Prof. Dr. Haydar Baş ile adeta Peygamber Efendimizin (sav), Hz. Ebu Talib'in, Hz. Fatıma'nın (a.s), İmam Ali'nin (a.s) yaşadığı İslam'ın o taze yıllarına gitmiş gibi hissediyorum kendimi.
Kişilikte, mükemmellikte, sabırda, sadakatte, imanda, ihlâsta, vefada hülasa beşer için yaratılmış ne kadar güzellik varsa hepsinin tecellisinin sahnelendiği o muhteşem insanları tanımanın, anlama gayretine girmenin verdiği mutluluğun, huzurun tarifini yapamam.
Yüz yıllarca bizlere din diye, hikâye anlatmışlar. Hakkı batıl, batılı hak göstermişler. Bildiğimiz, inandığımız, tarihe ismi geçmiş siyasi ve dini alanlardaki insanlara öyle çarşaflar giydirmişler ki, bunlara kansaydık hakkı batıl, batılı hak kabul edecektir. Allah Senden razı olsun Hocam. Rabbim! Bana, milletimize ve Ümmet-i Muhammed'e seni hakkıyla anlamayı nasip eylesin.
Bugün İmam-ı Azam Ebu Hanife'den bahsedeyim. Mezhep imamımız hakkında genelin bildiği, babasının dere kenarında bir elma yediği sonra sahibini aradığı, helalleşmek için kızıyla evlenme şartını kabul ettiği, bu evlilikten de Ebu Hanife'nin doğduğu, çok küçük yaşta hafız olduğu, bir ilim deryası olduğu, 40 yıl yatsı abdestiyle sabah namazı kıldığı şeklindedir.
Nasıl yaşadı, kimden ilim öğrendi, devrinin alimleri kimlerdi, nerede, nasıl öldü (şehit edildi) gibi konuları kimse merak etmez, kimse de anlatmaz. Ben Hanefi'yim, der geçer.
Hele "son iki yılım olmasaydı Numan (Ebu Hanife) helak olmuştu" sözünü neden etti? Son iki yılında kimle karşılaştı, hangi gerçeği gördü ki, bu gerçek onun bütün hayatından çok daha kıymetliydi?
Evet, İmam Azam son iki yılında Ehl-i Beyt ile Allah ve Resulünün nasp ettiği İmamlar ile tanışıyor. Onların hak olduğunu idrak ediyor. Onlara Şia (taraftar) oluyor.
Dünde, bugünde bazıları bu gerçeği kabul etmez, kendilerince yorumlar yaparlar.
Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş şu soruyu sorar; "Herkes, ona (İmamı Azam'a) Sünni âlimi der. Madem İmamı Azam Sünni ulemasındandır, neden Ehl-i, Beyt-i savunduğu için hapse atılıyor? Neden o yolda gittiği için ölüme mahkûm ediliyor? Demek ki İmamı Azam'ın bunların dediği Sünnilikle uzaktan yakından alakası yok."
Var mı? İmam-ı Azam'ın kendi dilinden dinleyelim;
"Şamlılar bizi sevmiyorlar. Zira Hz. Ali ve Muaviye'nin saflarından birisine iştirak etmemiz talep edildiğinde biz, 'ancak Ali'nin askerleri arasına katılırız' diyoruz. Ehl-i hadis diye bilinenler bizi sevmiyor. Zira biz Ehl-i Beyt'i seviyoruz. Ehl-i Beyt'e gönülden bağlıyız. Hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğuna inanıyor ve savunuyoruz." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali eseri, Bezzazi, Menakıb-u Ebu Hanife, s. 275).
Kimmiş Ebu Hanife? İmam Ali'nin Şiası.
Tarihi kaynaklarda geçtiğine göre, İbn Şebreme, Ebu Hanife ile birlikte İmam Cafer-i (a.s) görmeye gitti. İmam, Şebreme'ye "Yanındaki bu adam kimdir" diye sordu.
O, "Din hususunda basiret sahibi ve etkili bakış açısına sahip bir kimsedir" dedi.
İmam (a.s) şöyle buyurur; "Herhalde din hususunda kişisel görüş esas alarak, kıyasa başvuran adam budur" "Evet" dediler.
Bunun üzerine İmam (a.s) Ebu Hanife'ye dönerek şöyle dedi; "İsmin nedir?" Ebu Hanife, "Numan" der. İmam (a.s) sorar; "Ey Numan! Kafana da kısas uyguladın mı?"
"Kafama nasıl kısas uygularım" dedi.
İmam buyururu ki; "Senin işini güzel yapmadığını görüyorum. Biliyor musun niçin gözde tuzlu, kulakta acı bir sıvı, burun deliklerinde serinlik ve dudaklarda tatlı bir sıvı vardır?"
Ebu Hanife şaşırır ve bunları bilmediğini belirtir. Ardından İmamın bu meseleleri kendisine açıklamasını ister. İmam Cafer (a.s) buyurur ki; "Babam, dedemden, o da Resulullah'dan (sav) şöyle rivayet etti;
"Yüce Allah (c.c) lütuf ve keremiyle Âdemoğlunun gözünde tuzlu bir sıvı yaratmıştır ki, gözüne giren toz, kir dışarı atılsın. Kulağında acı bir sıvı yaratmıştır ki, böceklerin girişini engelleyen bir perde işlevi görsün. Çünkü böcekler kulağa girerlerse beyne ulaşırlar. Ama kulaktaki acı sıvıyı tadınca geri, dışarı kaçarlar.
Burun deliklerinde de serinlik yaratmıştır. Böylece alınan nefes bununla tazelenir, arınır. Eğer böyle olmasaydı beyin kokardı. Dudaklarda da tatlı bir sıvı yaratmıştır. Bu sayede insan tattığı her şeyden lezzet alır."
(yarın devam edecek)
Kişilikte, mükemmellikte, sabırda, sadakatte, imanda, ihlâsta, vefada hülasa beşer için yaratılmış ne kadar güzellik varsa hepsinin tecellisinin sahnelendiği o muhteşem insanları tanımanın, anlama gayretine girmenin verdiği mutluluğun, huzurun tarifini yapamam.
Yüz yıllarca bizlere din diye, hikâye anlatmışlar. Hakkı batıl, batılı hak göstermişler. Bildiğimiz, inandığımız, tarihe ismi geçmiş siyasi ve dini alanlardaki insanlara öyle çarşaflar giydirmişler ki, bunlara kansaydık hakkı batıl, batılı hak kabul edecektir. Allah Senden razı olsun Hocam. Rabbim! Bana, milletimize ve Ümmet-i Muhammed'e seni hakkıyla anlamayı nasip eylesin.
Bugün İmam-ı Azam Ebu Hanife'den bahsedeyim. Mezhep imamımız hakkında genelin bildiği, babasının dere kenarında bir elma yediği sonra sahibini aradığı, helalleşmek için kızıyla evlenme şartını kabul ettiği, bu evlilikten de Ebu Hanife'nin doğduğu, çok küçük yaşta hafız olduğu, bir ilim deryası olduğu, 40 yıl yatsı abdestiyle sabah namazı kıldığı şeklindedir.
Nasıl yaşadı, kimden ilim öğrendi, devrinin alimleri kimlerdi, nerede, nasıl öldü (şehit edildi) gibi konuları kimse merak etmez, kimse de anlatmaz. Ben Hanefi'yim, der geçer.
Hele "son iki yılım olmasaydı Numan (Ebu Hanife) helak olmuştu" sözünü neden etti? Son iki yılında kimle karşılaştı, hangi gerçeği gördü ki, bu gerçek onun bütün hayatından çok daha kıymetliydi?
Evet, İmam Azam son iki yılında Ehl-i Beyt ile Allah ve Resulünün nasp ettiği İmamlar ile tanışıyor. Onların hak olduğunu idrak ediyor. Onlara Şia (taraftar) oluyor.
Dünde, bugünde bazıları bu gerçeği kabul etmez, kendilerince yorumlar yaparlar.
Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş şu soruyu sorar; "Herkes, ona (İmamı Azam'a) Sünni âlimi der. Madem İmamı Azam Sünni ulemasındandır, neden Ehl-i, Beyt-i savunduğu için hapse atılıyor? Neden o yolda gittiği için ölüme mahkûm ediliyor? Demek ki İmamı Azam'ın bunların dediği Sünnilikle uzaktan yakından alakası yok."
Var mı? İmam-ı Azam'ın kendi dilinden dinleyelim;
"Şamlılar bizi sevmiyorlar. Zira Hz. Ali ve Muaviye'nin saflarından birisine iştirak etmemiz talep edildiğinde biz, 'ancak Ali'nin askerleri arasına katılırız' diyoruz. Ehl-i hadis diye bilinenler bizi sevmiyor. Zira biz Ehl-i Beyt'i seviyoruz. Ehl-i Beyt'e gönülden bağlıyız. Hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğuna inanıyor ve savunuyoruz." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali eseri, Bezzazi, Menakıb-u Ebu Hanife, s. 275).
Kimmiş Ebu Hanife? İmam Ali'nin Şiası.
Tarihi kaynaklarda geçtiğine göre, İbn Şebreme, Ebu Hanife ile birlikte İmam Cafer-i (a.s) görmeye gitti. İmam, Şebreme'ye "Yanındaki bu adam kimdir" diye sordu.
O, "Din hususunda basiret sahibi ve etkili bakış açısına sahip bir kimsedir" dedi.
İmam (a.s) şöyle buyurur; "Herhalde din hususunda kişisel görüş esas alarak, kıyasa başvuran adam budur" "Evet" dediler.
Bunun üzerine İmam (a.s) Ebu Hanife'ye dönerek şöyle dedi; "İsmin nedir?" Ebu Hanife, "Numan" der. İmam (a.s) sorar; "Ey Numan! Kafana da kısas uyguladın mı?"
"Kafama nasıl kısas uygularım" dedi.
İmam buyururu ki; "Senin işini güzel yapmadığını görüyorum. Biliyor musun niçin gözde tuzlu, kulakta acı bir sıvı, burun deliklerinde serinlik ve dudaklarda tatlı bir sıvı vardır?"
Ebu Hanife şaşırır ve bunları bilmediğini belirtir. Ardından İmamın bu meseleleri kendisine açıklamasını ister. İmam Cafer (a.s) buyurur ki; "Babam, dedemden, o da Resulullah'dan (sav) şöyle rivayet etti;
"Yüce Allah (c.c) lütuf ve keremiyle Âdemoğlunun gözünde tuzlu bir sıvı yaratmıştır ki, gözüne giren toz, kir dışarı atılsın. Kulağında acı bir sıvı yaratmıştır ki, böceklerin girişini engelleyen bir perde işlevi görsün. Çünkü böcekler kulağa girerlerse beyne ulaşırlar. Ama kulaktaki acı sıvıyı tadınca geri, dışarı kaçarlar.
Burun deliklerinde de serinlik yaratmıştır. Böylece alınan nefes bununla tazelenir, arınır. Eğer böyle olmasaydı beyin kokardı. Dudaklarda da tatlı bir sıvı yaratmıştır. Bu sayede insan tattığı her şeyden lezzet alır."
(yarın devam edecek)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -2- / 06.04.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025