Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için New York’ta bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan, Amerikan Washington Post gazetesine bir röportaj verdi.
Erdoğan, röportajda Suriye konusunda Türkiye’nin “uçuşa yasak bölge oluşturulması konusunda tek taraflı rol oynamayı düşünüp düşünmediğine” yönelik soru üzerine, “Düşünmüyoruz. Eğer ülkemize bir saldırı olursa, o zaman gerekeni yaparız. Ancak bu durumun bir uluslararası boyutu bir de İslam dünyasını kaygılandıran boyutu var. Dolayısıyla BM ve ayrıca Arap Birliği Suriye konusunda müdahil olmalı” dedi.
Ben Başbakan’ın bu açıklamasını “Türkiye hizaya gelmeye başladı” şeklinde okuyorum.
Zira Türkiye Suriye konusunda bu kadar yalnız bırakılacağını hiç hesap etmemişti.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun çok sığ kalan “stratejik derinliği” Suriye’nin Libya gibi olacağını hesap etmişti.
Ama kabinedeki hesap, Suriye’de tutmadı.
Rusya ve Çin işin içine girince Beşar Esad’ın kolay lokma olmadığını bizim kalın kafalı siyasilerimiz bile artık anladı.
Daha önce bizim siyasiler Esad’ın gidişi için zaman bile veriyorlardı. Ama aradan geçen iki yıla yakın zaman zarfında Esad’ın ömrü uzadı galiba. Çünkü artık zaman telaffuz etmiyorlar.
Başbakan’ın Washington Post’a yaptığı açıklamalar Türkiye’nin Rusya ve Çin’e rağmen Suriye’ye askeri bir müdahalede Donkişotluk yapmayacağını göstermesi açısında önemli.
Türkiye’nin bölgenin gerçeklerini ve de Rusya’ya rağmen bu bölgede bir adım atılamayacağını anlaması bence Türkiye-Suriye ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi için zor bulunur bir fırsat.
Beşar Esad’ın siyasi ömrü uzadıkça yaptığı yanlışların faturası giderek ağırlaşan Türkiye’nin yanlış kulvarlarda koşmayı bırakıp doğru kulvarlara kayması mümkün olabilir.
Türkiye’nin Suriye konusunda bugüne kadar attığı adımların yanlışlılığını hükümet de fark etmiş olmalı.
Zira hükümet yetkililerinin Suriye’ye yönelik zehir zemberek konuşmaları yerini biraz daha dengeli ifadelere bıraktı.
Hükümetin Suriye konusunda doğru kulvara gelmesinin önündeki en büyük engel düşüncesizce ve stratejik zekâdan yoksun bir şekilde Suriye krizi başladığından bu yana yapılan açıklamalardır.
Ama ne olursa olsun, hükümet artık Suriye’ye yönelik yanlış politikasından vazgeçmelidir.
AKP hükümetinin yaptığı yanlışları itiraf etmesi ve bu yanlışlardan vazgeçmesi, milletimizin Suriye konusunda daha büyük bedeller ödemesinden daha iyidir.
Asgari ücretten vergi kalkıyormuş!
Birincisi, bu proje Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllardır dile getirdiği bir projedir.
Öncelikle bu gerçeğin altını çizelim.
İkincisi, hükümetin yapacağına “vergi kaldırılması” denmez, dense dense “vergi katakullisi” denir.
Neden mi?
Kaldırılacak vergi 125 liraya denk geliyor. Bu paranın işçiye mi işverene mi kalacağı ise belli değil.
Yarı yarıya işçiyle işveren arasında paylaşılsa bile 62,5 TL işçinin maaşına eklenecek demektir. Bu da çok anlamı olmayan bir para.
Ama kesin olan şey hükümetin bu kararla çok büyük bir siyasi rant devşirmeyi hedefliyor olduğudur.
Oysa Prof. Dr. Haydar Baş’ın projesinde hem asgari ücretliden vergi alınmayacak, hem de asgari ücret 3 bin TL olacaktı.
Erdoğan, röportajda Suriye konusunda Türkiye’nin “uçuşa yasak bölge oluşturulması konusunda tek taraflı rol oynamayı düşünüp düşünmediğine” yönelik soru üzerine, “Düşünmüyoruz. Eğer ülkemize bir saldırı olursa, o zaman gerekeni yaparız. Ancak bu durumun bir uluslararası boyutu bir de İslam dünyasını kaygılandıran boyutu var. Dolayısıyla BM ve ayrıca Arap Birliği Suriye konusunda müdahil olmalı” dedi.
Ben Başbakan’ın bu açıklamasını “Türkiye hizaya gelmeye başladı” şeklinde okuyorum.
Zira Türkiye Suriye konusunda bu kadar yalnız bırakılacağını hiç hesap etmemişti.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun çok sığ kalan “stratejik derinliği” Suriye’nin Libya gibi olacağını hesap etmişti.
Ama kabinedeki hesap, Suriye’de tutmadı.
Rusya ve Çin işin içine girince Beşar Esad’ın kolay lokma olmadığını bizim kalın kafalı siyasilerimiz bile artık anladı.
Daha önce bizim siyasiler Esad’ın gidişi için zaman bile veriyorlardı. Ama aradan geçen iki yıla yakın zaman zarfında Esad’ın ömrü uzadı galiba. Çünkü artık zaman telaffuz etmiyorlar.
Başbakan’ın Washington Post’a yaptığı açıklamalar Türkiye’nin Rusya ve Çin’e rağmen Suriye’ye askeri bir müdahalede Donkişotluk yapmayacağını göstermesi açısında önemli.
Türkiye’nin bölgenin gerçeklerini ve de Rusya’ya rağmen bu bölgede bir adım atılamayacağını anlaması bence Türkiye-Suriye ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi için zor bulunur bir fırsat.
Beşar Esad’ın siyasi ömrü uzadıkça yaptığı yanlışların faturası giderek ağırlaşan Türkiye’nin yanlış kulvarlarda koşmayı bırakıp doğru kulvarlara kayması mümkün olabilir.
Türkiye’nin Suriye konusunda bugüne kadar attığı adımların yanlışlılığını hükümet de fark etmiş olmalı.
Zira hükümet yetkililerinin Suriye’ye yönelik zehir zemberek konuşmaları yerini biraz daha dengeli ifadelere bıraktı.
Hükümetin Suriye konusunda doğru kulvara gelmesinin önündeki en büyük engel düşüncesizce ve stratejik zekâdan yoksun bir şekilde Suriye krizi başladığından bu yana yapılan açıklamalardır.
Ama ne olursa olsun, hükümet artık Suriye’ye yönelik yanlış politikasından vazgeçmelidir.
AKP hükümetinin yaptığı yanlışları itiraf etmesi ve bu yanlışlardan vazgeçmesi, milletimizin Suriye konusunda daha büyük bedeller ödemesinden daha iyidir.
Asgari ücretten vergi kalkıyormuş!
Birincisi, bu proje Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllardır dile getirdiği bir projedir.
Öncelikle bu gerçeğin altını çizelim.
İkincisi, hükümetin yapacağına “vergi kaldırılması” denmez, dense dense “vergi katakullisi” denir.
Neden mi?
Kaldırılacak vergi 125 liraya denk geliyor. Bu paranın işçiye mi işverene mi kalacağı ise belli değil.
Yarı yarıya işçiyle işveren arasında paylaşılsa bile 62,5 TL işçinin maaşına eklenecek demektir. Bu da çok anlamı olmayan bir para.
Ama kesin olan şey hükümetin bu kararla çok büyük bir siyasi rant devşirmeyi hedefliyor olduğudur.
Oysa Prof. Dr. Haydar Baş’ın projesinde hem asgari ücretliden vergi alınmayacak, hem de asgari ücret 3 bin TL olacaktı.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Orhan Dede / diğer yazıları
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024