1997-2007 yılları arasında İngiltere Başbakanı olan Tony Blair, 2003 yılında Irak işgalinin düğmesine basan ABD Başkanı George W. Bush'un önde gelen destekçisi oldu.
Bugün İslam coğrafyasını kana bulayan sözde "teröre karşı savaş" sürecinin fitilini ateşleyen ilk imza Bush'a, ikinci imza ise Blair'e aittir.
5 yıldır yüz binlerce Müslüman'ın ölmesine ve milyonlarcasının da sığınmacı duruma düşmesine neden olan Suriye savaşı da Bush ve Blair ikilisinin sözcüsü olduğu karanlık güçler tarafından çok önceden planlanmıştı.
Temmuz 2006'da düzenlenen G-8 zirvesi sırasında açık unutulan mikrofonda ağzını da bozan Bush, Blair'e şunları söylemişti:
"Ortadoğu'daki krizin anahtarlarından birisi, Hizbullah ve Suriye'nin işi b.. etmelerine son verilmesidir."
Bush da Blair de gitti. Ama onların itiraf ettikleri İsrail'in kabusu Hizbullah ve Filistin davasının en büyük destekçisi Suriye yıllardır hedef halinde.
Mayıs 2013'te Hizbullah'ın Esad'ın yanında yer almasını eleştiren AKP'li Bekir Bozdağ, "Çok açık, çok net buradan bir kez daha söylüyorum. Adını da Hizbullah'ın değiştirmesi lazım, hizbüşşeytan yapması lazım" demişti.
Büyük Ortadoğu Projesi'ni (BOP) 'Haçlı Savaşı' diyerek ortaya koyan ABD'nin eski Başkanı Bush ve Blair'in, Esad ve Hizbullah'a karşıtlık konusunda AKP'yle aynı ortak paydada buluşması tesadüf değildir. Bu durum, AKP hükümetinin hangi senaryonun parçası olduğunun ispatlarından biridir.
Bush ve Blair, Kasım 2003'te İstanbul'daki sinagoglara, İngiliz Konsolosluğu'na ve HSBC'ye yapılan saldırılardan birkaç saat sonra birlikte kameralar karşısına geçip, Türkiye'yi "Küresel teröre karşı savaşta cephe ülkesi" ilan ettiler. Bu bağlamda ABD ve İngiltere için 'küresel terör' dendiğinde kastedilen şeyin onların tanımına göre 'radikal İslam' olduğu unutulmamalıdır.
Bunları neden mi anlatıyorum, çünkü adı geçen isimlerden Blair boş durmuyor.
ABD'nin başkenti Washington'da bulunan düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nin (CSIS) Şubat'ın son haftasında düzenlediği programda konuşan Tony Blair, aşırıcılık tehdidinin tüm dünyada arttığını, bununla mücadele için yeni bir yaklaşıma gerek duyulduğunu söyledi.
Müslümanların inancını savunmak onlara kalmış gibi, "içindeki düşman tarafından saldırıya uğrayan İslam'ın doğru teolojik yorumunu nasıl yayabileceğimizi çözmemiz gerekiyor" diyen Blair bakın neler söylüyor:
"Bence sorun bir grup fanatikten ziyade ideoloji barındıran bir spektrum. Bu ideolojinin kökleri de bir dinin çarpıtılmasında, Batı'ya ve farklı dinlerin birlikte var oluşuna karşı çıkan dünya görüşünde yatıyor. Bu ideolojiyi yenemezsek, bunun ürünü olan şiddetin kökünü kazıyamayız. Müttefiklere ihtiyacımız var. Bu meydan okumanın, özellikle İslam'ın içinden gelen müttefiklerin önderlik edebileceği boyutları bulunuyor. Batı'nın liderliği olmadan bu savaş kazanılamaz. Bu nedenle kapsamlı, ağırlığı olan, doğru ittifaklar kurma kabiliyeti bulunan bir strateji geliştirmeye çok acil ihtiyaç var."
Tamamen Batı icadı olan IŞİD ve El Kaide gibi terör örgütleriyle mücadele diye başlayan süreç, 'amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek' sözünü gerçek kılarcasına şimdi İslam'ın yeniden yorumlanmasına noktasına getirildi.
Blair gibilerinin sözcülük ettiği, İslam coğrafyasını yeniden şekillendirmeye çalışan bu görüşe göre; başını ABD ve İngiltere'nin çektiği Batılı devletler, bazı Müslüman ülkeleri müttefik diye yedeklerine alarak, içinden gelen düşmana karşı İslam'ı koruyacaklar ve yeniden yorumlayacaklar. Bu kapsamda zamanı geldiğinde Pensilvanya'da konuk ettikleri hocaefendileri de devreye koymaktan geri durmayacaklar.
BOP kapsamında bugüne kadar kendi askeri güçleriyle şekillendirmeye çalıştıkları İslam coğrafyasını artık, Blair'in de ifade ettiği gibi 'İslam'ın içinden gelen müttefiklerle' şekillendirecekler.
Blair'in bu sözleri, ipliği pazara çıkan BOP'un artık yeni bir ambalajla İslam coğrafyasına sunulacağını göstermektedir.
Blair'in yukarıdaki açıklamalarıyla 34 İslam ülkesinin katılımıyla Suudi Arabistan'ın öncülüğünde Aralık 2015'te kurulan "Teröre Karşı İslam İttifakı" ve bu ittifakın ilk icraat olarak, 20 ülkeden 200 bin askerin katılımıyla 'İslam Ordusu' adıyla Ortadoğu tarihinin en geniş katılımlı tatbikatına şu sıralarda gerçekleştiriyor olmasının aynı döneme denk gelmesi bir tesadüf değil.
Görünen o ki, önce Arap Baharı'na devşirilen BOP projesi şimdi 'İslam İttifakı'na dönüşüyor.
Adı her ne olursa olsun hedef hiç değişmiyor, yine Müslümanlar?
Bugün İslam coğrafyasını kana bulayan sözde "teröre karşı savaş" sürecinin fitilini ateşleyen ilk imza Bush'a, ikinci imza ise Blair'e aittir.
5 yıldır yüz binlerce Müslüman'ın ölmesine ve milyonlarcasının da sığınmacı duruma düşmesine neden olan Suriye savaşı da Bush ve Blair ikilisinin sözcüsü olduğu karanlık güçler tarafından çok önceden planlanmıştı.
Temmuz 2006'da düzenlenen G-8 zirvesi sırasında açık unutulan mikrofonda ağzını da bozan Bush, Blair'e şunları söylemişti:
"Ortadoğu'daki krizin anahtarlarından birisi, Hizbullah ve Suriye'nin işi b.. etmelerine son verilmesidir."
Bush da Blair de gitti. Ama onların itiraf ettikleri İsrail'in kabusu Hizbullah ve Filistin davasının en büyük destekçisi Suriye yıllardır hedef halinde.
Mayıs 2013'te Hizbullah'ın Esad'ın yanında yer almasını eleştiren AKP'li Bekir Bozdağ, "Çok açık, çok net buradan bir kez daha söylüyorum. Adını da Hizbullah'ın değiştirmesi lazım, hizbüşşeytan yapması lazım" demişti.
Büyük Ortadoğu Projesi'ni (BOP) 'Haçlı Savaşı' diyerek ortaya koyan ABD'nin eski Başkanı Bush ve Blair'in, Esad ve Hizbullah'a karşıtlık konusunda AKP'yle aynı ortak paydada buluşması tesadüf değildir. Bu durum, AKP hükümetinin hangi senaryonun parçası olduğunun ispatlarından biridir.
Bush ve Blair, Kasım 2003'te İstanbul'daki sinagoglara, İngiliz Konsolosluğu'na ve HSBC'ye yapılan saldırılardan birkaç saat sonra birlikte kameralar karşısına geçip, Türkiye'yi "Küresel teröre karşı savaşta cephe ülkesi" ilan ettiler. Bu bağlamda ABD ve İngiltere için 'küresel terör' dendiğinde kastedilen şeyin onların tanımına göre 'radikal İslam' olduğu unutulmamalıdır.
Bunları neden mi anlatıyorum, çünkü adı geçen isimlerden Blair boş durmuyor.
ABD'nin başkenti Washington'da bulunan düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nin (CSIS) Şubat'ın son haftasında düzenlediği programda konuşan Tony Blair, aşırıcılık tehdidinin tüm dünyada arttığını, bununla mücadele için yeni bir yaklaşıma gerek duyulduğunu söyledi.
Müslümanların inancını savunmak onlara kalmış gibi, "içindeki düşman tarafından saldırıya uğrayan İslam'ın doğru teolojik yorumunu nasıl yayabileceğimizi çözmemiz gerekiyor" diyen Blair bakın neler söylüyor:
"Bence sorun bir grup fanatikten ziyade ideoloji barındıran bir spektrum. Bu ideolojinin kökleri de bir dinin çarpıtılmasında, Batı'ya ve farklı dinlerin birlikte var oluşuna karşı çıkan dünya görüşünde yatıyor. Bu ideolojiyi yenemezsek, bunun ürünü olan şiddetin kökünü kazıyamayız. Müttefiklere ihtiyacımız var. Bu meydan okumanın, özellikle İslam'ın içinden gelen müttefiklerin önderlik edebileceği boyutları bulunuyor. Batı'nın liderliği olmadan bu savaş kazanılamaz. Bu nedenle kapsamlı, ağırlığı olan, doğru ittifaklar kurma kabiliyeti bulunan bir strateji geliştirmeye çok acil ihtiyaç var."
Tamamen Batı icadı olan IŞİD ve El Kaide gibi terör örgütleriyle mücadele diye başlayan süreç, 'amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek' sözünü gerçek kılarcasına şimdi İslam'ın yeniden yorumlanmasına noktasına getirildi.
Blair gibilerinin sözcülük ettiği, İslam coğrafyasını yeniden şekillendirmeye çalışan bu görüşe göre; başını ABD ve İngiltere'nin çektiği Batılı devletler, bazı Müslüman ülkeleri müttefik diye yedeklerine alarak, içinden gelen düşmana karşı İslam'ı koruyacaklar ve yeniden yorumlayacaklar. Bu kapsamda zamanı geldiğinde Pensilvanya'da konuk ettikleri hocaefendileri de devreye koymaktan geri durmayacaklar.
BOP kapsamında bugüne kadar kendi askeri güçleriyle şekillendirmeye çalıştıkları İslam coğrafyasını artık, Blair'in de ifade ettiği gibi 'İslam'ın içinden gelen müttefiklerle' şekillendirecekler.
Blair'in bu sözleri, ipliği pazara çıkan BOP'un artık yeni bir ambalajla İslam coğrafyasına sunulacağını göstermektedir.
Blair'in yukarıdaki açıklamalarıyla 34 İslam ülkesinin katılımıyla Suudi Arabistan'ın öncülüğünde Aralık 2015'te kurulan "Teröre Karşı İslam İttifakı" ve bu ittifakın ilk icraat olarak, 20 ülkeden 200 bin askerin katılımıyla 'İslam Ordusu' adıyla Ortadoğu tarihinin en geniş katılımlı tatbikatına şu sıralarda gerçekleştiriyor olmasının aynı döneme denk gelmesi bir tesadüf değil.
Görünen o ki, önce Arap Baharı'na devşirilen BOP projesi şimdi 'İslam İttifakı'na dönüşüyor.
Adı her ne olursa olsun hedef hiç değişmiyor, yine Müslümanlar?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Orhan Dede / diğer yazıları
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024