Konumuz, büyüyen, büyüyemeyen ve büyüdüğü sanılan ekonomiler. Ekonomide büyüme, denge şartının gerçekleşmesiyle mümkün olur. Dengeyi sağlayacak olan iki kriter talep ve arz, bir başka ifadeyle tüketim ve üretimdir. Bu iki olgunun aynı anda devrede bulunması, ekonominin sürekli bir hareket halinde olduğunun ifadesidir ki bu durumda ekonomi sürekli bir büyüme sürecine girmiş demektir. Enflasyon: Fiyatların genel seviyesinin yükselmesidir. Talep fazlalığına ve üretim maliyetlerinin artışına bağlı olarak iki çeşitte görülür.Deflasyon: Fiyatların genel seviyesinde meydana gelen sürekli düşüşün adıdır. Talebin yetersiz kalmasından kaynaklanır.Piyasada yeterli miktarda arz olmadığı, yetersiz üretimin gerçekleştiği ve talebin de sürekli arttığı durumlarda, yukarıdaki grafikte de görüldüğü gibi fiyat artışı gerçekleşecek ve enflasyon kaçınılmaz olacaktır. Arzın artması yani fazla üretim miktarının olması ve talebin bu arzı karşılayamaması durumunda fiyatlar düşecek ve deflasyona davetiye çıkarılacaktır. Büyüdüğü sanılan ekonomilerin en temel özelliği, günü kurtarmak adına hareket edilmesidir. 1970'li yıllarda deflasyonu önlemek için kapitalist anlayışın bir varyantı olan Keynes Modeli uygulanmaya başlanmıştır. Azalmış talebi desteklemek adına kamunun harcamaları maliyetli para yani faizle artırılmış, bunun sonucunda daha çok borca ve gidere maruz kalınmıştır. Nihayetinde dünya ekonomisi hem maliyet enflasyonu hem de talep daralmasını aynı dönemde yaşamış, böylece Stagflasyon kavramıyla tanışmıştır.Büyüyemeyen veya geçici büyüme sonrası daha çok gerileyen ekonomi sistemlerine bakıldığında, her arzın kendi talebini oluşturacağı mantığıyla piyasayı serbestleştirmenin de, hiçbir emeğin karşılığı olmayan maliyetli parayı piyasaya sürmenin de gerçek kurtuluş yolu olmadığı görülmektedir. Peki, bir ekonominin gerçek anlamda büyümesini Milli Ekonomi Modeli (MEM) nasıl tarif eder?Ekonomiyi büyütmeye giden yola tüketimle başlamayı zaruri kılar MEM. Her üretici tükettiğinden daha fazlasını üretme kabiliyetinde olduğundan, üretim fazlalığını engellemek adına, emeğin karşılığı olan paranın piyasaya dağıtımını savunur. Daha önceki yazılarda bahis konusu ettiğimiz, dünya üzerinde bilinen ve bilinmeyen sınırsız kaynağın devlet tarafından işletilip senyoraj (para basma) hakkı kullanılarak para piyasaya bırakılmalı, böylece emisyon (piyasadaki toplam para) hacmi genişletilmelidir. Matematiksel ifadelerle her yıl ne kadar ilave edileceği belirlenmiş para miktarı, "Sosyal Devlet" projeleriyle tüketici kesimine aktarılmalıdır. Senyorajın maaş olarak halka dağıtılması, işçinin, memurun, emeklinin, köylünün yani tüm tüketici sınıfın tüketim kabiliyetini devreye sokacak, talep arttığı için üretici de daha çok üretecektir. Tüketim üretimi, üretim tüketimi artıracak; istenen dengeye ulaşılmasıyla birlikte, ekonomide sürekli büyüme sağlanacaktır. Milli Ekonomi Modeli yazarı Prof. Dr. Haydar Baş Bey, devletin ekonomideki rolünü "baba" figürüne benzetir. Alan değil, veren eldir devlet. Piyasaya müdahale etmeli, halkın ihtiyaçlarına cevap verebilmelidir. Türk halkı için, böylesine müthiş bir tespiti, var olan problemleri ve çözüm yollarını sıralayan Sayın Baş'tan daha iyi bir "baba" figürü de bulunamaz kanımca.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Meryem Keçeci / diğer yazıları
- Bizim neden paramız yok? / 20.05.2017
- Başka çözüm mü var? / 11.07.2015
- Milli Ekonomi Modeli Dünya meclisinde / 05.05.2015
- Gayri Safi Amerikan Hasıla (GS$H) / 28.04.2015
- Taahhütler havada uçuşuyor / 14.04.2015
- Fakirlik kaderin değil / 06.04.2015
- Umudumuz var! / 25.03.2015
- Milletçe geçim derdine düştük! / 16.03.2015
- Bir batık birlik; adı: Avrupa / 23.02.2015
- Global dünyanın paradoksları / 17.02.2015
- Başka çözüm mü var? / 11.07.2015
- Milli Ekonomi Modeli Dünya meclisinde / 05.05.2015
- Gayri Safi Amerikan Hasıla (GS$H) / 28.04.2015
- Taahhütler havada uçuşuyor / 14.04.2015
- Fakirlik kaderin değil / 06.04.2015
- Umudumuz var! / 25.03.2015
- Milletçe geçim derdine düştük! / 16.03.2015
- Bir batık birlik; adı: Avrupa / 23.02.2015
- Global dünyanın paradoksları / 17.02.2015