Bu atalar sözünden hareketle ciltlerce kitap yazılabilir ama biz bugün; Dinlerarası Diyalog adına yola çıkmış ve yıllardır yürümelerini sürdüren arkadaşların düştükleri durumu anlatmak için kullanıyoruz. Gerçektende; diğer din mensupları ile diyalog kuracağız diye yola çıkan arkadaşlar bu sevda uğrunda diyar diyar koşarken hatta bunu tüm dünyaya açılmak olarak lanse edip bir övünç vesilesi sayarken İslam'ın temel ölçülerini çiğnediklerini fark edemediler. Aynen atasözümüzde olduğu gibi, pirince giderken evdeki bulgurdan oldular.İslam inancını dünyanın dört bir anına taşıyacağız iddiasıyla yola çıkanlar bir baktık ki, gittikleri yerin töresine uymuşlar. Görüştükleri insanların inançlarını benimsemişler. Yani diyalog için kullanılan insanlar bir bir ölçülerini kaybetmeye başladılar. Herkes biliyor ki; diyalog modasından önce, "Hıristiyan-Müslüman çerçevesi" diye bir çerçeve yoktu.Diyalogcu kadronun okumuş yazmış, akademik unvan sahibi bir çoğunun söylediklerini dinledikçe ve yazdıklarını okudukça, başlık yaptığımız atasözünü tekrarlamaktan kendimizi alamıyoruz; Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan oldular.Aynı kadronun elemanlarından Doç. Dr. Mehmet Önal şunları yazıyor:"Budapeşte'de Gül Baba'nın türbesi, Urfa'da Balıklı Göl, Ankara'da Hacı Bayram Külliyesi ve Moskova'da Sergiyev Posat kilisesi... Hepsi de yüce mekanlardır... Bir manevi atmosfer yaşanırken, dünya meşgalesi ve karmaşası unutulur. Sergiyev Posat'a ulaştığınız zaman, insanda bir başka duygu zemini başlar... Moskova'da Sergiyev Posat ile Ankara'da Hacı Bayram Veli Külliyesi... fonksiyon açısından benzeşir" (DA Dergisi, 5. sayı).Sadece buraya aldığımız şu birkaç cümle dahi yazarının zihni karışıklığını ele veriyor ve kiliseyi övme, kiliseyi cami ile aynı seviyeye çekme gayretlerini açıkça ortaya koyuyor.Önceki yazılarımızda onlarca örnek verdiğimiz için bu örnekleri tekrarlamadan bir alıntı ile bitirelim:"Yümni Sezen'in "Dinlerarası Diyalog İhaneti" kitabında anlattığı gibi, Said Nursi, 1950'de Roma'ya, Papa 12. Pius'a Risale-i Nur Külliyatı'nı gönderdi. Said Nursi, Nur talebelerinin askere katılmak yerine Kur'an çalışarak zamanlarını değerlendirmelerini istiyordu. (Yakında 'insani redçiyiz' diye ortaya çıkarlarsa şaşırmayın) ve Nursi'ye göre, çağın mütecaviz dinsizliğine karşı Hıristiyanlarla ittifak sağlanabilirdi! Şöyle diyordu: "İman ehli, değil Müslüman kardeşleriyle, Hıristiyanların dindar ruhanileriyle de ittifak etmek, ihtilafları nazara almamak, niza etmemek gerekir." Tıpkı bugünkü gibi değil mi? Ona göre, Müslümanlık-Hıristiyanlık ittifakını bozmaya çalışan komünistlere karşı üç zümre, Nurcular, Hıristiyan Ruhaniler ve Misyonerler uyanık olmalıdır. (Emirdağ Lahikası, 1, 1712). OPUS DEI cemaatinin kullandığı "hoşgörü" ve "diyalog" sloganları ile ortaya çıkan Fetullah Gülen'in, üstadının izinden gittiği çok açıktır. Thomas Michel diyor ki, "Papa John Paul ve S. Nursi'nin fikirlerini mukayese ettiğim zaman şok edici benzerlikler görüyorum." Fetullah Gülen de biliyorsunuz Papa'ya "Dinlerarası diyalog misyonunun takipçisi olduğunu "Rabbin aciz kulu" imzalı bir mektubu Papa'ya bizzat vererek ilan etmiştir!" (Yeniçağ Gazetesi, 27 Ocak 2006, Arslan BULUT).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025