Bir adam, hacca giderken, sütü kendinin olmak üzere bir çobana emanet olarak on üç koyun bırakır. Dönüşünde çobana:
-Koyunların hesabına bakalım, dedikçe;
-Şimdi işim var, bir aralık bakarız, der, başından savar.
Bir gün çobana, iki çanak yoğurtla bir yere giderken rastgelir ve:
-Mutlaka şimdi koyunların hesabını görmeliyiz, diye sıkıştırır. Çoban çaresiz kalır, "Peki" der. Bir tarafa otururlar.
Çoban hesap vermeye başlar ve der ki;
-Hacı Baba! Ben söyleyeyim, sen say;
Kayadan uçtu başı toklu.
-Bir.
-Yanısıra beş toklu.
-Altı.
-Üçünü verdim kasaba.
-Dokuz.
-Üçü de gelmez hesaba.
-Etti on iki. Hani biri?
-Birinin de çocuk kulağına çıngırak takmış, ne sana verir ne bana. Der demez hacı, yoğurt kaselerini kaptığı gibi çobanın başına vurur. Yoğurtlar çobanın yüzüne alabildiğine bulaşınca, çoban eliyle yüzünü silerek:
-Elhamdülillah. Hesabı doğru verenin işte yüzü böyle ak olur, der.
İnsanlar yalnız yaşayamayacağına göre karşılıklı ilişkilerde bir takım görev ve sorumlulukları vardır. Bütün bu davranış şekillerinde iyi yetişmiş, aile terbiyesi almış, iyi-kötü ayırımını kavramış, ruhen olgunlaşmış kişiler emanete hıyanet etmeyeceği gibi başkalarını kandırmaz, yalan yere yemin etmez, şahsiyetini az bir menfaat karşılığında satmaz.
Hiçbir ders çıkarmadan beyhudeliğe, girift ve karışık fikirlere sapmadan şunu diyelim.
Huzurumuz, idaremiz, kalkınmamız, birliğimiz, bütünlüğümüz için önce insanımızı eğitip yetiştirmeliyiz.
Hacı efendi bir kaç koyun bir bakraç süt emanet etmiş.
Bir ülkenin de idarecilere emanet edildiğini unutmayalım. Eğitimi, sağlığı, iktisadı, adaleti, toplumun mutluluk ve ilerlemesini emanet alanlar sorumluluğunu unuturlarsa, devlet ve millet ne hale gelir. Çıkıp bir yanlışın hesabını soracak olsanız böyle kendini bilmezler size öyle mazeretler, öyle süslü izahlar getirirler ki neredeyse haklı bile çıkmaya çalışırlar.
Günümüzde en hassas geleneklerimizden birisi devlet adamı liyakatine sahip olanların dürüst, fedakâr, vefakar, çalışkan kişiler arasından titizlikle seçilip istikameti ve istikrarının takip edilmesidir. Bugün kamu hukukunda görev alanların bir milletin malı, emeği, nefesi, lokmasını emanet aldıklarının farkında, ciddiyetinde, sorumluluğunda olması gerekir.
Kime, neyi, ne zaman emanet etme bilincini, irfanını, şuurunu yitirenler helal mallarını israf seline kaptırır. Ah eder, pişman olurlar.
Hırsızların haklı çıktıklarını, uyduruk fermanlarını duymamak için emaneti kimlere vereceğimizin 1000 defa hesabını yapalım.
-Koyunların hesabına bakalım, dedikçe;
-Şimdi işim var, bir aralık bakarız, der, başından savar.
Bir gün çobana, iki çanak yoğurtla bir yere giderken rastgelir ve:
-Mutlaka şimdi koyunların hesabını görmeliyiz, diye sıkıştırır. Çoban çaresiz kalır, "Peki" der. Bir tarafa otururlar.
Çoban hesap vermeye başlar ve der ki;
-Hacı Baba! Ben söyleyeyim, sen say;
Kayadan uçtu başı toklu.
-Bir.
-Yanısıra beş toklu.
-Altı.
-Üçünü verdim kasaba.
-Dokuz.
-Üçü de gelmez hesaba.
-Etti on iki. Hani biri?
-Birinin de çocuk kulağına çıngırak takmış, ne sana verir ne bana. Der demez hacı, yoğurt kaselerini kaptığı gibi çobanın başına vurur. Yoğurtlar çobanın yüzüne alabildiğine bulaşınca, çoban eliyle yüzünü silerek:
-Elhamdülillah. Hesabı doğru verenin işte yüzü böyle ak olur, der.
İnsanlar yalnız yaşayamayacağına göre karşılıklı ilişkilerde bir takım görev ve sorumlulukları vardır. Bütün bu davranış şekillerinde iyi yetişmiş, aile terbiyesi almış, iyi-kötü ayırımını kavramış, ruhen olgunlaşmış kişiler emanete hıyanet etmeyeceği gibi başkalarını kandırmaz, yalan yere yemin etmez, şahsiyetini az bir menfaat karşılığında satmaz.
Hiçbir ders çıkarmadan beyhudeliğe, girift ve karışık fikirlere sapmadan şunu diyelim.
Huzurumuz, idaremiz, kalkınmamız, birliğimiz, bütünlüğümüz için önce insanımızı eğitip yetiştirmeliyiz.
Hacı efendi bir kaç koyun bir bakraç süt emanet etmiş.
Bir ülkenin de idarecilere emanet edildiğini unutmayalım. Eğitimi, sağlığı, iktisadı, adaleti, toplumun mutluluk ve ilerlemesini emanet alanlar sorumluluğunu unuturlarsa, devlet ve millet ne hale gelir. Çıkıp bir yanlışın hesabını soracak olsanız böyle kendini bilmezler size öyle mazeretler, öyle süslü izahlar getirirler ki neredeyse haklı bile çıkmaya çalışırlar.
Günümüzde en hassas geleneklerimizden birisi devlet adamı liyakatine sahip olanların dürüst, fedakâr, vefakar, çalışkan kişiler arasından titizlikle seçilip istikameti ve istikrarının takip edilmesidir. Bugün kamu hukukunda görev alanların bir milletin malı, emeği, nefesi, lokmasını emanet aldıklarının farkında, ciddiyetinde, sorumluluğunda olması gerekir.
Kime, neyi, ne zaman emanet etme bilincini, irfanını, şuurunu yitirenler helal mallarını israf seline kaptırır. Ah eder, pişman olurlar.
Hırsızların haklı çıktıklarını, uyduruk fermanlarını duymamak için emaneti kimlere vereceğimizin 1000 defa hesabını yapalım.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Feyyaz İnanç / diğer yazıları
- ‘Işıkları açın’ / 07.05.2021
- Kulluğun gerçek tarifi / 06.05.2021
- Asli ihtiyaçlar / 30.04.2021
- Mecnun’un Leylası / 29.04.2021
- Rahman Suresi-II / 21.04.2021
- Rahman Suresi / 19.04.2021
- 14 Nisan / 15.04.2021
- İmam Muhammed Et-Takî’nin (a.s) Öğütleri / 14.04.2021
- Sağlam kale Ehl-i Beyt / 12.04.2021
- Bizi deryaya salan / 08.04.2021
- Kulluğun gerçek tarifi / 06.05.2021
- Asli ihtiyaçlar / 30.04.2021
- Mecnun’un Leylası / 29.04.2021
- Rahman Suresi-II / 21.04.2021
- Rahman Suresi / 19.04.2021
- 14 Nisan / 15.04.2021
- İmam Muhammed Et-Takî’nin (a.s) Öğütleri / 14.04.2021
- Sağlam kale Ehl-i Beyt / 12.04.2021
- Bizi deryaya salan / 08.04.2021