Türkiye gibi ülkelerin ekonomide temel sorunu, emperyalist odakların ve yerli işbirlikçilerin kurdukları sömürü düzenidir. Bu düzen yıkılmadan, yerine milli ekonomi kurulmadan, ekonomik sorunlardan ve sömürüden kurtulmak imkânsızdır. İşbirlikçiler yaptıkları işbirliğini, millete ortaklık olarak sunuyorlar. Diyorlar ki : “Böylesi ortaklıklar küreselleşmenin gereğidir. Buna karşı çıkılmaz. Karşı çıkarsanız, çağın gerisinde kalırsınız ve yoksulluktan kurtulamazsınız.” İyi, güzel de, küreselleşmenin en daniskası ülkemizde yaşandığı halde, neden yoksulluk azalmadı, aksine arttı? Demek ki, söylenenler külliyen yalandır.
Emperyalistler, ‘küreselleşme’ ve ‘serbest piyasa ekonomisi’ kavramlarıyla milletleri aldatıyor ve tuzağa düşürüyorlar. Bu kavramlarla ne anlatılmak ve ne yapılmak isteniyor, hiç sorgulanmıyor. Meselâ, ‘serbest piyasa’ kavramını ele alalım. Söz konusu kavram, terkip olarak bile yanlıştır. Piyasa denilince ilk akla gelen serbestliktir. Serbestlik yoksa zaten piyasa da yok demektir. Hal böyle iken piyasanın önüne bir de ‘serbestlik’ kelimesi ilâve edilerek ucube bir kavram üretiliyor. İçeriği ise gelişmekte olan ülkeleri yutmak için uydurulmuş bir tezgâhtır. Güçlü ekonomi ile güçsüz ekonomiyi ‘serbest piyasa’ diyerek yarışı sokmak, delikanlı bir pehlivanla, yeni yürümeye başlayan bir çocuğu güreştirmeye benzer. Böyle bir güreşin sonucu, baştan bellidir. Emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerin serbest piyasadan anladıkları, işte budur.
Ne yazık ki, yerli işbirlikçiler bunu kabul ederek, Türkiye’ye emperyalistlerin çıkarlarının bekçiliğini reva görüyorlar. Bu durum, bazı aydın ve devlet adamlarına göre, küreselleşmenin tabii bir sonucudur. Prof. Dr. Oktay Yenel, bunu karşı çıkar ve şöyle der: “İçine düştüğümüz bu onur kırıcı durumu küreselleşmenin kaçınılmaz gereği gibi gösterme çabaları gerçeklerden uzaktır ve ülkemiz aydınları için 1920 mandacıları kadar talihsizliktir.”
İstiklâl Savışı’nda siyasi bağımsızlığı kazanmak birinci safha idi. İkinci safha ülkenin ekonomik kalkınmasını gerçekleştirmekti. Diğer bir deyişle, ekonomik bağımsızlığı elde etmekti. Çünkü acı tecrübeler sonucu öğrenildi ki, ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlığı yaşatmak mümkün değildir. Siyasi ve ekonomik bağımsızlık da emperyalistlerle işbirliği yaparak yaşatılmaz.
Mazlum milletlerin, “sömürülmeyelim, milli ekonomimizi koruyalım” demesini, emperyalistler kendilerine karşı bir başkaldırı kabul ediyorlar. Bu görüşleri savunanları, en büyük düşman görüyor ve yok edilmeleri için ne gerekiyorsa yapıyorlar. O bakımdan emperyalistlerle işbirliği yapanlar, mutlaka milletlerinin sömürülmesine öncülük ederler. Ünlü Amerikalı Yahudi kökenli işadamı Rockefeller, 1956 yılında ABD Başkanı Eisenhower’e yazdığı mektupta bu gerçeği şöyle ifade eder: “ABD ile işbirliğine hazır yerli işadamlarına yardım arttırılmalı ve böylece bu işadamlarının ilgili ülkenin ekonomisinde kilit noktaları ele geçirmeleri, buna dayanarak politik etkilerinin artması sağlanmalıdır.”
Görülen o ki, yabancılarla işbirliğini savunanlar, bilerek veya bilmeyerek Rockefeller’in sözcülüğünü yapmaktadır. Rockefeller’in sözlerinden anlamamız gereken bir diğer gerçek de şudur: Ekonominin idaresini piyasaya bırakalım demekle, Rockefeller gibi yabancı sermayedarlara bırakalım demek eşanlamlıdır. Çünkü piyasaya o güçler egemen olmuşlardır. Piyasa ile birlikte, siyasi idareye de egemen olan bu küresel güçlerin, mutlaka hizaya getirilmesi ve milli devletlerin güçlendirilmesi gerekir. Bunun da yolu ve yöntemi, Prof. Dr. Haydar Baş’ın ‘Milli Ekonomi Modeli’nde ortaya konulmuştur. Onun için, çözüm ve çare arayanlar, mutlaka o kaynağa başvurmalıdır.
Emperyalistler, ‘küreselleşme’ ve ‘serbest piyasa ekonomisi’ kavramlarıyla milletleri aldatıyor ve tuzağa düşürüyorlar. Bu kavramlarla ne anlatılmak ve ne yapılmak isteniyor, hiç sorgulanmıyor. Meselâ, ‘serbest piyasa’ kavramını ele alalım. Söz konusu kavram, terkip olarak bile yanlıştır. Piyasa denilince ilk akla gelen serbestliktir. Serbestlik yoksa zaten piyasa da yok demektir. Hal böyle iken piyasanın önüne bir de ‘serbestlik’ kelimesi ilâve edilerek ucube bir kavram üretiliyor. İçeriği ise gelişmekte olan ülkeleri yutmak için uydurulmuş bir tezgâhtır. Güçlü ekonomi ile güçsüz ekonomiyi ‘serbest piyasa’ diyerek yarışı sokmak, delikanlı bir pehlivanla, yeni yürümeye başlayan bir çocuğu güreştirmeye benzer. Böyle bir güreşin sonucu, baştan bellidir. Emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerin serbest piyasadan anladıkları, işte budur.
Ne yazık ki, yerli işbirlikçiler bunu kabul ederek, Türkiye’ye emperyalistlerin çıkarlarının bekçiliğini reva görüyorlar. Bu durum, bazı aydın ve devlet adamlarına göre, küreselleşmenin tabii bir sonucudur. Prof. Dr. Oktay Yenel, bunu karşı çıkar ve şöyle der: “İçine düştüğümüz bu onur kırıcı durumu küreselleşmenin kaçınılmaz gereği gibi gösterme çabaları gerçeklerden uzaktır ve ülkemiz aydınları için 1920 mandacıları kadar talihsizliktir.”
İstiklâl Savışı’nda siyasi bağımsızlığı kazanmak birinci safha idi. İkinci safha ülkenin ekonomik kalkınmasını gerçekleştirmekti. Diğer bir deyişle, ekonomik bağımsızlığı elde etmekti. Çünkü acı tecrübeler sonucu öğrenildi ki, ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlığı yaşatmak mümkün değildir. Siyasi ve ekonomik bağımsızlık da emperyalistlerle işbirliği yaparak yaşatılmaz.
Mazlum milletlerin, “sömürülmeyelim, milli ekonomimizi koruyalım” demesini, emperyalistler kendilerine karşı bir başkaldırı kabul ediyorlar. Bu görüşleri savunanları, en büyük düşman görüyor ve yok edilmeleri için ne gerekiyorsa yapıyorlar. O bakımdan emperyalistlerle işbirliği yapanlar, mutlaka milletlerinin sömürülmesine öncülük ederler. Ünlü Amerikalı Yahudi kökenli işadamı Rockefeller, 1956 yılında ABD Başkanı Eisenhower’e yazdığı mektupta bu gerçeği şöyle ifade eder: “ABD ile işbirliğine hazır yerli işadamlarına yardım arttırılmalı ve böylece bu işadamlarının ilgili ülkenin ekonomisinde kilit noktaları ele geçirmeleri, buna dayanarak politik etkilerinin artması sağlanmalıdır.”
Görülen o ki, yabancılarla işbirliğini savunanlar, bilerek veya bilmeyerek Rockefeller’in sözcülüğünü yapmaktadır. Rockefeller’in sözlerinden anlamamız gereken bir diğer gerçek de şudur: Ekonominin idaresini piyasaya bırakalım demekle, Rockefeller gibi yabancı sermayedarlara bırakalım demek eşanlamlıdır. Çünkü piyasaya o güçler egemen olmuşlardır. Piyasa ile birlikte, siyasi idareye de egemen olan bu küresel güçlerin, mutlaka hizaya getirilmesi ve milli devletlerin güçlendirilmesi gerekir. Bunun da yolu ve yöntemi, Prof. Dr. Haydar Baş’ın ‘Milli Ekonomi Modeli’nde ortaya konulmuştur. Onun için, çözüm ve çare arayanlar, mutlaka o kaynağa başvurmalıdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018