İnsanın görüp anladığı nice olayların akıbeti ister istemez "Daha ne olacak?" hayret ifadesiyle ortaya konur.
Her devirde yaşanan kültür ve medeniyetlerin değişmeye, bozulmaya başladığını hissedenler, yahut zamanına erişenler "Daha ne olacak" sorusunu sormuşlar, korkuyla endişe duymuşlardır.
Hani Allah Resulü'nün (sav) "Böyle bir hal ve zaman geldiğinde sizlerin hali nice olur" sözleriyle başlayan ve ahir zaman fitne ve fücurlarından haber verilen Hadis-i Şerifleri duyduklarında ashab "Böyle şeyler olur mu?" Ya Resulallah (sav) diyerek hayretlerini beyan etmişlerdi.
Orta yaşta olanlar bilirler. Dedelerinden yahut ninelerinden "Şöyle şeyler olur veya olacak" diye sözler, nasihatler duymuşlardır. O günlerde belki gülüp geçmişlerdir. Sadece şunu itiraf ediyorum; kaynağı Allah Resulü'nün (sav) sünnet-i seniyye yani yaşantısından alan geleceğe ilahi firasetle bakma geleneği ile arifler, abidler, ilim erbabı nesilleri uyandıran hayra hakikate çağıran nasihatlerle karanlıklara düşmekte olan fikirleri ilahi firasetle izanla ayıktırmaya çalışmışlardır. Karış karış bütün vatan sathında bu ileri görüşlülüğün gönüllere serpilmiş tohumlarını görmek mümkündür. Bugün yaşanan kriz ve manevi enkazlardan kurtulmanın tek çaresi milleti tevhid ederek kaynaştıracak, kendi öz cevherlerinden hareket eden, birbirine yakınlığa vesile olan kendi derman ve nefesleri ile buluşmaktır.
Bir vilayette küçük bir kız çocuğu akşam vakti annesine "Anne karnım ağrıyor" diyor. Annesi merak edip karnını açıyor bir de ne görsün bir karış uzunluğunda dikiş atılmış. Derhal hastaneye koşuyor. (Buyurun tahammül edebilirseniz) şu sözü duyuyor:
-Maalesef böbreklerinden biri alınmış...
Bursa'nın Keskel mevkiinde yaşanmış bu olay...
Belanın, hayasızlığın, yalancılığın, soysuzlaşmanın, hayvanlaşmanın, adiliğin, çok afedersiniz hayvan tiynetinden de aşağılaşmanın örnekleri çok sık görülmeye başlandı.
Daha ne olacak?
Emekli, ayakta zor duruyor. Evde yaşlı kadınından başka kimsesi yok. Bankamatik ile parasını alacak. Geliyor bir hırsız iki dakikada adamın parasını gasbedip gidiyor.
Size birşey söyleyeyim mi? Bir kudsi hadiste Cenab-ı Hak:
"Süt emen sabiler, dermanı tükenmiş yaşlılar olmasaydı göğü başınıza demirden yapardım" buyuruyor.
Bu dedenin ıstırabı sanıyor musunuz ki bize ulaşmaz.
Bir mazlumun âhı en yakınından başlar bütün mes'ul ve vebal altında olanları yakar. Ta ki dünyanın öbür ucunda olsa bile. Bu sebeple dinimizde "Nemelazımcılık" yoktur. Öyle demekle manevi mes'uliyetten kurtulamayız.
Fatih Sultan Mehmet tabipleri hastaların ayağına yollarmış. Şairine, alimine, şeyhulislamına hürmet etmiş. Değer vermiş kıymet bilmiş.
Bugün bizler sağlık alanındaki gelişmelerde niye Fatih'i geçmeyelim. Bize yakışan bu değil midir?
Yine Fatih öyle toplar döktürmüş ki Bizans'ın surlarını delmiş geçmiş.
Şimdi duyup da kahroluyorum. Benim tankımın modernizasyonunu bir İsrailli mühendis yapacak...
Koca bir emek, koca bir tarih, ilmî, ahlakî mirasla ayakta duran yüce milletin içinden çağın tekniğini geçecek bir evladımız yok mu? Bu kadro niye geri kalır...
Var, var da... Yakamızı dedikodudan, kendi yakasını çekmekten, kendiyle alay etmekten vakit ayırıp da gerçeklerle buluşturmuyoruz ki neslimizi...
Kadın açıldı, açıldı, açıldı... Daha ne olacak...
Haya, iffet, TV'lerde gazetelerde ağızlara sakız oldu, alet oldu, eşya oldu, her şey ayak altına düştü.
Daha ne olacak?
İki şey olacak?
Ya akıntı bu yıkıntıyı sürükleyip yok edecek...
Ya da el ele, gönül gönüle verip diniyle, devletiyle, milletiyle, medeniyetiyle kim ve ne olduğunu hatırlayan, şehitlerin gayretiyle coşan bir Kuvayı Milliye kadrosu iş başına geçecek, halk buna tutunacak. İşte o zaman bu gemi yol alır.
Her devirde yaşanan kültür ve medeniyetlerin değişmeye, bozulmaya başladığını hissedenler, yahut zamanına erişenler "Daha ne olacak" sorusunu sormuşlar, korkuyla endişe duymuşlardır.
Hani Allah Resulü'nün (sav) "Böyle bir hal ve zaman geldiğinde sizlerin hali nice olur" sözleriyle başlayan ve ahir zaman fitne ve fücurlarından haber verilen Hadis-i Şerifleri duyduklarında ashab "Böyle şeyler olur mu?" Ya Resulallah (sav) diyerek hayretlerini beyan etmişlerdi.
Orta yaşta olanlar bilirler. Dedelerinden yahut ninelerinden "Şöyle şeyler olur veya olacak" diye sözler, nasihatler duymuşlardır. O günlerde belki gülüp geçmişlerdir. Sadece şunu itiraf ediyorum; kaynağı Allah Resulü'nün (sav) sünnet-i seniyye yani yaşantısından alan geleceğe ilahi firasetle bakma geleneği ile arifler, abidler, ilim erbabı nesilleri uyandıran hayra hakikate çağıran nasihatlerle karanlıklara düşmekte olan fikirleri ilahi firasetle izanla ayıktırmaya çalışmışlardır. Karış karış bütün vatan sathında bu ileri görüşlülüğün gönüllere serpilmiş tohumlarını görmek mümkündür. Bugün yaşanan kriz ve manevi enkazlardan kurtulmanın tek çaresi milleti tevhid ederek kaynaştıracak, kendi öz cevherlerinden hareket eden, birbirine yakınlığa vesile olan kendi derman ve nefesleri ile buluşmaktır.
Bir vilayette küçük bir kız çocuğu akşam vakti annesine "Anne karnım ağrıyor" diyor. Annesi merak edip karnını açıyor bir de ne görsün bir karış uzunluğunda dikiş atılmış. Derhal hastaneye koşuyor. (Buyurun tahammül edebilirseniz) şu sözü duyuyor:
-Maalesef böbreklerinden biri alınmış...
Bursa'nın Keskel mevkiinde yaşanmış bu olay...
Belanın, hayasızlığın, yalancılığın, soysuzlaşmanın, hayvanlaşmanın, adiliğin, çok afedersiniz hayvan tiynetinden de aşağılaşmanın örnekleri çok sık görülmeye başlandı.
Daha ne olacak?
Emekli, ayakta zor duruyor. Evde yaşlı kadınından başka kimsesi yok. Bankamatik ile parasını alacak. Geliyor bir hırsız iki dakikada adamın parasını gasbedip gidiyor.
Size birşey söyleyeyim mi? Bir kudsi hadiste Cenab-ı Hak:
"Süt emen sabiler, dermanı tükenmiş yaşlılar olmasaydı göğü başınıza demirden yapardım" buyuruyor.
Bu dedenin ıstırabı sanıyor musunuz ki bize ulaşmaz.
Bir mazlumun âhı en yakınından başlar bütün mes'ul ve vebal altında olanları yakar. Ta ki dünyanın öbür ucunda olsa bile. Bu sebeple dinimizde "Nemelazımcılık" yoktur. Öyle demekle manevi mes'uliyetten kurtulamayız.
Fatih Sultan Mehmet tabipleri hastaların ayağına yollarmış. Şairine, alimine, şeyhulislamına hürmet etmiş. Değer vermiş kıymet bilmiş.
Bugün bizler sağlık alanındaki gelişmelerde niye Fatih'i geçmeyelim. Bize yakışan bu değil midir?
Yine Fatih öyle toplar döktürmüş ki Bizans'ın surlarını delmiş geçmiş.
Şimdi duyup da kahroluyorum. Benim tankımın modernizasyonunu bir İsrailli mühendis yapacak...
Koca bir emek, koca bir tarih, ilmî, ahlakî mirasla ayakta duran yüce milletin içinden çağın tekniğini geçecek bir evladımız yok mu? Bu kadro niye geri kalır...
Var, var da... Yakamızı dedikodudan, kendi yakasını çekmekten, kendiyle alay etmekten vakit ayırıp da gerçeklerle buluşturmuyoruz ki neslimizi...
Kadın açıldı, açıldı, açıldı... Daha ne olacak...
Haya, iffet, TV'lerde gazetelerde ağızlara sakız oldu, alet oldu, eşya oldu, her şey ayak altına düştü.
Daha ne olacak?
İki şey olacak?
Ya akıntı bu yıkıntıyı sürükleyip yok edecek...
Ya da el ele, gönül gönüle verip diniyle, devletiyle, milletiyle, medeniyetiyle kim ve ne olduğunu hatırlayan, şehitlerin gayretiyle coşan bir Kuvayı Milliye kadrosu iş başına geçecek, halk buna tutunacak. İşte o zaman bu gemi yol alır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Feyyaz İnanç / diğer yazıları
- ‘Işıkları açın’ / 07.05.2021
- Kulluğun gerçek tarifi / 06.05.2021
- Asli ihtiyaçlar / 30.04.2021
- Mecnun’un Leylası / 29.04.2021
- Rahman Suresi-II / 21.04.2021
- Rahman Suresi / 19.04.2021
- 14 Nisan / 15.04.2021
- İmam Muhammed Et-Takî’nin (a.s) Öğütleri / 14.04.2021
- Sağlam kale Ehl-i Beyt / 12.04.2021
- Bizi deryaya salan / 08.04.2021
- Kulluğun gerçek tarifi / 06.05.2021
- Asli ihtiyaçlar / 30.04.2021
- Mecnun’un Leylası / 29.04.2021
- Rahman Suresi-II / 21.04.2021
- Rahman Suresi / 19.04.2021
- 14 Nisan / 15.04.2021
- İmam Muhammed Et-Takî’nin (a.s) Öğütleri / 14.04.2021
- Sağlam kale Ehl-i Beyt / 12.04.2021
- Bizi deryaya salan / 08.04.2021