
Her iki liderin Mayıs ayındaki katılıma kadar temel sorunlarda anlaşmaları zor görünüyor. Bunu Rum ve Türk tarafı iyi biliyor. Bu bilinç ortadayken iki taraf psikolojik savaş taktiklerini devreye sokuyorlar.
New York'tan kaçan taraf kim olacak?
Hangi lider itirazlarda bulunacak, hangi taraf Annan'a karşı tavır sergileyecek? gibi gergin bir atmosferde zemin yoklanıyor.
PASOK'un müstakbel lideri Yorgo Papandreu ve AKP'nin yerel seçimlere hazırlanan Hükümeti AB'de etkin bir rol almak için sıcak rüzgar estirmeye çabalıyor.
AKP hükümeti, Kıbrıs'ta masadan kaçan tarafın kendisi olmadığını ispatlama gayretinde. Papandreu ise AB'ye Mayıs'ta katılacak taraf olarak Türkiye'yi köşeye sıkıştırma derdinde.
Kıbrıs sorunu kökten çözülünce sıra hangi probleme gelecek?
Ege Sorunu mu, Kıta sahanlığı mı, Adalar mı? Belli değil.
Türkler Kıbras'ta taviz verse de vermese de Rumlar Birliğe müdahil olacak.
Başbakan Erdoğan'ın New York ziyareti sırasında yaptığı kulisi başarı olarak ballandıra ballandıran anlatan kesimlerin ilerisi için öngörüde bulunamamaları ilginç. Bazılarına göre Türkiye'nin eli eskisinden daha güçlü. Hatta Denktaş'a Erdoğan kanalıyla çekidüzen bile verildi.
Denktaş'ı masadan kalkmaması için zorlayan Erdoğan'ın çabaları topun Rum tarafına atılmasını sağlamış.
Oysa durum eşitlik bile değil. Rumlar'a tam üyelik hakkı tanınarak Türkler'e haksız bir gol atılmışken bu iddialar komik ve havada kalıyor.
Rumlar'ın kaybedeceği birşey yok. Türkler ise durumu eşitlemek adına gayret sarfediyorlar.
Türkiye'nin önünde kritik 3 aylık bir zaman var. Bu üç aylık süreç içerisende atılacak adımlar Türkiye ve KKTC'nin kaderini derinden etkileyecek.
Enosis'e eriştiklerini yazıp çizen, Helenizm nutukları savuran Rum ve Yunan medyasının yaklaşımıyla bizim yaklaşımımız ne derece de ters.
Onlar bir parçalarını bütüne katmanın heyecanını yaşarlarken, bizler bütünümüzden bir parçanın koparılması için heyecanlı bekleyişteyiz.
Kıbrıs'ı topla tüfekle koparamayanlar kalem oyunlarıyla istediklerini alacaklar.
Savaş alanında kazandığını masada yitiren Türk milletinin aynı kaderi yaşamaması için Annan'ın boşluk doldurma senaryolarına duyarsız kalmaması gerekiyor. Kıbrıs gibi milli ve temel bir konuda başkalarının boşluk doldurmasını siz içinize sindirebiliyor musunuz?
Ecevit'in bu hassasiyetine bari kulak verelim.
Ada'daki Rum ve Türk tarafını ön koşulsuz olarak New York'ta görmek isteyen Annan'a Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve Amerika Birleşik Devletleri'nin de desteği tam.
Kıbrıs'ta garantör pozisyondaki Yunanistan ve Türkiye hükümetlerinin plana ılımlı yaklaşmaları anlamlı bulunurken Rum ve KKTC taraflarının daha temkinli bir çizgi izlemeleri New York'ta zorlu bir süreç yaşanacağını gösteriyor.
Annan tarafından müzakereye çekilen takvimin ilk ayağı 10 Şubat.
Mart ayının ortalarına doğru ana konularda müzakereler yürütülecek ve Nisan ayı içerisinde de referandum yapılacak. Böylelikle 1 Mayıs'a endekslenen tam üyelik, Türkler'in de müdahil olduğu kütle AB'ye monte edilecek.
Bu aşamalar takvim olarak taraflara sunulurken Rum lider Tasos Papadopulos ve Rauf Denktaş'ın karşılıklı rezervleri bulunuyor.
Rum Lider, Türk tarafına daha fazla ayrıcalık ve toprak bırakıldığını iddia ederken, KKTC lideri, ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğünün sulandırıldığı temasını işliyor.
Her iki liderin Mayıs ayındaki katılıma kadar temel sorunlarda anlaşmaları zor görünüyor. Bunu Rum ve Türk tarafı iyi biliyor. Bu bilinç ortadayken iki taraf psikolojik savaş taktiklerini devreye sokuyorlar.
New York'tan kaçan taraf kim olacak?
Hangi lider itirazlarda bulunacak, hangi taraf Annan'a karşı tavır sergileyecek? gibi gergin bir atmosferde zemin yoklanıyor.
PASOK'un müstakbel lideri Yorgo Papandreu ve AKP'nin yerel seçimlere hazırlanan Hükümeti AB'de etkin bir rol almak için sıcak rüzgar estirmeye çabalıyor.
AKP hükümeti, Kıbrıs'ta masadan kaçan tarafın kendisi olmadığını ispatlama gayretinde. Papandreu ise AB'ye Mayıs'ta katılacak taraf olarak Türkiye'yi köşeye sıkıştırma derdinde.
Kıbrıs sorunu kökten çözülünce sıra hangi probleme gelecek?
Ege Sorunu mu, Kıta sahanlığı mı, Adalar mı? Belli değil.
Türkler Kıbras'ta taviz verse de vermese de Rumlar Birliğe müdahil olacak.
Başbakan Erdoğan'ın New York ziyareti sırasında yaptığı kulisi başarı olarak ballandıra ballandıran anlatan kesimlerin ilerisi için öngörüde bulunamamaları ilginç. Bazılarına göre Türkiye'nin eli eskisinden daha güçlü. Hatta Denktaş'a Erdoğan kanalıyla çekidüzen bile verildi.
Denktaş'ı masadan kalkmaması için zorlayan Erdoğan'ın çabaları topun Rum tarafına atılmasını sağlamış.
Oysa durum eşitlik bile değil. Rumlar'a tam üyelik hakkı tanınarak Türkler'e haksız bir gol atılmışken bu iddialar komik ve havada kalıyor.
Rumlar'ın kaybedeceği birşey yok. Türkler ise durumu eşitlemek adına gayret sarfediyorlar.
Türkiye'nin önünde kritik 3 aylık bir zaman var. Bu üç aylık süreç içerisende atılacak adımlar Türkiye ve KKTC'nin kaderini derinden etkileyecek.
Enosis'e eriştiklerini yazıp çizen, Helenizm nutukları savuran Rum ve Yunan medyasının yaklaşımıyla bizim yaklaşımımız ne derece de ters.
Onlar bir parçalarını bütüne katmanın heyecanını yaşarlarken, bizler bütünümüzden bir parçanın koparılması için heyecanlı bekleyişteyiz.
Kıbrıs'ı topla tüfekle koparamayanlar kalem oyunlarıyla istediklerini alacaklar.
Savaş alanında kazandığını masada yitiren Türk milletinin aynı kaderi yaşamaması için Annan'ın boşluk doldurma senaryolarına duyarsız kalmaması gerekiyor. Kıbrıs gibi milli ve temel bir konuda başkalarının boşluk doldurmasını siz içinize sindirebiliyor musunuz?
Ecevit'in bu hassasiyetine bari kulak verelim.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cevat Kışlalı / diğer yazıları
- Suikastın geri planı / 09.05.2006
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005