Mavi Marmara olayı üzerinden neredeyse iki yıl geçti, Türkiye bu arada tüm yakın dostlarını yitirdi, hep birlikte gördük ve yaşadık. Ama İsrail durum üstünlüğü konusunda vites de büyüterek Suriye ve İran’a karşı Türkiye’yi bile kullanır hale geldiğini ifade etmek durumundayız. Benden söylemesi haberiniz olsun. Doğu Akdeniz’de bile yalnız başına kalan Türkiye, ABD, İsrail ve Yunanistan’ın ortak tatbikatlarından bile dışlandığı görülmektedir. Yalnızlar Rıhtımında yosun mu tuttuk, neden uçup gitti martılar, inanın söylenilmesi gereken sözlerde bile nutkunuzun düğümlendiğini hissetmiyor değilim. Türk Deniz Kuvvetleri NATO’nun bir parçası olmasına karşın, karasuları içerisinde yalnızlığını, bir başınalığını oynamaktadır. “Akdeniz’de yalnız gezen Türk donanması”, şarkı sözü bile olabilir.
Oysa ABD, İsrail ve Yunanistan bölgede yaptığı müşterek askeri tatbikatlarda, Malatya’daki Kürecik Üssünden kendi gemileri için haberleşme yardımı almaktadır. Ankara’nın İsrail’le ilişkileri dondurmasından, İsrail’i “Anadolu Kartalı” tatbikatlarından dışlamasından sonra, Doğu Akdeniz’den Balkanlara, hatta Kafkaslara uzanan ve Türkiye’yi “çevreleme” görüntüsü veren gelişmelerle birlikte bakıldığında Türkiye’nin bilgisi dışında bu türlü rahatsız edici durumlar herkes tarafından algılanır hale gelmiştir. Sanki Türkiye’ye birileri tarafından “itaatkâr hizmetkâr”(obedient servant) görevi verilmiştir. Hani, “Füze Kalkanı Projesi” kapsamında erken uyarı radarının Malatya’ya yerleştirilmesi Avrupa’nın dolayısıyla Türkiye’nin korunmasına yönelik olacaktı? ABD’nin bölgeye yönelik istihbarat faaliyetlerini güçlendirmek için önemli teknik donanımlarını ve predatörlerini Türkiye’ye yerleştirmeyi düşünmesi, İsrail için değil de nedir? ABD’nin, Türkiye’nin, istihbarat teknik ekipmanları ve predatörlerini taşımayı planladığı birkaç ülkeden biri olduğu, İncirlik üssünün de bu amaçla istendiği iddiaları ABD basınında yer almıştır. 1 ABD, ayrıca yaptığı bir açıklama ile Özgür Suriye Ordusuna istihbarat desteği vereceğini de açıklamıştır. Sormak lazım değil mi? Peki bütün bunlar Türkiye’ye ne kazandırmaktadır? Hiçbir şey. Sadece ve sadece dış dünyada gün geçtikçe itibarını da yitirmektedir. Yaşanan bu durum Lord’ların briç oyununda konuşmayı yapıp, oyunu bağladıktan sonra, hizmetkârlarını çağırıp, bağladıkları oyunu oynatmalarına benzemiyor mu? Aynen böyle sevgili okurlar.
Bütün bunlardan sonra ortaya çıkan yalın ve çıplak gerçek ABD’nin İsrail ile birlikte İran’a karşı her hal ve koşulda Türkiye’yi ve özellikle de TSK’ni kullanacağını göstermektedir. İran’a yapılacak bir harekât öncesi hem askeri hem de dış politikada iç hat manevrası gereği, Suriye’yi ön plana çıkarması ise bu savı güçlendirmektedir. İran’ın Petro-dolar yerine Euro-doları tercih etmesi, ÇHC ve RF ile saflarını sıklaştırması, İran’a müdahalenin ön koşuludur. Ayrıca ABD pazarını genişletmesi, yeni ham madde ve enerji alanlarına ulaşmasının önünde, İran büyük engel teşkil etmektedir. ABD ayrıca İran’a ekonomik bakımdan da büyük bir ambargo uygulamaktadır. Örneğin İran’la ticareti kesmediği gerekçesiyle Stockholm Uluslararası Barış Enstitüsü’nün yayınladığı son silahlanma raporuna göre, dünyada en fazla silah alımı yapan ülke konumundaki Hindistan’ı yaptırım uygulamakla tehdit etmesi bunlardan sadece biridir.
Petrol başta olmak üzere iki ülke arasındaki ticarete son verilmesi için baskı altına alınan ancak uzun bir zamandır İsrail’le ortak nükleer çalışmalar yapan ve Asya NATO’su kurmaya çalışan Hindistan’a; “İran’la ticari ilişkilere son vermezsen, İran’la bankacılık işlemi yapan Hindistan bankalarının ABD bankacılık sistemi ile ilişkileri kesilecek” tehdidi iletilmiştir. Bütün baskılara karşın; İran’la ticareti daha da artırmaya çalışan, İran’a uluslararası finans sistemine erişim sağlamakla suçlanan Türkiye, İsrail’le askeri ilişkileri dondurduğu için benzer bir tehditle yüz yüze bulunduğu da unutulmamalıdır.
Olaylara bu paradigmadan bakıldığında, mesele artık, salt Suriye’ye müdahale meselesi değildir. Mesele Türkiye’nin her hal ve koşulda, ABD-İsrail’e biat eder bir ülke konumuna getirilme meselesidir. Her şey anlaşılıyor, öyle değil mi, sevgili okurlar…
1 Esat Arslan, “Dış Politikada ABD ve İsrail’in İç Hat Manevrası”, 2023 Dergisi, 15 Kasım 2011
Oysa ABD, İsrail ve Yunanistan bölgede yaptığı müşterek askeri tatbikatlarda, Malatya’daki Kürecik Üssünden kendi gemileri için haberleşme yardımı almaktadır. Ankara’nın İsrail’le ilişkileri dondurmasından, İsrail’i “Anadolu Kartalı” tatbikatlarından dışlamasından sonra, Doğu Akdeniz’den Balkanlara, hatta Kafkaslara uzanan ve Türkiye’yi “çevreleme” görüntüsü veren gelişmelerle birlikte bakıldığında Türkiye’nin bilgisi dışında bu türlü rahatsız edici durumlar herkes tarafından algılanır hale gelmiştir. Sanki Türkiye’ye birileri tarafından “itaatkâr hizmetkâr”(obedient servant) görevi verilmiştir. Hani, “Füze Kalkanı Projesi” kapsamında erken uyarı radarının Malatya’ya yerleştirilmesi Avrupa’nın dolayısıyla Türkiye’nin korunmasına yönelik olacaktı? ABD’nin bölgeye yönelik istihbarat faaliyetlerini güçlendirmek için önemli teknik donanımlarını ve predatörlerini Türkiye’ye yerleştirmeyi düşünmesi, İsrail için değil de nedir? ABD’nin, Türkiye’nin, istihbarat teknik ekipmanları ve predatörlerini taşımayı planladığı birkaç ülkeden biri olduğu, İncirlik üssünün de bu amaçla istendiği iddiaları ABD basınında yer almıştır. 1 ABD, ayrıca yaptığı bir açıklama ile Özgür Suriye Ordusuna istihbarat desteği vereceğini de açıklamıştır. Sormak lazım değil mi? Peki bütün bunlar Türkiye’ye ne kazandırmaktadır? Hiçbir şey. Sadece ve sadece dış dünyada gün geçtikçe itibarını da yitirmektedir. Yaşanan bu durum Lord’ların briç oyununda konuşmayı yapıp, oyunu bağladıktan sonra, hizmetkârlarını çağırıp, bağladıkları oyunu oynatmalarına benzemiyor mu? Aynen böyle sevgili okurlar.
Bütün bunlardan sonra ortaya çıkan yalın ve çıplak gerçek ABD’nin İsrail ile birlikte İran’a karşı her hal ve koşulda Türkiye’yi ve özellikle de TSK’ni kullanacağını göstermektedir. İran’a yapılacak bir harekât öncesi hem askeri hem de dış politikada iç hat manevrası gereği, Suriye’yi ön plana çıkarması ise bu savı güçlendirmektedir. İran’ın Petro-dolar yerine Euro-doları tercih etmesi, ÇHC ve RF ile saflarını sıklaştırması, İran’a müdahalenin ön koşuludur. Ayrıca ABD pazarını genişletmesi, yeni ham madde ve enerji alanlarına ulaşmasının önünde, İran büyük engel teşkil etmektedir. ABD ayrıca İran’a ekonomik bakımdan da büyük bir ambargo uygulamaktadır. Örneğin İran’la ticareti kesmediği gerekçesiyle Stockholm Uluslararası Barış Enstitüsü’nün yayınladığı son silahlanma raporuna göre, dünyada en fazla silah alımı yapan ülke konumundaki Hindistan’ı yaptırım uygulamakla tehdit etmesi bunlardan sadece biridir.
Petrol başta olmak üzere iki ülke arasındaki ticarete son verilmesi için baskı altına alınan ancak uzun bir zamandır İsrail’le ortak nükleer çalışmalar yapan ve Asya NATO’su kurmaya çalışan Hindistan’a; “İran’la ticari ilişkilere son vermezsen, İran’la bankacılık işlemi yapan Hindistan bankalarının ABD bankacılık sistemi ile ilişkileri kesilecek” tehdidi iletilmiştir. Bütün baskılara karşın; İran’la ticareti daha da artırmaya çalışan, İran’a uluslararası finans sistemine erişim sağlamakla suçlanan Türkiye, İsrail’le askeri ilişkileri dondurduğu için benzer bir tehditle yüz yüze bulunduğu da unutulmamalıdır.
Olaylara bu paradigmadan bakıldığında, mesele artık, salt Suriye’ye müdahale meselesi değildir. Mesele Türkiye’nin her hal ve koşulda, ABD-İsrail’e biat eder bir ülke konumuna getirilme meselesidir. Her şey anlaşılıyor, öyle değil mi, sevgili okurlar…
1 Esat Arslan, “Dış Politikada ABD ve İsrail’in İç Hat Manevrası”, 2023 Dergisi, 15 Kasım 2011
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
YeniMesaj / diğer yazıları
- Gaflette ısrar / 24.01.2015
- 'Namaz kılan kimse felaha ermiştir' / 10.11.2014
- Saftan Başbakan olur mu? / 06.03.2014
- Ulusal devlet üzerine / 03.03.2014
- Anne sütü / 08.02.2014
- Minik cerrahlar / 20.01.2014
- Doğal yaşam / 13.01.2014
- Basit ve sade / 12.05.2013
- Faiz sarmalı / 24.03.2013
- Topraklarımız elimizden alınıyor / 20.03.2013
- 'Namaz kılan kimse felaha ermiştir' / 10.11.2014
- Saftan Başbakan olur mu? / 06.03.2014
- Ulusal devlet üzerine / 03.03.2014
- Anne sütü / 08.02.2014
- Minik cerrahlar / 20.01.2014
- Doğal yaşam / 13.01.2014
- Basit ve sade / 12.05.2013
- Faiz sarmalı / 24.03.2013
- Topraklarımız elimizden alınıyor / 20.03.2013