AKP hükümetinin rüşvet kabilinden 3 milyar Euro için Suriyeli sığınmacıların tüm yükünü Türkiye'nin sırtına yıkmak isteyen Avrupa Birliği'ne evet demesi bile Türklere AB kapısını açamadı. Avrupa Birliği'nden yapılan açıklamalara bakılırsa Türklere vizesiz Avrupa Birliği artık bir hayalden öte değil.
Politikacısından sokaktaki Avrupalıya kadar hiç kimse sokaklarda daha fazla Müslüman, özellikle de Türk görmek istemiyor.
Bunu biraz abartılı bulmuş olabilirsiniz, ama öyle değil.
ABD'nin önemli üniversitelerinden Massachusetts Institute of Technology'de dilbilimi profesörü olan Noam Chomsky, Türkiye'nin AB üyeliği hususunda şunları söylemişti:
"Türkiye'ye AB'ye girme olasılığını önerdiler. Buna bir kez bile inanmadım çünkü Avrupa son derece ırkçıdır. Türklerin kendileriyle eşit bir şekilde Avrupa sokaklarında yürümesini istemezler. Ama işte güya bunu önerdiler. Sonra ne oldu? Her seferinde Türkiye'nin önüne yeni ve başka koşullar koydular."
ABD'nin politikalarını en acımasızca eleştiren yazıları kaleme alan Chomsky, muhalif kimliğiyle Türkiye'de de tanınan bir isim.
Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye bakışındaki gerçekleri görmek için Chomsky'nin açıklamalarına yer verdim, çünkü bazı zihniyetteki insanlar maalesef ancak ecnebiler söyleyince ikna oluyorlar.
Avrupa Birliği, Türkiye söz konusu olduğunda herzaman ikiyüzlü bir politika uygulamayı seçmiştir.
Üyelik müzakerelerini uzunca bir süredir buzdolabına kaldıran Avrupa Birliği, göçmen krizi baş gösterdiğinde Türkiye'yi hatırlayabilmiştir. Bu da kapılarına dayanan milyonlarca göçmenin yükünden kurtulmak içindir. Yoksa Türkiye'ye yardım edelim, Türkiye'nin 3 milyona yaklaşan sığınmacı yükünü biraz paylaşalım kaygısıyla atılmış bir adım kesinlikle değildir.
Bütün bu gerçekler ortadayken Türkiye'yi yöneten AKP hükümetinin hâlâ Avrupa Birliği'nin peşinde kuyruk olmasına ne demeli?
Avrupa birliği ile kurulan ilişkilerde Türkiye hep zarar etti. Aslında bu ilişkiye ne kadar erken son verilirse Türkiye o kadar kârlı çıkar, ama bu gerçekleri rağmen AKP hükümeti Avrupa Birliği'nin peşinde kuyruk olmakta ısrar ediyor.
Katolik nikâhıyla Avrupa'ya bağlanmanın gereği bu olsa gerek. AKP hükümeti de yüzde 49 buçuktan aldığı güçle bu Katolik nikahın gereğini yerine getiriyor.
Bu hükümetin ve bundan önceki hükümetlerin Avrupa Birliği konusundaki yaklaşımlarının yanlışlığına Türkiye'de her zaman dikkat çeken ve isabetli görüşleriyle karşı çıkan yegane isim Prof. Dr. Haydar Baş oldu.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bir konuşmasında şunları söylemişti: "1986 yılından beri söylüyorum. AB'nin bizi kabul etmesi asla mümkün değildir, Türkiye Cumhuriyeti Devletini asla kabul etmeyecektir, bu yolda tüm gayretler beyhudedir. Bizim Karadenizliler sevdalandı mı dağdan dağa türkü söylerler, o ona o ona. Bunlar da şimdi Avrupa Birliği'ne sevdalanmış, halbuki AB'nin bunların yüzüne baktığı yok, selam da verdiği yok. Bu nasıl bir kara sevda? Allah bu sevdayı bunların gönlünden alsın, bu milleti de bu çileden, bu musibetten kurtarsın."
Prof. Dr. Baş'ın duasına biz de amin diyoruz. Ama bu milletin çilesinin bitmesi ve bu musibetlerden kurtulması için Türkiye'nin Bağımsız Türkiye Partisi siyasetine ve Prof. Dr. Haydar Baş liderliğine terfi etmesi gerektiğinin de altını çiziyorum.
Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne baktığımızda AKP'nin bozduklarını tamir edebilecek, milletin yaşadığı musibetlere dur diyebilecek ve ülkeyi tüketen sorunları çözecek hiçbir iradenin varlığından bahsetmek mümkün değildir.
Dolayısıyla Türkiye için çözümün adı Haydar Baş'tır.
Milletin musibetlerden ve çilelerden kurtulmasının yegane formülü de Bağımsız Türkiye Partisi'nin iktidar olmasıdır.
Politikacısından sokaktaki Avrupalıya kadar hiç kimse sokaklarda daha fazla Müslüman, özellikle de Türk görmek istemiyor.
Bunu biraz abartılı bulmuş olabilirsiniz, ama öyle değil.
ABD'nin önemli üniversitelerinden Massachusetts Institute of Technology'de dilbilimi profesörü olan Noam Chomsky, Türkiye'nin AB üyeliği hususunda şunları söylemişti:
"Türkiye'ye AB'ye girme olasılığını önerdiler. Buna bir kez bile inanmadım çünkü Avrupa son derece ırkçıdır. Türklerin kendileriyle eşit bir şekilde Avrupa sokaklarında yürümesini istemezler. Ama işte güya bunu önerdiler. Sonra ne oldu? Her seferinde Türkiye'nin önüne yeni ve başka koşullar koydular."
ABD'nin politikalarını en acımasızca eleştiren yazıları kaleme alan Chomsky, muhalif kimliğiyle Türkiye'de de tanınan bir isim.
Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye bakışındaki gerçekleri görmek için Chomsky'nin açıklamalarına yer verdim, çünkü bazı zihniyetteki insanlar maalesef ancak ecnebiler söyleyince ikna oluyorlar.
Avrupa Birliği, Türkiye söz konusu olduğunda herzaman ikiyüzlü bir politika uygulamayı seçmiştir.
Üyelik müzakerelerini uzunca bir süredir buzdolabına kaldıran Avrupa Birliği, göçmen krizi baş gösterdiğinde Türkiye'yi hatırlayabilmiştir. Bu da kapılarına dayanan milyonlarca göçmenin yükünden kurtulmak içindir. Yoksa Türkiye'ye yardım edelim, Türkiye'nin 3 milyona yaklaşan sığınmacı yükünü biraz paylaşalım kaygısıyla atılmış bir adım kesinlikle değildir.
Bütün bu gerçekler ortadayken Türkiye'yi yöneten AKP hükümetinin hâlâ Avrupa Birliği'nin peşinde kuyruk olmasına ne demeli?
Avrupa birliği ile kurulan ilişkilerde Türkiye hep zarar etti. Aslında bu ilişkiye ne kadar erken son verilirse Türkiye o kadar kârlı çıkar, ama bu gerçekleri rağmen AKP hükümeti Avrupa Birliği'nin peşinde kuyruk olmakta ısrar ediyor.
Katolik nikâhıyla Avrupa'ya bağlanmanın gereği bu olsa gerek. AKP hükümeti de yüzde 49 buçuktan aldığı güçle bu Katolik nikahın gereğini yerine getiriyor.
Bu hükümetin ve bundan önceki hükümetlerin Avrupa Birliği konusundaki yaklaşımlarının yanlışlığına Türkiye'de her zaman dikkat çeken ve isabetli görüşleriyle karşı çıkan yegane isim Prof. Dr. Haydar Baş oldu.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bir konuşmasında şunları söylemişti: "1986 yılından beri söylüyorum. AB'nin bizi kabul etmesi asla mümkün değildir, Türkiye Cumhuriyeti Devletini asla kabul etmeyecektir, bu yolda tüm gayretler beyhudedir. Bizim Karadenizliler sevdalandı mı dağdan dağa türkü söylerler, o ona o ona. Bunlar da şimdi Avrupa Birliği'ne sevdalanmış, halbuki AB'nin bunların yüzüne baktığı yok, selam da verdiği yok. Bu nasıl bir kara sevda? Allah bu sevdayı bunların gönlünden alsın, bu milleti de bu çileden, bu musibetten kurtarsın."
Prof. Dr. Baş'ın duasına biz de amin diyoruz. Ama bu milletin çilesinin bitmesi ve bu musibetlerden kurtulması için Türkiye'nin Bağımsız Türkiye Partisi siyasetine ve Prof. Dr. Haydar Baş liderliğine terfi etmesi gerektiğinin de altını çiziyorum.
Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne baktığımızda AKP'nin bozduklarını tamir edebilecek, milletin yaşadığı musibetlere dur diyebilecek ve ülkeyi tüketen sorunları çözecek hiçbir iradenin varlığından bahsetmek mümkün değildir.
Dolayısıyla Türkiye için çözümün adı Haydar Baş'tır.
Milletin musibetlerden ve çilelerden kurtulmasının yegane formülü de Bağımsız Türkiye Partisi'nin iktidar olmasıdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Orhan Dede / diğer yazıları
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024