Bir feci tablo: burnunun ucunu görmekten aciz düşmüş insanlar topluluğu. Vatanın edebiyatı yapılır da savunması yapılmaz konuma düşülmüş. Vatan için, bayrak için, namus için, inanç için hür bir adım atılabileceğine inancı olan yok. Herkes bir esaretin pençesinde. En aykırı olanın dahi dilinde aynı türkü: Yapamayız, edemeyiz, bize izin vermezler ve benzeri nice güce bağıllık içeren görüşün mahsulü basmakalıp cümleler? Demagogların pençesine düşmüş insanlar. Demagoglarıysa evliya, peygamber falan sanmaktalar. Oysa demagog, bir fikri istismar ederek şahsi çıkarlarını elde eden kimsenin ismidir, o fikre bağlı olanın değil. Toplumsal kutuplaşma haddini aşmış. Bir referandumda hayır diyeceği için evine öz be öz akrabasını almayan evetçi bir yanda dururken, diğer yanda da evetçi akrabayı evine almayan hayırcı duruyor. Savunduğu fikir hakkında bilgisi üç cümleyi geçmez. Bu ölümüne savunuşun sebebi ya güç, ya baba görüşü oluşu. Bu kara haline bakıp da bak ağabeyim, bak evladım, bak anacığım, bak kızım diyerek çözümü sunanıysa maddi gücü veyahut toplumda gördüğü kabul kadar zannederek küçümsüyor. Oysaki onu sadece kurtaracak olan, bu yardım elini uzatandı, bilmiyor.
Bu millet bizim milletimiz, bu tablo bizim tablomuz. Yiten bizim kimliğimiz, eksilen bizim kültürümüz. Kaybedilecek olan bizim atamızdan bize kalan vatanımız, diş bilenilen bizim topraklarımız. "Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç" demeye çeyrek kalmış, haberimiz yok. "Bir musibet, bin nasihatten iyidir" diye ümit ediyoruz, toplumca bin musibetten bir nasihat çıkarmaktan aciz olduğumuzu gördükçe sayısı bir avucu geçmeyen bizler, vatan derdine düşmüş kimseler, üzülüyoruz.
Bu kimseler bizim milletimiz, bu kimseler insanlık, bu kimseler bizim akrabamız. Ne acı şey köre bir rengi anlatmaya çalışmak? Esaretine aşık olmuş kimselere hürriyetin güzelliğini anlatmaya çalışıyoruz; ya feci trajik bir durumdayız, ya da pek soğuk bir şakayı yaşamaktayız.
Bağırsak bir kulaktan girdiğinden birkaç saniye sonra öbüründen çıkıyor feryadımız. Bizi dinleyen biziz, başkası yok. Sanki şunca insan değil bu kıyamet senaryosunda kaybedecek olan, sanki tek biziz. Bu ne kara perde, bu ne feci körlük, selim aklın hududu kavramaya yetmez, yetmiyor.
Acıyı yaşamanın farkında olmayana, acıyı yaşadığımız ve daha da acıyı yaşayacağımız haklı, dürüst ve mert ikazını yapanın adı ya paranoyak oluyor ya komplo teorisyeni. Hâlbuki ya ölmüşüz gömenimiz yok, ya gömüldük de haberimiz. Oysaki bu ikaz sesi ahlakın sesi, bu ikaz sesi imanın sesi, hürriyetin sesi. Kara perdenin çevrelediği kalbe hürriyeti anlatma gayretine düşmek göle maya çalmaya benziyor. Tutmuyor, boşa çıkıyor. Ya tutarsa, bile diyemez oluyoruz.
Biz bizi değiştirmedikçe ne bizleri yaratan Allah değiştirir bizi, ne de bir başkası. Karanlığı seçen bizken, perdeyle evi çevrelemiş olan bizken güneş ne kadar büyük ve ulu olursa olsun, perdeyi geçip de hanemize
giremez.
Allah, gönlümüzdeki bu kör edesi siyah perdeleri kaldırıp doğruya ve hürriyete ulaşabilmeyi nasip eylesin.
Bu millet bizim milletimiz, bu tablo bizim tablomuz. Yiten bizim kimliğimiz, eksilen bizim kültürümüz. Kaybedilecek olan bizim atamızdan bize kalan vatanımız, diş bilenilen bizim topraklarımız. "Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç" demeye çeyrek kalmış, haberimiz yok. "Bir musibet, bin nasihatten iyidir" diye ümit ediyoruz, toplumca bin musibetten bir nasihat çıkarmaktan aciz olduğumuzu gördükçe sayısı bir avucu geçmeyen bizler, vatan derdine düşmüş kimseler, üzülüyoruz.
Bu kimseler bizim milletimiz, bu kimseler insanlık, bu kimseler bizim akrabamız. Ne acı şey köre bir rengi anlatmaya çalışmak? Esaretine aşık olmuş kimselere hürriyetin güzelliğini anlatmaya çalışıyoruz; ya feci trajik bir durumdayız, ya da pek soğuk bir şakayı yaşamaktayız.
Bağırsak bir kulaktan girdiğinden birkaç saniye sonra öbüründen çıkıyor feryadımız. Bizi dinleyen biziz, başkası yok. Sanki şunca insan değil bu kıyamet senaryosunda kaybedecek olan, sanki tek biziz. Bu ne kara perde, bu ne feci körlük, selim aklın hududu kavramaya yetmez, yetmiyor.
Acıyı yaşamanın farkında olmayana, acıyı yaşadığımız ve daha da acıyı yaşayacağımız haklı, dürüst ve mert ikazını yapanın adı ya paranoyak oluyor ya komplo teorisyeni. Hâlbuki ya ölmüşüz gömenimiz yok, ya gömüldük de haberimiz. Oysaki bu ikaz sesi ahlakın sesi, bu ikaz sesi imanın sesi, hürriyetin sesi. Kara perdenin çevrelediği kalbe hürriyeti anlatma gayretine düşmek göle maya çalmaya benziyor. Tutmuyor, boşa çıkıyor. Ya tutarsa, bile diyemez oluyoruz.
Biz bizi değiştirmedikçe ne bizleri yaratan Allah değiştirir bizi, ne de bir başkası. Karanlığı seçen bizken, perdeyle evi çevrelemiş olan bizken güneş ne kadar büyük ve ulu olursa olsun, perdeyi geçip de hanemize
giremez.
Allah, gönlümüzdeki bu kör edesi siyah perdeleri kaldırıp doğruya ve hürriyete ulaşabilmeyi nasip eylesin.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Taşkın / diğer yazıları
- Ölenden borç var doğana borç kalıyor / 08.06.2019
- Eğer başarı aranıyorsa / 10.04.2019
- Enflasyonu da bilmiyorsunuz ki! / 15.03.2019
- Büyük devrim / 14.03.2019
- Çözüm sahibi olmak / 05.03.2019
- Taklit edilmeye çalışılan parti BTP / 26.02.2019
- Hepimiz orada olmak durumundayız / 20.01.2019
- Prof. Dr. Haydar Baş’a kim tuzak kurar? / 15.01.2019
- Yarın değil, bugün / 25.12.2018
- Ata’ya vefa borcumuz var / 23.10.2018
- Eğer başarı aranıyorsa / 10.04.2019
- Enflasyonu da bilmiyorsunuz ki! / 15.03.2019
- Büyük devrim / 14.03.2019
- Çözüm sahibi olmak / 05.03.2019
- Taklit edilmeye çalışılan parti BTP / 26.02.2019
- Hepimiz orada olmak durumundayız / 20.01.2019
- Prof. Dr. Haydar Baş’a kim tuzak kurar? / 15.01.2019
- Yarın değil, bugün / 25.12.2018
- Ata’ya vefa borcumuz var / 23.10.2018