Dünkü yazımızda Türkiye hükümeti bir malta adası kadar olamadığını ifade etmiştik. Malta 150 kilometre kare alana ve 391 bin nüfusa sahip minik bir ada. Yüzölçümü olarak Türkiye'den 5000 kat, nüfus olarak 180 kat küçük bir ülke. Ama Malta'yı yöneten siyasileri bizim siyasilerimizden kat kat üstün özelliklere sahip olmalı ki, AB'ye üye olurken koskoca Avrupa'ya tam 77 tane Malta lehine derogasyon kabul ettirdi. Yani Malta AB normlarına aykırı tam 77 tane hak kazandı ve AB uğruna bu haklardan vazgeçmedi.
AB'ye kendi lehine en çok derogasyon kabul ettiren ikinci ülke ise Polonya. Polonya'nın derogasyon sayısı ise tam 43 tane.
17 Aralık zirvesinde daha önceki taslaklarda belirtilen "müzakerelerin ucu açık olacak" ifadesi aynen kalmış durumda. Barosso'nun deyimiyle "Tam üyelik hedefleniyor. Ama sonuç garanti değil". İşte borazan medya ve Erdoğan hükümeti sonucu garanti olmayan ve ucu açık müzakerelerin AB'nin dayattığı bütün derogasyonları da kabul ederek başlatılmasını Türk halkına bir zafer diye yutturmaya çalışıyor.
Başbakan müzakerelerin ucu açık olmasını, çok doğal bir şey olduğunu ima eden bazı sözler söyledi. Ama Türkiye'ye onlarca yıl sonra kesin olmayan ucu açık imtiyazlı üyelik öneren AB, söz konusu Romanya ve Bulgaristan olunca tam üyelik için 2007 tarihini kesin olarak söz vermekten çekinmiyor.
Bu noktaya gelmişken şunu da ifade etmek gerekir. Chirac'ın başlattığı son sözü Fransız halkı söyleyecek teranesi, artık Avusturya da telaffuz etmeye başladı. Nihayetinde AB üyesi bütün ülkeler Türkiye'nin üyeliği söz konusu olduğunda referanduma başvurabilecekler. Yani Türkiye, tam üyeliğin garanti olmadığı bu ucu açık müzakerelerde AB üyesi bütün ülkeleri tek tek razı etmek zorunda kalacak.
Türkiye bütün bu üye ülkelerin isteklerini yerine getirdikten sonra AB ülkeleri kendi halklarına Türkiye'nin üyeliğini isteyip istemediklerini soracak. Bu referandum belirleyici olacak. "Hayır" oyları çoğunluk oluşturduğu takdirde, Türkiye verdiği bütün tavizlere ve kaybettiği onlarca yıla rağmen kapı dışarı edilecektir. Bunun adı zafer ya da başarı mıdır?
Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Türkiye'nin AB tarafından sürekli olarak sömürülmesi için AB kapısında tutulma amacı var. Bu kapsamda AB dönem başkanı Balkenende "sonuç ne olursa olsun Türkiye'nin AB çevresine demir atmasını sağlamak gereklidir" şeklindeki yaptığı basın açıklaması AB'nin asıl niyetini ortaya koyması açısından önemlidir.
Başbakan Erdoğan 17 Aralık zirvesinde yaptığı açıklamada "Kıbrıs sorununu çözmekte elimizden geleni yapacağız" diyerek AB'ye yeni sözler vermektedir. Erdoğan acaba Kıbrıs'ta başka hangi adımları atmaya hazırlanıyor? Referandumda KKTC halkının Annan planına "evet" demesini sağladıktan ve Güney Kıbrıs'ın Adanın tek temsilcisi olarak AB'ye girmesine yeşil ışık yaktıktan sonra daha Türkiye hükümeti olarak vermediğimiz hangi taviz kaldı ki Başbakan elinden geleni yapacak. Yoksa AB'ye asker çekme ve Türkiye kökenli Türklerin Anavatana geri dönmeleri konusunda bazı sözler mi verildi? Bunları bekleyip göreceğiz.
Danimarka Televizyonundan bir muhabirin sorusuna da "biz çoktandır Rum kesimiyle tanışıyoruz, bundan sonra aramız daha iyi olacak" şeklinde cevap veren başbakan bunu mu bir başarı olarak telakki etmektedir?
Mademki bir zafer elde ettiğimiz iddia edilmektedir Sayın Başbakan neden "bundan sonraki süreç daha zor olacak" demektedir? Daha çok taviz mi istenecektir? Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Türkiye'yi çok daha fazla tavizlerin beklediğini söyleyebiliriz.
"Yüzde yüz değil ama başardık" diyen Başbakan'ı verilen bütün bu tavizlere karşı başarılı saymak mümkün değildir.
AB'ye kendi lehine en çok derogasyon kabul ettiren ikinci ülke ise Polonya. Polonya'nın derogasyon sayısı ise tam 43 tane.
17 Aralık zirvesinde daha önceki taslaklarda belirtilen "müzakerelerin ucu açık olacak" ifadesi aynen kalmış durumda. Barosso'nun deyimiyle "Tam üyelik hedefleniyor. Ama sonuç garanti değil". İşte borazan medya ve Erdoğan hükümeti sonucu garanti olmayan ve ucu açık müzakerelerin AB'nin dayattığı bütün derogasyonları da kabul ederek başlatılmasını Türk halkına bir zafer diye yutturmaya çalışıyor.
Başbakan müzakerelerin ucu açık olmasını, çok doğal bir şey olduğunu ima eden bazı sözler söyledi. Ama Türkiye'ye onlarca yıl sonra kesin olmayan ucu açık imtiyazlı üyelik öneren AB, söz konusu Romanya ve Bulgaristan olunca tam üyelik için 2007 tarihini kesin olarak söz vermekten çekinmiyor.
Bu noktaya gelmişken şunu da ifade etmek gerekir. Chirac'ın başlattığı son sözü Fransız halkı söyleyecek teranesi, artık Avusturya da telaffuz etmeye başladı. Nihayetinde AB üyesi bütün ülkeler Türkiye'nin üyeliği söz konusu olduğunda referanduma başvurabilecekler. Yani Türkiye, tam üyeliğin garanti olmadığı bu ucu açık müzakerelerde AB üyesi bütün ülkeleri tek tek razı etmek zorunda kalacak.
Türkiye bütün bu üye ülkelerin isteklerini yerine getirdikten sonra AB ülkeleri kendi halklarına Türkiye'nin üyeliğini isteyip istemediklerini soracak. Bu referandum belirleyici olacak. "Hayır" oyları çoğunluk oluşturduğu takdirde, Türkiye verdiği bütün tavizlere ve kaybettiği onlarca yıla rağmen kapı dışarı edilecektir. Bunun adı zafer ya da başarı mıdır?
Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Türkiye'nin AB tarafından sürekli olarak sömürülmesi için AB kapısında tutulma amacı var. Bu kapsamda AB dönem başkanı Balkenende "sonuç ne olursa olsun Türkiye'nin AB çevresine demir atmasını sağlamak gereklidir" şeklindeki yaptığı basın açıklaması AB'nin asıl niyetini ortaya koyması açısından önemlidir.
Başbakan Erdoğan 17 Aralık zirvesinde yaptığı açıklamada "Kıbrıs sorununu çözmekte elimizden geleni yapacağız" diyerek AB'ye yeni sözler vermektedir. Erdoğan acaba Kıbrıs'ta başka hangi adımları atmaya hazırlanıyor? Referandumda KKTC halkının Annan planına "evet" demesini sağladıktan ve Güney Kıbrıs'ın Adanın tek temsilcisi olarak AB'ye girmesine yeşil ışık yaktıktan sonra daha Türkiye hükümeti olarak vermediğimiz hangi taviz kaldı ki Başbakan elinden geleni yapacak. Yoksa AB'ye asker çekme ve Türkiye kökenli Türklerin Anavatana geri dönmeleri konusunda bazı sözler mi verildi? Bunları bekleyip göreceğiz.
Danimarka Televizyonundan bir muhabirin sorusuna da "biz çoktandır Rum kesimiyle tanışıyoruz, bundan sonra aramız daha iyi olacak" şeklinde cevap veren başbakan bunu mu bir başarı olarak telakki etmektedir?
Mademki bir zafer elde ettiğimiz iddia edilmektedir Sayın Başbakan neden "bundan sonraki süreç daha zor olacak" demektedir? Daha çok taviz mi istenecektir? Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Türkiye'yi çok daha fazla tavizlerin beklediğini söyleyebiliriz.
"Yüzde yüz değil ama başardık" diyen Başbakan'ı verilen bütün bu tavizlere karşı başarılı saymak mümkün değildir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Orhan Dede / diğer yazıları
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024