İmam Hasan (a.s.) ile İmam Hüseyin (a.s.)'ın içinde bulundukları dönemin şartlarının birbirinden farklı olduğunu söyledik, şimdi de İmam Hüseyin (a.s.)'ı zamanın yöneticisine karşı kıyam ettiren etkenlerden bahsedeceğiz.
Sosyologlar, bu hususta birçok etkenlerden söz etmişlerdir fakat biz burada önemli gördüğümüz üç etkeni aktaracağız.
Birinci etken şudur: Zalim, facir, fâsık bir hükümet iş başındadır. İmam'dan kendisine gelerek biat etmesini istiyor, İmam da "Hayır, ben böyle birisine biat etmem" diyor. Zalim yönetici emrindeki valisine: (Medine Valisi), "Biat için Hüseyin'i sıkı bir şekilde tut, ona hiçbir şekilde fırsat verme, kesinlikle biat etmesi gerekir" diyor. İmam Hüseyin (a.s.)'ın da cevabı hep olumsuz oluyor ve biat etmiyor. Dolayısıyla İmam Hüseyin (a.s.)'ı sert bir şekilde kıyam etmeye sevk eden etken, "biat talep etme" isteği oluyor.
Fakat İmam Hasan (a.s.) için böyle bir şey söz konusu değildi. Yani İmam Hasan (a.s.) Muaviye ile barış yaptığında, Muaviye İmam Hasan'a 'gel bana biat et' diye bir şey söylemedi. Çünkü biat etmek onun hilafetini kabul etmek olurdu. Hatta yazılan barış sözleşmesinin maddelerinden birisi de biat istememekti. Bildiğimiz kadarıyla da hiçbir tarihçi İmam Hasan'ın kendisinin veya İmam Hüseyin ve diğer kardeşlerinin ya da Şiilerinin gelip Muaviye'ye biat ettiklerini yazmamışlardır. Kesinlikle, Muaviye'ye biat etme söz konusu değildir.
İkinci etken: Kûfelilerin davetiydi. Yani Kûfe halkının binlerce mektup yazıp, kendilerinin kıyama hazır olduklarını imama bildirmeleri üzerine, imamın onların davetini kabul edip Kûfe'ye hareket etmesiydi.
Kûfe halkı İmam Ali (a.s.)'ın şehadetinden sonra yirmi yıl boyunca Muaviye'nin yönetimi altında kalmış bir topluluktu. Onun yaptığı işkence ve ıstırapları tatmışlar ve zulmüne uzun müddet tahammül etmişlerdi ve artık sabırları kalmamıştı. Böylece İmam Hüseyin (a.s.) gibi bir kurtarıcının ortaya çıkmasıyla bir anda durumun değişeceğine inanıyorlardı.
Tarihçilerin kayıtlarına göre, Kûfe'den Medine'ye (İmam Hüseyin'e) on sekiz bin mektup gönderildi, hepsi de İmam'ı kıyam için hazır beklediklerini söylüyordu. Şayet İmam Hüseyin (a.s.) gönderilen o mektuplara olumlu cevap vermeseydi, kesinlikle hem tarih karşısında ve hem de o günkü insanlar açısından mahkûm olurdu. İnsanlar 'imam büyük bir fırsatı kaçırdı' derlerdi.
Oysaki İmam Hasan (a.s.) zamanındaki Kûfe'de durum tam tersineydi. Sessiz ve yorgun, dağınık ve karışık, içinde bin bir çeşit farklı görüşleri barındıran bir Kûfe vardı. Hatta bu durumlarından imam Ali (a.s.) bile şikâyetçi olmuş ve şöyle yakınmıştı: "Allah'ım beni bu insanlardan al, hükümetin kadir-kıymetini bilmeleri için bunlara layık oldukları bir hükümet teslim et."
Kûfelilerin, İmam Hüseyin (a.s.)'a binlerce mektup gönderip İmam'ın emrinde olduklarını bildirmeleri, İmam'a hüccetin/delilin tamamlanmış olduğu anlamına geliyordu. Fakat İmam Hasan (a.s.) için durum böyle değildi. Bu anlamda hüccet tamamlanmamıştı, durum aksine dönmüştü. Kûfeliler hazır olmadıklarını ona göstermişti.
İmam Hasan (a.s.)'ın hilafet makamında bulunduğu o altı aylık dönemde, Kûfe'deki durum o kadar bozuktu ki, İmam Hasan (a.s.)'ın bizzat kendisi Kûfelilerden kaçıyordu. Dışarı çıktığında (hatta namaza gittiğinde) elbisesinin altına zırh giyiyordu. Çünkü hem hariciler ve hem de Muaviye'den beslenen münafıklar İmam Hasan (a.s.)'ı her an için öldürebilirlerdi. Hatta bir defasında İmam Hasan (a.s.) namaz kılma halindeyken kendisine ok atıldı, elbisesinin altına zırh giydiği için ok etkili olmadı ve eğer zırh olmasaydı imam öldürülecekti.
Dolayısıyla, Kûfe halkının güçlü bir şekilde İmam Hüseyin (a.s.)'ı davet etmeleri, ona hüccet tamamlamış ve hüccet tamamlandığı için de davete olumlu cevap vermek gerekiyordu. Biz burada, o mektupların gelmesi ile İmam Hüseyin (a.s.) Kûfelilere bel bağladı demek istemiyoruz. Burada söylemek istediğimiz şey, o davetin yapılmasıyla birlikte artık İmam Hüseyin (a.s.) için hüccet tamamlanmıştı. Yani oraya gitmemek için bir sebep veya mazeret uyduramazdı. Zira zahirde o kadar çok ve güçlü bir güç İmam'ı bekliyordu ki, İmam da kalkıp onlara, "Ben sizin yüreğinizi okudum, siz güvenilir bir toplum değilsiniz" diye bir mazeret öne süremezdi. Kûfelilerin böyle olduklarını bilmesine rağmen İmam Hüseyin (a.s.), onlardan gelen binlerce daveti görmezlikten gelemezdi.
Sosyologlar, bu hususta birçok etkenlerden söz etmişlerdir fakat biz burada önemli gördüğümüz üç etkeni aktaracağız.
Birinci etken şudur: Zalim, facir, fâsık bir hükümet iş başındadır. İmam'dan kendisine gelerek biat etmesini istiyor, İmam da "Hayır, ben böyle birisine biat etmem" diyor. Zalim yönetici emrindeki valisine: (Medine Valisi), "Biat için Hüseyin'i sıkı bir şekilde tut, ona hiçbir şekilde fırsat verme, kesinlikle biat etmesi gerekir" diyor. İmam Hüseyin (a.s.)'ın da cevabı hep olumsuz oluyor ve biat etmiyor. Dolayısıyla İmam Hüseyin (a.s.)'ı sert bir şekilde kıyam etmeye sevk eden etken, "biat talep etme" isteği oluyor.
Fakat İmam Hasan (a.s.) için böyle bir şey söz konusu değildi. Yani İmam Hasan (a.s.) Muaviye ile barış yaptığında, Muaviye İmam Hasan'a 'gel bana biat et' diye bir şey söylemedi. Çünkü biat etmek onun hilafetini kabul etmek olurdu. Hatta yazılan barış sözleşmesinin maddelerinden birisi de biat istememekti. Bildiğimiz kadarıyla da hiçbir tarihçi İmam Hasan'ın kendisinin veya İmam Hüseyin ve diğer kardeşlerinin ya da Şiilerinin gelip Muaviye'ye biat ettiklerini yazmamışlardır. Kesinlikle, Muaviye'ye biat etme söz konusu değildir.
İkinci etken: Kûfelilerin davetiydi. Yani Kûfe halkının binlerce mektup yazıp, kendilerinin kıyama hazır olduklarını imama bildirmeleri üzerine, imamın onların davetini kabul edip Kûfe'ye hareket etmesiydi.
Kûfe halkı İmam Ali (a.s.)'ın şehadetinden sonra yirmi yıl boyunca Muaviye'nin yönetimi altında kalmış bir topluluktu. Onun yaptığı işkence ve ıstırapları tatmışlar ve zulmüne uzun müddet tahammül etmişlerdi ve artık sabırları kalmamıştı. Böylece İmam Hüseyin (a.s.) gibi bir kurtarıcının ortaya çıkmasıyla bir anda durumun değişeceğine inanıyorlardı.
Tarihçilerin kayıtlarına göre, Kûfe'den Medine'ye (İmam Hüseyin'e) on sekiz bin mektup gönderildi, hepsi de İmam'ı kıyam için hazır beklediklerini söylüyordu. Şayet İmam Hüseyin (a.s.) gönderilen o mektuplara olumlu cevap vermeseydi, kesinlikle hem tarih karşısında ve hem de o günkü insanlar açısından mahkûm olurdu. İnsanlar 'imam büyük bir fırsatı kaçırdı' derlerdi.
Oysaki İmam Hasan (a.s.) zamanındaki Kûfe'de durum tam tersineydi. Sessiz ve yorgun, dağınık ve karışık, içinde bin bir çeşit farklı görüşleri barındıran bir Kûfe vardı. Hatta bu durumlarından imam Ali (a.s.) bile şikâyetçi olmuş ve şöyle yakınmıştı: "Allah'ım beni bu insanlardan al, hükümetin kadir-kıymetini bilmeleri için bunlara layık oldukları bir hükümet teslim et."
Kûfelilerin, İmam Hüseyin (a.s.)'a binlerce mektup gönderip İmam'ın emrinde olduklarını bildirmeleri, İmam'a hüccetin/delilin tamamlanmış olduğu anlamına geliyordu. Fakat İmam Hasan (a.s.) için durum böyle değildi. Bu anlamda hüccet tamamlanmamıştı, durum aksine dönmüştü. Kûfeliler hazır olmadıklarını ona göstermişti.
İmam Hasan (a.s.)'ın hilafet makamında bulunduğu o altı aylık dönemde, Kûfe'deki durum o kadar bozuktu ki, İmam Hasan (a.s.)'ın bizzat kendisi Kûfelilerden kaçıyordu. Dışarı çıktığında (hatta namaza gittiğinde) elbisesinin altına zırh giyiyordu. Çünkü hem hariciler ve hem de Muaviye'den beslenen münafıklar İmam Hasan (a.s.)'ı her an için öldürebilirlerdi. Hatta bir defasında İmam Hasan (a.s.) namaz kılma halindeyken kendisine ok atıldı, elbisesinin altına zırh giydiği için ok etkili olmadı ve eğer zırh olmasaydı imam öldürülecekti.
Dolayısıyla, Kûfe halkının güçlü bir şekilde İmam Hüseyin (a.s.)'ı davet etmeleri, ona hüccet tamamlamış ve hüccet tamamlandığı için de davete olumlu cevap vermek gerekiyordu. Biz burada, o mektupların gelmesi ile İmam Hüseyin (a.s.) Kûfelilere bel bağladı demek istemiyoruz. Burada söylemek istediğimiz şey, o davetin yapılmasıyla birlikte artık İmam Hüseyin (a.s.) için hüccet tamamlanmıştı. Yani oraya gitmemek için bir sebep veya mazeret uyduramazdı. Zira zahirde o kadar çok ve güçlü bir güç İmam'ı bekliyordu ki, İmam da kalkıp onlara, "Ben sizin yüreğinizi okudum, siz güvenilir bir toplum değilsiniz" diye bir mazeret öne süremezdi. Kûfelilerin böyle olduklarını bilmesine rağmen İmam Hüseyin (a.s.), onlardan gelen binlerce daveti görmezlikten gelemezdi.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hasan Kanaatlı / diğer yazıları
- Neden yazıyoruz / 16.01.2018
- Emevi mektebi / 26.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri-2 / 17.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri / 14.11.2017
- Muaviye'nin geçmişine kısa bir bakış / 13.11.2017
- İmam Hüseyin'i (a.s.) tanımak / 09.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi??2 / 08.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi?-1 / 07.11.2017
- Kur'an açısından Allah adına ıslah / 06.11.2017
- İmam Hasan (a.s.)'ın barışının mahiyeti / 05.11.2017
- Emevi mektebi / 26.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri-2 / 17.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri / 14.11.2017
- Muaviye'nin geçmişine kısa bir bakış / 13.11.2017
- İmam Hüseyin'i (a.s.) tanımak / 09.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi??2 / 08.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi?-1 / 07.11.2017
- Kur'an açısından Allah adına ıslah / 06.11.2017
- İmam Hasan (a.s.)'ın barışının mahiyeti / 05.11.2017