Bir zamanların moda deyimi değişimcilik ve "yenilikcilik" idi. Partileşmeden önce AKP grubu bu sıfatlarla takdim ediliyordu. Kamuoyu da onları böyle tanıyordu, böyle anıyordu. AKP iktidar olunca nasıl değiştiklerini hep birlikte gördük. Gerçekten tanınmayacak derecede değişmişlerdir. Ama ne yazık ki, bu değişim olumlu yönde olmadı. Belki de eski dönemlerinde rol yapıyolardı. Şimdi asıllarına dönmüş olabilirler. Orası bize karanlık.
Neyse bu faslı geçelim. Peşinen değişimcilerin yani AKP'lilerin dünyada meydana gelen değişimlerdenr hiç etkilenmediğini söyleyelim. Evet dünyada en önemli değişim ekonomi teorilerinde oluyor. Fakat AKP'liler dünyada en önemli değişim ve yenilik adına modası geçmiş özelleştirme ile uğraşıyorlar. Özelleştirmenin moda olduğu dönemler geride kaldı. Aradan 20 yıl geçti. Ekonomi alanında moda çok çabuk değiştiği için bu moda da diğerleri gibi tarihe karıştı.
Bu günlerde ise özelleştirme birçok ülkede sorgulanıyor. Öyle ki, özelleştirilen bazı kurumlar yeniden devletleştirildi. Devletleştirilen kurumların başında kamu hizmetleri geliyor. Özelleştirme modasına uyup kamu hizmetlerini özelleştirenler çok geçmeden yanlış yaptırlarını anladılar. Bin pişman oldular. Adı üstünde kamu hizmetleri. "Etmeyin eylemeyin, kamu hizmetleri özelleştirilmez. Özel sektörün amacı kardır, kamuya hizmet etmez. Hizmetle kar birbirinin farklıdır" uyarıları hep kulak ardı edildi. Ne zaman ki kamu hizmetleri sarpa sardı akıl da başa geldi. Zorunlu olarak geriye dönüş başladı.
Kar eden KİT'leri özelleştirme ise altın yumurtlayan tavuğu kesmeye benzetiliyor ve deniliyor ki, bu kurumları özelleştirme hangi şartlarda olursa alsun peşkeştir.
Velhasıl özelleştirme modasının dünyayı sardığı dönem bitti. Bu dönemi kimi ülkeler sancılı kimi de sancısız bir şekilde anlattı. Şimdi siz "özelleştirmeye karşı çıkanlar haindir" diyen birisine rastlıyormusunuz?
Halbuki bu sözler birkaç yıl önce en yetkili kişiler tarafından çok rahatça söylenebiliyordu. O döneme kadar Türkiye'de toplam 8 milyar dolarlık özelleştirme yapılabildi. AKP iktidarı 2003 yılında 4 milyar dolarlık özelleştirmeyi hedefliyor. Bunu gerçekleştirebilir mi? Teknik olarak bu mümkün görünmüyor.
Anlaşılan o ki AKP iktidarının özelleştirmenin nasıl gündeme geldiğini diğer bir deyişle özelleştirmenin tarihçesini geçirdiği safhaları özelleştirme yapan ülkelerin karşılaştıkları sorunları incelemeye ve araştırmaya büyük ihtiyacı vardır.
Özelleştirme fikrinin babası belli değil. Çünkü bu fikri ileri sürenler değil, uygulayanlar ün yapmışlardır. Uygulayacıların önde geleni, İngiltere'nin eski başbakanlarından Thatcher'dir. Bundan dolayı özelleştirmenin bir adıda Thatcherizm olmuştur. Thatcher bu ünvanı yüzde 44 olan kamunun payını 41'e düşürerek yani yüzde üçlük bir özelleştirme yaparak aldı. Peşinden gelenlerin esameleri okunmadı. Mesale, kamunun payını yüzde 23'lere düşüren, tüm stratejik kurumlarını pazara çıkaran idarecilerimize hiçbir ünvan uygun görülmedi. Tam tersine global güçler, boyuna özelleştirme dayatmasında bulunuyolar.
İlginçtir, özel mülkiyet nedir bilmeyen Rusya'da milli servetlerin yok pahasına satan Rusya'nın eski devlet başkanı Boris Yeltsin'e de bir madalya verilmedi. Esasen sorulacak sorular çok. Sunulacak örnekler yığınla. Fakat bütün bunlar görene, köre ne?
"Değişimciyim" diyenler gerçekten değişimci olsalardı, özelleştirmenin miadını doldurduğunu bu kavramın dünya gündeminden çıktığını, pratiğinin de çöp sepetine atıldığını görürlerdi. Bundan da öte liberal sistemin duvara tosladığını duyarladır. Bazıları AKP'lilerin değişimci olmadıklarını ispat için habire uğraşıyorlar. Çok değişik delillere başvuruyorlar. Bizim de delilimiz bu olsun istedik. Bunları söyledik. Faydalı olur ümidiyle...
Neyse bu faslı geçelim. Peşinen değişimcilerin yani AKP'lilerin dünyada meydana gelen değişimlerdenr hiç etkilenmediğini söyleyelim. Evet dünyada en önemli değişim ekonomi teorilerinde oluyor. Fakat AKP'liler dünyada en önemli değişim ve yenilik adına modası geçmiş özelleştirme ile uğraşıyorlar. Özelleştirmenin moda olduğu dönemler geride kaldı. Aradan 20 yıl geçti. Ekonomi alanında moda çok çabuk değiştiği için bu moda da diğerleri gibi tarihe karıştı.
Bu günlerde ise özelleştirme birçok ülkede sorgulanıyor. Öyle ki, özelleştirilen bazı kurumlar yeniden devletleştirildi. Devletleştirilen kurumların başında kamu hizmetleri geliyor. Özelleştirme modasına uyup kamu hizmetlerini özelleştirenler çok geçmeden yanlış yaptırlarını anladılar. Bin pişman oldular. Adı üstünde kamu hizmetleri. "Etmeyin eylemeyin, kamu hizmetleri özelleştirilmez. Özel sektörün amacı kardır, kamuya hizmet etmez. Hizmetle kar birbirinin farklıdır" uyarıları hep kulak ardı edildi. Ne zaman ki kamu hizmetleri sarpa sardı akıl da başa geldi. Zorunlu olarak geriye dönüş başladı.
Kar eden KİT'leri özelleştirme ise altın yumurtlayan tavuğu kesmeye benzetiliyor ve deniliyor ki, bu kurumları özelleştirme hangi şartlarda olursa alsun peşkeştir.
Velhasıl özelleştirme modasının dünyayı sardığı dönem bitti. Bu dönemi kimi ülkeler sancılı kimi de sancısız bir şekilde anlattı. Şimdi siz "özelleştirmeye karşı çıkanlar haindir" diyen birisine rastlıyormusunuz?
Halbuki bu sözler birkaç yıl önce en yetkili kişiler tarafından çok rahatça söylenebiliyordu. O döneme kadar Türkiye'de toplam 8 milyar dolarlık özelleştirme yapılabildi. AKP iktidarı 2003 yılında 4 milyar dolarlık özelleştirmeyi hedefliyor. Bunu gerçekleştirebilir mi? Teknik olarak bu mümkün görünmüyor.
Anlaşılan o ki AKP iktidarının özelleştirmenin nasıl gündeme geldiğini diğer bir deyişle özelleştirmenin tarihçesini geçirdiği safhaları özelleştirme yapan ülkelerin karşılaştıkları sorunları incelemeye ve araştırmaya büyük ihtiyacı vardır.
Özelleştirme fikrinin babası belli değil. Çünkü bu fikri ileri sürenler değil, uygulayanlar ün yapmışlardır. Uygulayacıların önde geleni, İngiltere'nin eski başbakanlarından Thatcher'dir. Bundan dolayı özelleştirmenin bir adıda Thatcherizm olmuştur. Thatcher bu ünvanı yüzde 44 olan kamunun payını 41'e düşürerek yani yüzde üçlük bir özelleştirme yaparak aldı. Peşinden gelenlerin esameleri okunmadı. Mesale, kamunun payını yüzde 23'lere düşüren, tüm stratejik kurumlarını pazara çıkaran idarecilerimize hiçbir ünvan uygun görülmedi. Tam tersine global güçler, boyuna özelleştirme dayatmasında bulunuyolar.
İlginçtir, özel mülkiyet nedir bilmeyen Rusya'da milli servetlerin yok pahasına satan Rusya'nın eski devlet başkanı Boris Yeltsin'e de bir madalya verilmedi. Esasen sorulacak sorular çok. Sunulacak örnekler yığınla. Fakat bütün bunlar görene, köre ne?
"Değişimciyim" diyenler gerçekten değişimci olsalardı, özelleştirmenin miadını doldurduğunu bu kavramın dünya gündeminden çıktığını, pratiğinin de çöp sepetine atıldığını görürlerdi. Bundan da öte liberal sistemin duvara tosladığını duyarladır. Bazıları AKP'lilerin değişimci olmadıklarını ispat için habire uğraşıyorlar. Çok değişik delillere başvuruyorlar. Bizim de delilimiz bu olsun istedik. Bunları söyledik. Faydalı olur ümidiyle...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018